3.10.2022

menemen

nedim gürsel

yedi değil dört kişiydiler, dört mehmet, kendilerini kuran'daki "yedi uyurlar"a benzetseler de. sonra çoğaldılar, aralarına karışıp isyana katılanlarla sayıları yüzü buldu. oysa en başta giritli mehmet, şamdan mehmet, sütçü mehmet ve mehmet emin, manisa'nın araboğlu mahallesindeki çırak ibrahim'in kahvesinde buluşup esrar çekiyor, zikir ayinleri yapıyorlardı. nakşibendi'ydiler. ve suçları bundan ibaretti. istanbul'da erenköy'deki köşkünde elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, kuş tüyü yastıklarda uyuyan, kutbü'l-aktab şeyh esat efendi'ydi mürşitleri. bir de kıtmir adını verdikleri bir köpekleri vardı. köpek kahvenin önünde uyukluyor, içerden gelen tekbir seslerini duydukça kulaklarını dikip sonra yeniden uykuya dalıyordu. dört mehmetlerse allah'ın adını andıkça kendilerinden geçiyor, uyumak şöyle dursun silkindikçe diriliyor, vecd içinde istanbul'daki şeyhleriyle rabıtaya giriyor, ona teslimiyet yemini ediyorlardı.

şeyhin, doksan yaşını geçmiş olmasına rağmen rabıta ve zikir dışında başka işleri, başka planları vardı. tekke ve zaviyeleri kapatan, halkı fes çıkarıp şapka giymeye zorlayan, şeriatı hiçe sayan kâfir hükümeti allah'ın inayeti ve resulullah'ın şefaatiyle devirmekti niyeti. bu amaçla manisa'ya yerleşmiş florinalı mübadiller arasına müritlerini salarak epeyce taraftar toplamıştı.

1930 yılının aralık ayında dört mehmetler, başlarında giritli mehmet olmak üzere, harekete geçtiler. yanlarında kıtmir, esrar çekip zikir yaparak yola düştüler. konuk kaldıkları bozalan köyünde silahlandılar, burada giritli mehdiliğini ilan etti. artık bir kurtarıcıydı o, yalnızca derviş değil. gerçi yunan işgalinde tekkesini meyhane yapıp gâvur subayların hizmetine sunmuştu ama kurtuluş'tan sonra yasaklanan tarikatına da bağlı kalmıştı. nicedir günahkâr istanbul'un burçlarına dikmek için can attığı sancak-ı şerif dalgalanıyordu dumanlı kafasında. afyon yutan derviş taifesindendi evet ama bu taifede pek sık görülmeyen bir özelliği de vardı: kan dökücüydü. yandaşlarıyla birlikte menemen halkını ayaklandırmak üzere bağlar, bahçeler arasından geçer, çoban ateşlerinde ısınırken reisicumhur gazi paşa'nın kellesini pancar gibi koparıp yeşil bayrakla birlikte göndere çektikten sonra hilafet ordusunun başında payitahta muzaffer bir peygamber olarak girmeyi hayal ediyordu.

payitahta olmasa bile menemen'e bu hevesle girdiklerinde gün yeni ağarmaktaydı. doğruca müftü camii'ne gidip cemaatle birlikte sabah namazını kıldılar. mihraptaki yeşil bayrağın üzerinde "fetih suresi"nin ilk ayetini gören derviş mehmet hayalinin gerçekleştiği sanısına kapılarak bayrağı yerinden alıp tekbir getirmeye, sonra da tüm kasabada yankılanan sesiyle "doğrusu biz sana apaçık bir zafer verdik." ayetini haykırmaya başladı. caminin imamı da minareye çıkıp iki el silah atarak halkı cihada çağırdı. kısa zamanda olay asker ve sivil yetkililer tarafından haber alındı. hükümet konağının önünde toplanan isyancılar alkış ve tekbir sesleri arasında üzerlerine gönderilen askeri kuvvete karşı direniş gösterdiler.

süngü takmış emir bekleyen askerin başında genç bir yedek subay vardı. üniforması içinde üşüyen, zayıf ve kumral, dal gibi bir delikanlı. adı mustafa fehmi kubilay'dı. müstakbel katili gibi girit kökenliydi o da ama değil cana, bir karıncaya bile kıyamazdı. bu nedenle komutasındaki askerlere mermi vermemiş, isyancıları caydırmak için yalnızca süngü taktırmakla yetinmişti.

kubilay'ın anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçmişti çocukluğu, küçük yaşta evlenip baba, sonra da öğretmen olmuş, derken memleketi izmir'i mekan tutarak çoluk çocuğuyla karşıyaka'ya yerleşmişti. askerliğini yedek subay olarak menemen alayında yapıyordu.

menemen izmir kadar olmasa da sıcak yerdir. ama kışın soğuk olur. gediz'in suladığı toprak donar, kırağı çalar bağı bostanı. acı patlıcanı kırağı çalmaz derler, kubilay acı patlıcan değil yeni yeşeren bir fidandı. işte bu yüzden yaptı hayatının yanlışını, mürtecilerin yanına gidip onları uyarmaya, dağılmaları için iknaya çalıştı. ve içlerinden birinin attığı kurşunla yaralanıp yere kapaklandı. yarası ağırdı. buna rağmen ayağa kalkmayı başararak bir cami avlusuna sığındı. derviş mehmet orada, musalla taşının yanında buldu kubilay'ı. genç subay burnundan soluyordu. kanı avluyu kızıla boyamıştı. mehmet cüppesinin cebinden çıkardığı kör bıçakla yaklaştı yanına, yalvarmalarına aldırmadan yerde yatan kurbanını yüzükoyun çevirdi ve kuzu boğazlar gibi tüm gücüyle üzerine çökerek başını gövdesinden ayırdı. kesik başı musalla taşına vurdu sonra, yüzüne sıçrayan kanı yalarken tekbir getirmeye devam ediyordu. elinden bıraktığı yeşil bayrağı aldı yerinden, kubilay'ın başını göndere takıp mehdiliğini tanımayanların sonunun böyle olacağını haykırmaya başladı.

duruma müdahale eden iki bekçi de isyancıların açtıkları ateşle şehit oldular. bunun üzerine yüzbaşı ragıp bey komutasında bir askeri birlik kasabaya gönderildi. çatışmada mehdi olduğu için kendisine kurşun işlemeyeceğine inanan derviş mehmet başta olmak üzere öbür üç mehmet öldürüldüler, dördüncüsüyse tutuklandı. bölgede sıkıyönetimin ilanından sonra kurulan askeri mahkemede yargılanıp diğer elebaşlarıyla birlikte idam edildi. kurunun yanında yaş da yandı bu arada.

gazi paşa önce olaya alkış tutan menemen halkının topa tutulmasını, biraz yatıştıktan sonra da sürülmesini emrettiyse de yakın çevresinin ricaları sonucunda bundan vazgeçerek mahkemenin verdiği idam ve ağır hapis cezalarıyla teselli buldu. ama küstü manisa'ya, izmir'e trenle giderken özel vagonunun perdelerini kapattırıp istasyondan son hızla geçtiği söylenir. bu bir söylenti belki ama menemen vahşeti ne yazık ki gerçek.

1 yorum:

ali zafer sapci dedi ki...

"menemen vahşeti ne yazık ki gerçek"