5.10.18

sanayi toplumu ve geleceği

theodore kaczynski

sanayi devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. bu sonuçlar, gelişmiş ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara -üçüncü dünya ülkelerinde fiziksel acılara da- yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı.

insanlar, toplumlarının şeklini bilinçli ve akılcı olarak seçmezler. toplumlar, akılcı insan kontrolü altında olmayan sosyal evrim süreçleri yoluyla gelişir.

bir toplumun ekonomik ve teknolojik yapısı, sokaktaki adamın nasıl yaşayacağını belirlemede politik yapısından çok daha önemlidir.

toplumumuzda akıl sağlığı kavramı büyük oranda bireyin sistemin ihtiyaçlarına uygun olarak davranma ve bunu stres belirtileri göstermeden yapma düzeyine göre tanımlanır.

bir insan, toplumunun ahlaki törelerine inanıp uyarsa ve o toplumun işleyen bir parçası olarak içinde yer alırsa onun iyi sosyalleşmiş olduğu söylenir.

toplumsallaşmış bir insan, kabul edilmiş ahlaka karşı gelen duygu veya düşünceleri suçluluk duymadan yaşayamaz bile; "temiz olmayan" düşünceleri düşünemez. bu insan psikolojik bir tasma ile bağlanır ve yaşamını, toplumun onun için döşediği raylar üzerinde koşarak geçirir.

sistem, bireyin hayatını pek çok yönden kolaylaştırır; ama bununla birlikte onu kendi kaderini kontrol etmekten yoksun bırakır.

belirli bir dereceye kadar özgürlüğe izin vermek sistemin yararınadır. örneğin, ekonomik özgürlüğün -belirli sınırlamalar ve kısıtlamalarla- ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilediği ortaya çıkmıştır. ama ancak planlanmış ve sınırları çizilmiş bir özgürlük sistemin yararınadır. birey her zaman bir tasmayla bağlanmalıdır, bazen bu tasma uzun bırakılsa bile.

modern toplumun insanları maruz bıraktığı en önemli anormal koşul, bizim güç sürecini doğru dürüst yaşama şansımızın olmamasıdır. yaşamı boyunca güç sürecine olan gereksinimi tatmin edilen kişi, o yaşamın sonunu kabullenmeye en iyi hazırlanmış kişidir.

toplum, insanlara, güç sürecinden geçmeleri için fırsat vermenin bir yolunu bulmalıdır. oysa insanlar için fırsatın değeri, bu fırsatı toplumun onlara verdiği gerçeğiyle zaten biter. onların ihtiyacı olan, kendi fırsatlarını yaratmaktır. sistem onlara fırsatlarını verdiği sürece, onları tasmayla bağlı tutar. bağımsızlıklarını elde etmek için bu tasmadan kurtulmalıdırlar.

bir diğer önemli sorun da çağdaş toplumda birçok insana acı veren bir amaçsızlık duygusudur. varoluşçuluk da büyük oranda, çağdaş toplumun amaçsızlığına bir tepkidir. bireyin güvenlik arayışı hayal kırıklığıyla sonuçlanır. bu da bir güçsüzlük duygusuna yol açar.

insan için güç de yeterli değildir. bir insanın uğrunda gücünü deneyeceği amaçları olmalı. ciddi psikolojik problemlere yakalanmamak için, bir insan, uğruna çaba harcaması gereken amaçlara gerek duyar ve bu amaçlara ulaşmada en azından makul bir oranda başarıya sahip olmalıdır.

anayasal haklar bir dereceye kadar yararlı olsa da, burjuva özgürlük anlayışı olarak tabir edilebilecek şeyi garantilemekten pek fazlasına hizmet etmez. burjuva anlayışına göre, özgür bir insan, sosyal bir makinenin önemli bir parçasıdır ve yalnızca tembihlenmiş ve sınırlanmış bir dizi özgürlüğe sahiptir; bu özgürlükler bireyin ihtiyaçlarından çok sosyal makinenin ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır.

bir yetişkin insanın zamanının büyük bir bölümünü kendi işine vermiş olarak bir masa başında oturarak geçirmesi doğal değildir. normal bir yetişkin, zamanını gerçek dünyayla etkin bir ilişki kurarak geçirmek ister.

insan ırkı en iyi halde bile nispeten kolay sosyal problemleri çözmekte bile çok kısıtlı bir kapasiteye sahiptir. sistem çevre kirliliği ve politik yozlaşmayı, uyuşturucu ticaretini ya da aile içi şiddeti durdurmakta bile başarısız olmuştur.

artan depresyon oranı kesinlikle bugün toplumumuzda var olan bazı koşulların sonucudur. insanları depresyona iten koşulları kaldırmak yerine, modern toplum onlara anti-depresan (uyuşturucu) ilaçlar vermektedir. aslında, anti-depresanlar, bireyin iç dünyasını, normalde tahammül etmeyeceği sosyal koşulları kabullenmesini sağlayacak biçimde değiştiren araçlardır.

eğer eğlence endüstrisi olmasaydı sistem şu anda bize uyguladığı stres üreten baskıyı asla uygulayamazdı.

çağdaş toplumda tatmin arayışı çok yaygındır. ancak insanların çoğunluğu için, temel amacı tatmin olan bir etkinlik -yapay bir etkinlik- bütünüyle tatmin getirmez.

kitle eğlence aracını kullanmamız "isteğimize" bağlıdır. hiçbir yasa bizi televizyon izlemeye, radyo dinlemeye, dergi okumaya zorlamaz, yine de kitle eğlencesi, çoğumuzun bağımlı hale geldiği bir kaçış ve stres atma aracıdır. herkes televizyonun kötülüğünden bahseder; ama yine hemen hemen herkes onu izlemeye devam eder.

eğlence endüstrisi sistemin önemli bir psikolojik aracı olarak hizmet verir. eğlence modern insana önemli bir kaçış aracı sağlar. insan televizyona, videoya vs. gömülmüşken stresi, endişeyi, hayal kırıklığını, tatminsizlik duygusunu unutabilir.

insanlar çok fazla para kazansalar bile pazarlama endüstrisinin onların gözünün önünde salladığı parlak, yeni oyuncaklara duydukları şiddetli arzularını doyuramazlar. bu yüzden, gelirleri büyük olsa da kendilerini para açısından hep darda ve arzuları engellenmiş hissederler.

bir iki yıl önce fc'nin bir üyesi şunları açıkça söyleyen bir satış müdürüne rastlamıştı: "işimiz, insanların istemedikleri ve ihtiyaç duymadıkları şeyleri almalarını sağlamaktır."

bazı insanlar ise reklam ve pazarlama tekniklerine karşı dirençlidir. bunlar parayla ilgilenmeyen insanlardır. maddi kazanımlar onların güç sürecine olan ihtiyaçlarına hizmet etmez.

propaganda yalnızca reklamlarla sınırlı değildir; bazen onu yapan insanlar tarafından bilinçli olarak bile yapılmaz. örneğin, bir eğlence programının içeriği, güçlü bir propaganda biçimidir.

ilkel insanın daha az stres ve hayal kırıklığı çektiğine ve çağdaş insana oranla yaşam tarzından daha memnun olduğuna inanmak için pek çok sebep vardır.

pek çok ilkel kişi, çalışmak zorunda olmadığında, hiçbir şey yapmadan saatlerce oturmaktan oldukça memnun kalır, çünkü kendisi ve dünyası ile barışıktır. ama çoğu modern insan sürekli olarak meşgul kalmalı ya da eğlenmelidir; yoksa sıkılır, huzursuz ve asabi olur.

yaşamlarımız başka insanların verdiği kararlara bağlı. bu kararlar üzerinde hiçbir kontrolümüz olmadığı gibi genelde kararları veren kişileri tanımıyoruz bile.

insanların çoğunluğunun, kararlarını kendilerinin vermek istemedikleri ama liderlerden onların adına düşünmelerini istedikleri ileri sürülebilir. insanlar, sıradan konularda kendi kararlarını vermekten hoşlanır ama zor ve önemli sorunlarda karar vermek psikolojik çatışmayı göze almayı gerektirir ve çoğu insan psikolojik çatışmadan nefret eder.

genetik ilerleme, insanı, şansın -ya da tanrının, ya da dini inançlarımıza bağlı olarak her neyinse- özgür bir yaratısı olmaktan çıkarıp fabrikasyon bir ürün haline getirecektir.

muhafazakarlar aptaldır: bir yandan geleneksel değerlerin yıkılmasından dolayı sızlanırken diğer yandan da teknolojik ilerleme ve ekonomik gelişmeyi içtenlikle desteklerler.

bir iş için, işe en uygun kişi yerine, kuzeni, arkadaşı veya dindaşını atayan bir kamu görevlisi veya şirket yetkilisini düşünün. bu kişi, kişisel bağlılığının, sisteme olan bağlılığının önüne geçmesine izin vermiştir ve bu, akraba kayırma veya ayrımcılıktır ki bunların ikisi de çağdaş toplumda korkunç günahlardır.

tarih, genelde ne istediğini bile tam olarak bilmeyen çoğunluklar tarafından değil, kararlı ve etkin azınlıklar tarafından yazılır. tüm bu kokuşmuş sistemi yıkıp sonuçlarına katlanmak çok daha iyidir.