19.9.18

dublinliler

james joyce

niçin kelimeler bana bu kadar sıkıcı ve soğuk görünüyor? acaba senin adın kadar sevecen bir kelime olmadığı için mi?

evlendin mi işin bitiktir. baş dönmesinin de sonu gelir. her bağ bir acı bağı haline gelir.

eski dostlar başka türlü oluyor. her şey bir yana, onlar gibi güvenilir dost bulunmuyor.

hızlı hareket insanları coşturur; ün de öyle, para sahibi olmak da öyle.

kır yollarından nasıl parlak bir şekilde geçip gelmişlerdi! yolculuk hayatın gerçek nabzına büyülü parmağını bastırıyor, insan sinirlerinin mekanizması da zarafetle bu hızlı mavi hayvanın sıçramalı ilerleyişine cevap vermeye çalışıyordu.

hizmetçiyle yapılmayacak şey yoktur.

genç adam gençliğinin gereğini yapmalı. bizim şu büyücü filozofa da hep söylediğim bu zaten; bedenini harekete alıştır. ben çocukken her allahın sabahı soğuk suyla yıkanırdım, yaz-kış. şimdi de onun için sağlığım yerinde. eğitim, okumak iyi hoş filan da..

hepsini denemiş adamın lafı dinlenir.

genç adamlar yakınlarda bir genç kız olduğunu bilmekten hoşlanırlar.

insanı yıpratıyor gazetecilik hayatı. koş dur, her an, yazdığın haberi ararsın, bazen de bulamazsın. sonra, her zaman yeni bir şey söyleyeceksin. provaların da, mürettiplerin de canı cehenneme!

"acelem yok. beklesinler biraz. kendimi tek bir kadına bağlamaktan hoşlanmıyorum, anlıyor musun?" ağzıyla bir şey tadar gibi yaptı, yüzünü buruşturdu. "bayatlar sonra." dedi.

insan, düşüncenin eziyetinde bir musiki işittiğini sanıyor.

rüzgarlar sustu ve akşamın kasveti durgun, zephyr bile kıpırdamıyor koruda, margaret'imin mezarında ben durmuşum çiçekler serperek sevdiğim tozlara.

her oğlanın bir küçük sevgilisi vardır.

karısını kendi zevkler listesinden öylesine kesinlikle silmişti ki bir başkasının kadına ilgi duyacağından kuşkulanmıyordu.

erkek ile erkek arasında sevgi imkansızdır; çünkü cinsel ilişki olmamalıdır ve erkekle kadın arasında arkadaşlık imkansızdır; çünkü cinsel ilişki olmalıdır.

hep çalışıp hiç oynamamak çocuğu aptallaştırır.

tanrım, ne ölüm! belli ki yaşamayı becerecek durumda değildi, amaçlılığın gücünden yoksundu, iptilalara kolayca kapılabiliyordu, uygarlığın üzerinde kurulu olduğu enkazlardan biriydi. ama nasıl olur da bu kadar alçalabilirdi!

insan içyüzünü bilirse kızların göründükleri kadar iyi olmadığını anlar.

çalışan adama bas tekmeyi, ekmeğini de elinden al. oysa her şeyi üreten emektir. çalışan adam oğullarına, yeğenlerine, teyzezadelerine arpalık aramıyor. çalışan adam, bir alman kralına şirin görünmek için dublin'in şerefini çamura batırmıyor.

şairin dediği gibi: "büyük dehalar deliliğe çok yakındır."

hepimizin yaşayan ödevleri ve yaşayan sevgileri var ve bunlar, haklı olarak, bizim zorlu çabalarımızı talep ediyor.