26.10.17

champollion

carl sagan

1801 yılında joseph fourier adında bir fizikçi fransa'da isere eyaleti belediye başkanıydı. il sınırları içindeki bir okulu teftiş ederken on bir yaşındaki bir öğrencinin zekası ve doğu dillerine yatkınlığı ilgisini çekti.

fourier çocuğu evine bir sohbet için davet etti. çocuk fourier'nin evindeki mısır'dan getirilmiş sanat yapıtları ve eşyası koleksiyonunun etkisi altında kaldı. napolyon'un mısır seferi sırasında bu ülkedeki eski uygarlıklarından kalma astronomi anıtlarının kataloğunu çıkarmakla görevlendirilmişti fourier. hiyeroglif yazıtlar çocuğun merak duygusunu kamçıladı, "peki, bunların anlamı nedir?" diye sorduğunda. "hiç kimse bilmiyor." yanıtını aldı.

bu çocuğun adı jean françois champollion'du. hiç kimsenin okuyamadığı bir dilin gizlerini çözme merakıyla yanıp tutuşan çocuk, doğu dillerine merak sardı ve eski mısır yazısını çözmeye koyuldu. o tarihlerde fransa, napolyon tarafından çalınan, sonra da batılı bilim adamlarının incelemesine sunulan mısır yapıtlarıyla dolup taşıyordu. napolyon'un mısır seferine ilişkin kitabını genç champollion kısa zamanda yuttu. büyüyünce champollion çocukluğunun düşünü gerçekleştirdi: eski mısır hiyeroglif yazısını çözmüştü.

ancak 1828 yılında, yani fourier ile tanıştıktan yirmi yedi yıl sonra, champollion ilk kez mısır'a ayak basabildi. düşlerinin toprağına ayak bastıktan sonra, kahire'den nil nehri yoluyla, uğruna yaşamını adadığı kültürün kaynaklarına gitti. zaman içinde giriştiği bir yolculuktu bu. yabancı bir uygarlığa yapılan yolculuk.. 

"akşam dendera'ya vardık. mehtap muhteşemdi. tapınaklara ulaşabilmemize bir saat kalmıştı. bu denli yaklaşmışken duraksamak olur muydu? biz ölümlüler arasındaki en soğukkanlı yaratığa soruyorum! bir an önce oraya ulaşma dürtüsüne dayanılır mı? o anın insana verdiği emir şöyleydi: bir iki lokma yedikten sonra hemen yola çıkın! muhafızsız ve yalnız, fakat tepeden tırnağa kadar silahlı olarak geniş araziler aştık. tapınak, sonunda kendini gösterdi bize. bu tapınağın boyutları ölçülebilir istenirse. fakat bu tapınak hakkında bir fikir verebilmek olanaksızdır. güzellikle görkemin en yüksek düzeyde buluştuğu bir yer burası. ağzımız iki saat açık kaldı. tapınağın odaları ve bölmeleri arasında oradan oraya koşup durduk. ay ışığında dış duvarları üzerindeki yazıları okumaya çalıştık. tekneye döndüğümüzde sabaha karşı saat üçtü. sabahın yedisinde yine tapınaktaydık. ay ışığında güzel olan güneş ışığında da güzeldi. güneş ışığı bize yazıların ayrıntılarını da gösterdi. avrupa'da bizler cüceleriz ve hiçbir toplum, eski ya da yeni, mimariyi mısırlılar kadar yüce ve görkemli bir anlayışa kavuşturmamıştır. her şeyin otuz metre boyundaki insanlara göre yapılmasını buyurmuşlar."

dendera'daki karnak sütunlarıyla duvarlarındaki yazıları, mısır'ın her yanındaki yazıtları champollion hiç zorluk çekmeden çözebildiğini gördü. ondan önce çok kişi denemişti; fakat başaramamıştı hiyeroglif yazısını çözmeyi. hiyeroglif, "kutsal oyuntular" anlamına gelmekteydi. çoğu araştırmacı ve bilgin bu yazıyı resim şifresi sanmıştı, özellikle kuşlarla dolu olmak üzere eşek arıları, hamam böcekleri, göz küreleri ve dalgalı çizgilerle dolu karmakarışık mecazlar sanmışlardı.

hiyeroglifler konusundaki karışıklık büyüktü. mısırlıları çin'den gelme sömürgeciler sananlar vardı. tersini düşünenler de vardı kuşkusuz. sahte çeviriler cilt cilt dolaşıyordu ellerde. çeviri yapan araştırmacılardan biri, rosetta taşı'na bakıp o ana dek hiyeroglif yazıları çözümlenmemiş bu taştaki yazının anlamını hemen çıkarıvermişti. bakar bakmaz çıkardığı anlamın "uzun uzadıya düşünmenin yol açtığı sistemli hatalardan" koruduğunu, bu nedenle de fazla düşünceye dalmadan daha iyi sonuçlar elde edildiğini söyledi.

champollion hiyerogliflerin resim biçiminde mecazlar olduğu savına karşı koydu. ingiliz fizikçisi thomas young'un zekice suflörlüğü sayesinde champollion şöyle bir fikir silsilesi kurdu: rosetta taşı 1799 yılında bir fransız askeri tarafından nil deltasındaki raşit kasabası müstahkem mevkilerinde bulunmuştu. arapça bilmeyen avrupalılar bu taşa rosetta adını vermişlerdi. eski bir tapınaktan kopmuş bir taş parçasıydı. aynı mesajı üç ayrı dilde anlatıyor gibiydi. üstte hiyeroglif yazısı, orta bölümünde demotik denilen hiyeroglifi andıran bir el yazısı vardı ve sorunun çözümlenmesinde anahtar rolünü gören üçüncü bölümse yunancaydı.

yunancayı iyi bilen champollion söz konusu rosetta taşı'nın kral v. ptolemy epiphanes'in mö 196 yılında taç giyme töreni dolayısıyla yazıldığını anlamıştı. bu vesileyle kral siyasi tutukluları serbest bırakmış, vergi iadesi yapmış, tapınakları donatmış, asileri bağışlamış, askeri hazırlıkları artırmış, kısacası, çağdaş yöneticilerin de iktidarda kalmak için yaptıklarını tekrarlamış.

rosetta taşı'ndaki yazının yunanca bölümünde ptolemy kelimesi birkaç kez geçiyordu. hiyeroglif yazılı metinde de hemen hemen aynı yerlerde etrafı kabartmayla çevrelenmiş bir simge vardı. champollion, bu simgenin ptolemy kelimesi yerine konulduğunu fark etti. eğer böyleyse yazı resim ya da mecaz temeli üzerine oturtulmuş olamaz; tersine, birçok simge, harf ya da hece yerine geçiyor, diye düşündü.

champollion bu arada, yunanca sözcüklerin sayısıyla metin boyu aynı olan hiyeroglif yazısındaki hiyerogliflerin sayısını da karşılaştırmayı akıl etti. şimdi bütün sorun, hangi hiyeroglifin hangi harf yerine kullanıldığını çözmeye kalmıştı. bir şans eseri, champollion öyle bir dikili taşla karşılaşmıştı ki, bunda yunanca yazılı kleopatra adının hiyeroglif yazısındaki karşılığını saptamış bulunuyordu. bu taş philae adında bir yerdeki kazılarda ortaya çıkarılmıştı. ptolemy adıyla kleopatra adında ortak harflerin bulunması, champollion'un hiyeroglif yazısını çözmesine yardımcı oldu.

ptolemy adının ilk harfi p'nin hiyeroglif yazısında bir kareyle simgelendiğini fark eden champollion, böylece ortak yanları saptamaya koyuldu. her iki isimde de l harfi vardı. champollion baktı, l yerine birer aslan yatıyordu hiyeroglif yazısında. a harfi yerine bir kartal konmuştu. böyle böyle hiyeroglif yazısının temel yapısı belirmeye başlamıştı.

mısır hiyeroglif yazısı, temelde basit şifrelerden oluşmuştur. ne var ki, her hiyeroglif bir harf ya da hece değildir. hiyeroglif yazıları arasında resme dayanan anlamlar da bulunur. ptolemy oyuntusunun son bölümü, "çok yaşa, tanrı ptah'ın sevgili oğlu" demektir. kleopatra adının son bölümündeki yarım daireyle yumurta da "isis'in kızı" demektir.

harflerin resimlerle karışık durumda oluşu, champollion'dan önceki araştırmacıların kafalarını karıştırmıştı. şimdi geriye doğru göz atınca kolay gibi görünüyor hiyeroglif yazısı. fakat nice yüzyıllar sürmüştü incelenmesi. yazıyı çevreleyen kabartmalar, hiyeroglif yazısını çözmek için bulunan büyük anahtarların küçük anahtarlarıydı. mısır firavunları kendi isimlerinin etrafını kabartmayla çevrelemeleri, sanki iki bin yıl sonra bu yazıyı çözmeye uğraşanlara sunulan birer önemli anahtar armağanıydı.

champollion karnak'taki büyük hypostyle koridorlarını kendinden öncekileri de büyüleyen hiyeroglif yazıları okuyarak dolaşıyordu. böylece çocukluğunda fourier'e yönelttiği sorunun yanıtını da vermişti. kim bilir duyduğu zevk ne büyüklü! başka bir uygarlıkla iletişim kanalını açmak.. binlerce yıldır tarihi, tıbbını, sihirbazlarının büyücülüğünü, dinini, siyasetini, felsefesini dünyaya anlatamayan bir kültüre böylesine büyük bir kapı aralanmıştı.