13.10.2022

29 ekim 1942

cemil meriç

elazığ'dayım. arkamda kirli, korkulu, karanlık yirmi beş sene. attila'nın atlılarından daha zalim yıllar, rüyalarımın hepsini çiğnemiş. dost bi-perva, felek bi-rahm..

tesadüfün yoluma çıkardığı çakıl taşlarıyla bir kulübe, bir liman inşa etmek istiyorum. yeni bir dünya burası. belki, belkileri olan bir dünya.

kader karşıma hapishane gardiyanı olmak için yaratılan bir müdür çıkarıyor. berber çıraklığından gelme bir müdür.

çocuklarımı seviyorum, mesleğimi seviyorum. az sonra kader tırnaklarını göstermeye başlıyor, çok az sonra.

yağmurlu bir kış akşamı. karım sancılanıyor. kimseyi tanımıyorum henüz. param yok. at hırsızına benzeyen sarhoş bir doktor karıma kürtaj yapıyor. kan revan içinde sedire bırakılan kadınla aynı yatağa uzanıyorum. sonra ikinci bir çocuk daha kaybediyoruz. haksızlıklar birbirini kovalıyor. solculuğumuza dair rivayetler dolaşıyor. içimde iki büyük korku: polis korkusu, frengi korkusu.

polisin beni neden bu kadar ısrarla takip ettiğini hâlâ anlamış değilim. bu, insanda itisaf manisi [paranoya] yaratacak kadar garip bir kovalama.

bahaettin stajyerliğimi öğretmenler kuruluna getirmedi. maarif vekaletinden bir de ihtar aldık. halbuki bütün zamanımı, bütün enerjimi mektebe veriyordum. iki yıl böyle geçti. karıma elazığ lisesinde açık bulunan coğrafya hocalığını vermediler. neden vermediler? hâlâ bilmiyorum.

karım yeniden gebe kaldı. doktor bu defa hayatı tehlikede dedi. istanbul'a döndük. gözlerim hayli yorgundu, rapor aldım. ikinci raporum tıp fakültesindendi, kabul etmediler. meğer hâlâ stajyermişim. gelmezsen malulen mütekait [emekli] sayılırsın dediler. koştuk. müdür inetaş "geç kaldınız" dedi, "sizi yardımcı öğretmenliğe başlatırım, vekalete yazarız, kararınız çıkar."

karım istanbul'daydı, yalnızdım ve elli lira geçiyordu elime. otele 60 lira veriyordum. iki sene cansiperane hocalık yaptıktan sonra, yardımcı öğretmenlik! soğuk bir kış. ve gurbet.. 

anadolu'da bekârlık bir kabustur. kitap yok, arkadaş yok. mektep, meyhane, otel.. donmamak için içmek.. düşünmemek için içmek.. delirmemek için içmek.. galiba bir ay dayanabildim. pek sayın vekaletten haber çıkmadı. hayatımı devam ettirmek için tek yol kalmıştı: dolandırıcılık.

istifa ettim. daha doğrusu çok acı bir mektupla durumu vekalete arz edip istanbul'a döndüm. ve anladım ki elazığ'daki hayat bütün mihnetleri, bütün mahrumiyetleriyle güzelmiş. ben değildim artık yaşayan. karım zeynep kamil'e gitti. caddebostan'dan zeynep kamil'e bir kaç defa yürüyerek gittim. işim yoktu, param yoktu, dostum yoktu. ufak tefek sattım. satacak bir şey de kalmadı.

kayınbirader her gün yeni bir hakaretle şahsiyetimi ezmeye memur bir işkence memuru idi. vazifesini bir an bile ihmal etmeyen bir işkence memuru. hayatından sorumlu olduğum bir kadın vardı. bu kadına frengi aşılamış olmaktan çok korkuyordum. bir davalaciro mu doğacaktı?

mahmut ali üç aylıkken plajdan kaçtık. elli lira avans almıştım. duvarından yıldızlar görünen soğuk bir odada yatıyorduk. gece yarılarına kadar çalışıyordum. ama bahtiyardım. bahtiyardık. haftada bir et yiyemiyorduk. aylarca evden çıkmıyordum. çocuğum büyüyordu. sonra gümüşarayıcı'ya taşındık. karım tekrar gebe kaldı. kayınbirader çocuğu aldırmamıza taraftardı. daha çok çalışmak zorundaydım. kitap bitmeden para vermiyorlardı. kitap bitmiyordu.

iki küçük odaya sıkışmıştık. karım mutfakta çalışıyordu. mahmut ali arabasında oynuyor veya ağlıyor, ben çalışıyordum, otomat gibi çalışıyordum. karım da ben de çok zayıfladık. veremden şüphelendim. bedava gittiğim bir doktor arkadaş "yorgunluk ve gıdasızlık" dedi. hanımı tedavi ettirmek lazımdı. tek sefahatim vardı: arada bir üsküdar kahvesinde dama oynamak.

ümit doğdu. erenköy'e taşındık. yahut ümit erenköy'de doğdu. ev kirasını kayınbirader veriyordu. ve babıali kurudu. o sırada beklenmedik bir kapı açıldı. üniversiteye girdim, nacak sokağa taşındık. hayatımın en güzel yılları orada geçti. yoksulluk devam ediyordu. ama yorulmuyordum. çocuklar tabiatın kucağında sere serpe büyüyorlardı.

ilk büyük hatam, oğlumu şişli terakki'ye vermek oldu. esaret halkası tekrar takıldı boynuma. ve çocuklarım benden uzaklaştı. hastane bu uçurumu genişletti, paris büsbütün derinleştirdi. sonra birbirini kovalayan felaketler.. karımın hastalığı, hasanpaşa. karımın tekrar hastalığı.

bu trajediyi sayfa sayfa yazmak lazım. ıstırap hülasa edilmez. zaten birçok şeyleri söyleyemiyorum ki.. tablo onun için silik ve ahenksiz. çocuklarımı mahalle mektebine vermeliydim. galiba bu konuda işlediğim en büyük hata onları şişli terakki'ye yollamam oldu. lükse alıştılar. sahte bir takım kıymet ölçüleri edindiler. onları da mahvettim, kendimi de. ama gözlerimin beni yarıda bırakacağını kestirebilir miydim? bu, içinde bulunduğum şartlar yüzünden büyük bir hata oldu. şimdi, şimdi ne yapacağım?

Hiç yorum yok: