13.5.20

molek'in çocukları

georg büchner

danton: artık sakinleştin fabre.

bir ses (içerden): ölmek üzereyken.

danton: şimdi yapacağımızı da biliyor musun?

ses: neymiş?

danton: bütün hayatın boyunca yaptığın şeyi: kurtlanmak! (dizeler kurmak)

camille (kendi kendine): gözlerine delilik çökmüş. şimdiye dek bir sürü insan delirdi, dünyanın akışı böyle. ne yapabiliriz ki buna karşı? ellerimizi yıkıyoruz. hem böylesi daha iyi.

danton: her şeyi korkunç bir karışıklık içinde bırakıyorum. hiçbiri yönetmekten anlamıyor. robespierre'e orospularımı, couthon'a da taşaklarımı bıraksaydım, belki işler devam ederdi.

lacroix: özgürlüğü orospu yapardık.

danton: nasıl da olurdu! özgürlük ve bir orospu, güneşin altındaki en kozmopolit şeylerdir. şimdi arras'ın avukatının nikâhı altında namusuyla orospuluk yapacak. ama sanırım ona karşı klytaimnestra'yı oynayacak, ona altı ay bile tanımıyorum, onu yanıma çekiyorum.

camille (kendi kendine): tanrı onun huzurlu bir sabit fikre kapılmasına izin veriyor. sağlıklı akla atfedilen sıradan sabit fikirler, katlanılmaz ölçüde sıkıcıdır. baba, oğul ve kutsal ruh'un var olduğu kuruntusuna kapılabilen kişi en mutlu insan olurdu.

lacroix: biz geçerken eşekler, "yaşasın cumhuriyet!" diye anıracak.

danton: ne önemi var bunun? devrimin günah tufanı cesetlerimizi nereye sürüklerse sürüklesin, taşlaşmış kemiklerimizle her zaman tüm kralların kafası kırılabilecektir.

hérault: evet, özellikle çene kemiğimiz için bir samson bulunursa.

danton: kardeş katili bunlar.

lacroix: camille'in tutuklanmasından iki gün önce her zamankinden daha fazla canciğer olması robespierre'in bir neron olduğunun en iyi kanıtı. öyle değil mi camille?

camille: bana sorarsan, beni ne ilgilendirir bu? (kendi kendine) onun deliliği cazip bir şey haline getirmesi. neden şimdi benim gitmem gerekiyor. biz birlikte gülmüş, gezip tozmuş, öpüşmüştük.

danton: tarih bir gün çukurları açarsa, despotizm cesetlerimizin kokusundan boğulup ölebilir.

hérault: zaten hayatımız boyunca koktuk. bunlar bizden sonrakiler için söylenmiş sözler, değil mi danton, aslında bizi ilgilendirmiyor.

camille: öyle bir surat takınıyor ki, sanki taşlaşacakmış da sonraki kuşaklar onu antik bir eser gibi kazıp çıkartacakmış çukurdan.

surat asma, kıpkırmızı kesilme ve iyi bir aksanla konuşma zahmetine de değer. bir kere maskelerimizi çıkartsaydık, dört bir yanı aynalarla kaplı bir odadaymışız gibi her yerde sayısız kadim, bozulmaz koyun kafası görürdük, ne fazla ne eksik. çok da büyük bir fark yok, hepimiz alçak ve meleğiz, salak ve dehayız ve üstelik hepsi bir arada. bu dört unsura aynı bedende yer var, sanıldığı kadar büyük değiller. herkes uyuyor, hazmediyor, çocuk yapıyor. gerisi aynı temanın değişik seslerle yapılan çeşitlemeleri. bu sırada daha iyi görmeye çalışıp surat asma ihtiyacı, birbirinden utanma ihtiyacı duyuluyor. hepimiz de aynı sofradan yiyip hastalandık, karnımız ağrıyor; neden peçelerle örtüyorsunuz yüzümüzü? bağırıyorsunuz ve istediğiniz gibi ağlayıp sızlanıyorsunuz. böyle erdemli, esprili, kahramanca ve dahice suratlar takınmayın, birbirimizi biliyoruz, boşuna zahmet etmeyin.

hérault: evet camille, yan yana oturup bağırmak istiyoruz, insanın canı acıyorsa dudaklarını ısırmasından daha aptalca bir şey olamaz. yunanlılar ve tanrılar bağırdılar, romalılar ve stoacılar kahraman suratı takındılar.

danton: birileri de öbürleri kadar epikürcüydü. kendilerine tamamen keyifli bir benlik duygusu buldular. togasını süsleyip de gölgesi uzun düşüyor mu diye etrafa bakınmak hiç de kötü bir şey değil. niye kendimizi paralayalım? önümüzü defne yaprağıyla, gül çelengiyle ya da asma dalıyla örtsek veya o çirkin şeyi açıkta taşıyıp köpeklere yalatsak ne fark eder?

philippeau: dostlarım, bütün bu karmakarışık dalgalanmayı ve yakamozlanmayı artık görmemek için ve gözlerin birkaç büyük, tanrısal çizgiyle dolması için özellikle ayaklarını yere basmamak gerekiyor. bizi sağır eden iç içe geçmiş bağırışların ve imdat feryatlarının bir uyum ırmağı olduğunu duyan bir kulak var.

danton: ama biz fakir müzisyenleriz, bedenimiz de çalgımızdır. bu çalgılardan acemice çıkartılan sesler yalnızca daha yükseğe ve daha da yükseğe çıkıp sonunda şehvetli bir soluk gibi usulca sessizleşerek ilahi kulaklarda ölmek için mi var?

hérault: saray sofraları için etleri daha lezzetli olsun diye kırbaçlana kırbaçlana öldürülen domuz yavruları gibi miyiz?

danton: bu dünyanın molek'in (kendisine çocuk kurban edilen eski bir orta doğu tanrısı) korlaşmış kollarında kızartılan ve tanrılar onların gülüşünden zevk alsın diye ışık ışınlarıyla gıdıklanan çocuklar mıyız biz?

camille: peki altın gözlü eter kutsal tanrıların sofrasına konmuş altın sazanlarla dolu bir sahan mıdır ve kutsal tanrılar sonsuza kadar gülerler mi, balıklar ebediyen ölür ve tanrılar ölüm mücadelesinin renk oyunundan ölümsüz bir zevk alırlar mı?

danton: dünya kaostur. hiçlik doğurmak üzere olan dünya tanrı'dır.

philippeau: iyi geceler dostlarım. altında tüm yüreklerin durduğu ve tüm gözlerin kapandığı büyük örtüyü sakince örtelim üstümüze.

hérault: sevinmelisin camille, güzel bir gecemiz olacak. bulutlar akşamın gökyüzünde solan, batan tanrı figürleriyle ateşi sönmekte olan bir olympos gibi asılı duruyorlar.