7.10.18

hayalperestler

patti smith

kimse, olmadığı birine dönüşmez.

çocuk aklı alna kondurulan öpücük gibidir, kabule açık ama ilgisiz. doğum günü pastasının üzerindeki balerin gibi döner durur; hem zehirli, hem tatlı.

yeni doğmuş bir bebeğin gülümseyişinden daha güzel bir şey yok bu hayatta.

sıradan karşısında hayrete düşen çocuk, uğraşmaksızın bilinmeyene doğru ilerler; ta ki çıplaklık onu korkutup utandırana kadar. o zaman biraz örtünmek ister, düzen arar. bir an için her şeyi tüm çıplaklığıyla görür, eler, toplar, gerçeklerden yapılma çılgın bir yorgan örer. vahşi, tene batan türden gerçeklerdir onlar. bildiğimiz gerçeklerle uzaktan yakından alakaları yok gibidir.

bu acımasız, yoğun sürecin sonunda ortaya güzel bir şeyin çıkması mümkündür; ancak genelde sadece mücadele edilip kurtulunması gereken pırıl pırıl, titrek bir gözyaşı meydana gelir. ipten omurganla, her zamankinden daha uzak ve göz kamaştırıcı bir arenaya kayarsın.

etraf olduğu gibi duvardır. ve akıl -belli etmeksizin, balerinler gibi tek ayak üzerinde dönerken- kapabileceği ne bilgi parçacığı varsa kapar; flamanca, tuğlalara yontulmuş hiyeroglifler.

ünlemler! başlangıca, amaca dair sorular. küçükken, başka bir yerlerden gelme duygusu ile coşkuya kapılıp etrafı gözetleriz. içimize bakar, inceler, yabancı olanı çekip çıkartırız. göz alabildiğine açık, altından bir alana varırız. ya da çoğu kez bir buluta rast geliriz; bulutlarda yaşayanlardan bir ırka. bunlar, çocukkenki düşüncelerimizdir. sonunda her şeyi idrak ederiz. kendimizde annemizin elini, babamızın uzuvlarını tanırız. ancak akıl; o yine de başka bir şeydir. ne olacağından asla emin olamayız. çünkü o kudurmuş köpekle, horozibiğiyle, telden çemberle birlikte döner. varlığımızın bu yanı başka bir şeye dönüşebilir ve belki de yaşam denilen mekanizmanın gerçek düğüm noktası burasıdır. akıl bir resimdir. ve orada, köşede, spiralimsi bir şey görürsünüz. bir virüstür belki; belki de ruhsal bir dövmedir.

dikkat et, ruhunu sergilerken dikkat et, neyin varsa ortalığa dökme.

su kaynadı. bir avuç naneyi süzdürüp, suyunu kupaya döktüm. ne kadar hastalık varsa alsın götürsün, hepsini önemsiz dipnotlara dönüştürsün diye. kızgın korların üzerinde yürüyoruz. yapamayacağımız hiçbir şey yok.

"bir gün hepimiz öleceğiz
ama durmayıp yola devam edenler
attıkları adımın sonunu getirenler
onlar asla ölmeyecek
onların isimleri rembrant, columbus"

bir oğlan çocuğu için yangından daha heyecan verici bir şey yoktur.

çocukken ne mutluyuzdur! ışık, mantığın sesiyle nasıl da körelir! bu hayatta taşı düşmüş yüzükler gibi dolanıyoruz. ama sonra bir gün, bir yerden köşeyi dönüyoruz ve bir de bakıyoruz ki karşımızda, yerde yatıyor; mücevher gibi kesilmiş, ışıl ışıl bir damlası. hayalet değil, gerçek. dokunup rahatsız edersek yok olabilir. ama bir adım atmazsak da hiçbir şey düzelmeyecek. bu bulmacayı nasıl çözeceğiz? bir yolu var. dua edin. kendi duanızı söyleyin. nasıl söylerseniz söyleyin, fark etmez. çünkü bittiğinde, saklamaya değer tek mücevhere, bağışlamaya değer tek tohuma siz sahip olacaksınız.