20.3.18

evlilik

samipaşazade sezai

"evlilik için lazım olan asalet ve ikbal değil midir?"

"hayır anneciğim. güzellik ve namus.. sevgi de çoğunlukla bunların ardından gelir."

"asalet ve ikbal bunlara mani mi? bence herkes içinde ismi söylenecek bir iktidar ve marifeti, zenginliği, asaleti olmayan bir adamı 'yakışıklıdır' diye almak pek adiliktir. hem de evlilikte en çok aranan şey uyum değil midir? birisi toplumun en yüksek tabakasında, diğeri en aşağı tarafında terbiye görmüş iki kişi birbiriyle güzelce uyum sağlayabilir mi? servetin büyük bir özenle terbiye ettiği asilzadelerden bir erkeğe, bir kıza fakirliğin kayıtsızlıkla büyüttüğü bir insan nasıl layık olabilir? birisi kıymet ve itibarının daima alçaldığını, diğeri haysiyetinin daima kırıldığını hissede ede yaşamakta ne türlü refah ve saadet görüyorsun?"

"yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. güzellikten büyük asalet, temiz kalpten büyük bir servet mi olur?"

zehra hanım sofrada bulunanlara doğru dönerek:

"ben asilzadelerin ressam, şair olmalarını hiç istemem. halk içinde imtiyazlı olan mevkilerini, haysiyetlerini düşürecek birtakım esassız fikirler ediniyorlar."

"ben evlilikte asalet aramayı pek faydasız görüyorum."

amcası elinde olmadan:

"niçin?"

"zira bir güzel bakış, bir tatlı tebessüm en şiddetli asalet savunucusunun fikrini değiştirecek bir kuvvete sahip değil midir?"

"hayır, herkes kendi dengini almalıdır!"

bu esnada genç hanımlar dışarı çıktıklarından odada celal bey'le amcası yalnız kalmışlardı. bir müddet sustuktan sonra celal bey:

"arada sevgi olmadan, sırf menfaat ve servet için yapılan evliliği ahlaka uygun mu buluyorsunuz?"

"gençler evlilik konusunu velilerine havale etmelidirler."

"zannederim ki dünyada gençlerin en büyük hakkı istedikleriyle evlenmeleridir. gözlerin seçme hakkına, zevkine uygun olana karar verme hürriyetine, ruhun tabii uyumuna karışmak en büyük zulüm değil midir?"

"öyle, fakat o yaşlarda gençliğin verdiği coşkuyla gözler gerçeği göremez. gençlikte zevk, insanı çoğunlukla yanıltır. heyecanı kadar derin olmayan gençliğin çılgınca hevesleri seneler tarafından düzeltilince birdenbire insan ne görür? hatalarını, kusurlarını. ve belki çok büyük suçlarını."

"hayır, hayır! insan gençliğinde matematikle çarpma ya da bölme yapar gibi mi evlenmeli? evlenecek gençlere daima sakin olmayı, iyice düşünmeden karar vermemeyi avsiye ederler. seneler geçip de o sükunet geldikten sonra o evlilikten lüzumsuz, o evlilikten tatsız bir şey göremem."

"bu sözlerin hepsi.."

celal bey, zavallı dilber'i gözünün önüne getirmesinden doğan merhamet ve aşkla sözüne devam etti:

"güzel olan bir genç kızın iffet ve sevgiyle bir kalbe sahip olmak, sevgi istemek, aşk tabloları gibi kendisini çiçekler içinde gösterecek gençlik hayallerine sevinç kaynağı olmak yaradılış tarafından bahşedilmiş en büyük imtiyazı, en doğal hakkıdır. eğer herkese sükunet geldikten sonra evlenecekse, o güzel kız bu doğal hakkını nereden arasın?"

"bu sözlerin hepsi gençlik ateşi içinde olan zihnin sayıklamasıdır."

"hayır, yanılıyorsunuz. ruhun o çalkantısı, tabiatın o ateşi olmazsa hayattan bir maksat, bir lezzet anlayamam. kalbe sükunet gelince insanı yerin altına koyarlar. asalet teşrifat ve servete, servet asalet gösterisine tapıyor. ben namus ve sevgiye."

"çocukluk.."

"olsun. gönül sevdaya karşı daima çocuktur."