24.10.17

emir ve sızı

elias canetti

her emir bir moment ve bir sızıdan oluşur. moment, emri alanı eylemde bulunmaya, emrin içeriğine uygun olarak eylemde bulunmaya zorlar; sızı da emre uyanın içinde kalır. emir normal olarak ve beklendiği gibi işlevini gördüğünde, sızıya dair gözle görülebilen hiçbir şey yoktur; sızı saklıdır, orada olduğu sezilmez; varlığını yalnızca, emre uyulmadan önce açığa çıkan belli belirsiz gönülsüzlükle açığa vurur.

ancak sızı, emri uygulayan kişinin yüreğine oturur ve onun içinde değişmeden kalır. insanın bütün psikolojik yapısında sızı kadar değişmez bir şey yoktur. emrin içeriği -gücü, derecesi ve tanımı- verildiği andan itibaren yarattığı sızıda ebediyen sabitleşir ve bu sızı ya da emrin kesin imgesinin minyatürü emri alanda sonsuza kadar kaim; tekrar gün ışığına çıkana kadar yıllar, on yıllar boyunca gömülü kalabilir. ancak bu sızının asla kaybolmayacağını anlamak çok önemlidir. bir emir yerine getirilmesiyle sona ermiş sayılmaz; emir sonsuza kadar saklanır.

yerine getirilmiş olan emir, boyun eğen kişide sızılarını saplanmış olarak bırakır. savuşturulmuş emirlerin depolanmasına gerek yoktur. özgür insan kendisini emirlerden, o emirleri aldıktan sonra kurtaran insan değildir, bu emirleri nasıl savuşturacağını bilendir. ancak kendisini bunlardan kurtarmak için en uzun zamanı harcayan ya da kurtulmayı hiç başaramayan insan hiç kuşku yok ki en az özgür olandır.

insan, emirleri kulaklarını kapayarak savuşturur; onları yerine getirmeyerek de savuşturabilir. sızı -ki bu ne kadar vurgulansa azdır- yalnızca bir emrin gerçekleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkar. sızı, insanlarda oluşumuna yol açan dış, yabancı baskının sonucunda gerçekleştirilen eylemin ta kendisidir. yerine getirilen bir emir, kesin şeklini emri uygulayanın üzerine damga gibi basar. bu damganın ne kadar derine ve ne kadar sıkı bir şekilde basıldığı, emrin verildiği güce, söze dökülüşüne, emri verenin üstünlüğüne ve elbette, emrin gerçek içeriğine bağlıdır. her halükarda bir şey orijinal emir kadar ayrı ve yalıtılmış olarak kalır. benim sızı adım verdiğim şey budur. sonunda her insanın çok sayıda sızıyı kendi içinde taşımasının nasıl kaçınılmaz olduğunu artık anlayabiliriz. bu sızıların ısrarcılığı dikkate değer niteliktedir; hiçbir şey insanoğlunun içine bu kadar derine nüfuz edici ve hiçbir şey bu kadar sabit nitelikte değildir.

gerçekleştirilen her emir, bu emri gerçekleştiren insanda bir sızı bırakır. ama bu, onun içinde olsa bile, ona emrin kendisinin, verildiği andaki hali kadar yabancı kalır. bu sızı onun içinde ne kadar uzun süre kalırsa kalsın, asla özümlenmez, yabancı bir cisim gibi kalır. çeşitli sızıların birbiriyle kaynaşıp yeni bir yumak oluşturması gerçekten mümkündür; ama bu yumak da diğerlerinden oldukça ayrı kalır. sızı hiçbir şekilde istenmeyen, yabancı ve insanın kurtulmak isteyeceği bir şey olarak kalır. sızı insanın yaptığı şeydir ve gördüğümüz gibi, verilen emrin yapısına sahiptir. sahibinin içinde bir yabancı gibi, onun otoritesine tabi olmadan yaşar ve böylelikle onda hiçbir suçluluk duygusu yaratmaz. insan kendini değil, sızıyı suçlar; o, daima içinde taşıdığı gerçek suçludur. orijinal emir, uygulayanın gerçek doğasına ne kadar yabancıysa, uygulayanın kendisine yaptırdığı şey konusunda o kadar az suçluluk duyar, sızının varlığı da o kadar özerk ve ayrı kalır.. sızı insanın, hata yapanın kendisi olmadığının kalıcı tanığıdır. insan kendisini kurban olarak hisseder ve böylelikle gerçek kurban için hissedecek duygusu kalmaz.

bir insan sızılarla öylesine kalbura dönebilir ki artık bu sızılardan başka hiçbir şeye ilgisi kalmaz ve hiçbir şey hissedemez. o zaman yeni emirlere karşı kendisini savunması bir ölüm kalım meselesi olur. bunları kabul etmek zorunda kalmamak için duymamaya çalışır. emirleri duymamak elinden gelmezse, onları anlamayı reddeder. anlamaya zorlanırsa, kendisinden yapması istenenin tersini yaparak, bariz bir biçimde onları savuşturur: ileri adım atması söylendiğinde geri adım atar ve geri adım atması söylendiğinde de ileri adım atar. böyle yapmakla emirden kurtulduğu söylenemez. onunki beceriksizce ve güçsüzce bir tepkidir; ama gene de, kendi tarzında, emrin içeriğiyle belirlenmiştir. psikiyatride, negativizm adı verilen bu reaksiyon, şizofrenide özellikle önemli bir rol oynar.

şizofrenlerle ilgili olarak en çarpıcı şey irtibattan yoksun olmalarıdır; şizofrenler diğer insanlardan çok daha yalıtılmıştır. sık sık, sanki anlayamıyorlarmış ve anlamak da istemiyorlarmış gibi, sanki kendileriyle diğer insanlar arasında hiçbir bağlantı olamazmış gibi kendi içlerinde felç olmuş görünümü verirler. inatçılıklarıyla heykelleri andırırlar; taşlaşamayacakları hiçbir tutum yoktur. ne var ki aynı insanlar, hastalığın başka aşamalarında birdenbire tam tersi biçimde davranırlar.

fantastik ölçülere ulaşabilen bir kolaylıkla etki altında kalma hali sergilerler. onlara gösterilen ya da onlardan talep edilen bir şeyi o kadar çabuk ve mükemmel bir biçimde yaparlar ki sanki insan onların içindeymiş ve onların yerine bunu kendi yapmış gibi olur. ani hizmetçilik nöbetlerine, birinin kendisini isimlendirdiği gibi "telkin edilen köleliğe" yenik düşerler. birer heykelken gereksiz yere hizmet aşkıyla dolu köleye döner, onlardan istenen her neyse yaptıklarını çoğunlukla aptalca görünen bir tarzda abartırlar.

bir kitlenin içinde herkes eşittir; hiç kimsenin bir başkasına emir verme hakkı yoktur; ya da herkesin herkese emir verdiği söylenebilir. yalnızca yeni sızılar oluşmamakla kalmaz, aynı zamanda bu süre içinde eskilerin hepsinden o an için kurtulunur. sanki insanlar, sızılarını evlerinin bodrumlarında bırakıp dışarı çıkmış gibidirler. onları kapatan, bağlayan ve üzerlerinde yük oluşturan bu her şeyin dışına çıkma, insanların kitle içinde hissettikleri sevincin asıl nedenidir. birey kendisini başka hiçbir yerde daha özgür hissetmez; bir kitlenin parçası olarak kalmaya umarsızca çalışıyorsa, bu, kendisini daha sonra neyin beklediğini iyi bildiğindendir. evine, kendisine dönünce, hepsini; sınırları, yükleri ve sızıları yine orada bulur.

hiç kimsenin kitleye, sızılarla sarılmış olan ve bunlar yüzünden kendisini boğulmuş hisseden şizofrenden çok ihtiyacı yoktur. kitleyi dışarıda bulamaz ve bu yüzden kendi içindeki bir kitleye teslim olur.