19.5.20

iç savaş manzaraları

hans magnus enzensberger

hangisi daha tuhaftır: insanın tanıdığı kişileri öldürmesi mi, yoksa hakkında hiçbir tasarımının, belki de hatalı bir tasarımının bile olmadığı bir rakibini öldürmesi mi?

ikinci dünya savaşı'nda kullanılan bombardıman uçaklarının mürettebatı için düşman salt bir soyutlamaydı; bugün de hala sığınaklardaki füze rampalarının başında bekleyen timler, düğmeye bastıklarında yol açacakları olayların etkilerini hiçbir biçimde algılamamaları için, sıkı biçimde yalıtılmışlardır – o kadar çarpık bir durum ki, bunun karşısında en saçma iç savaş bile neredeyse normal görünüyor.

insanın nefret ettiklerini yok etmesi ki, bu da genelde kendi mekanındaki rakipleri oluyor, büyük olasılıkla istisna değil, kuraldır. insanın en yakınlarına duyduğu nefret ile yabancılara duyduğu nefret arasında açığa çıkarılmamış bir bağlantı vardır. nefret edilen diğer kişi, aslında hep komşu olmuş, ancak büyük topluluklar oluştuktan sonradır ki sınırların ötesindeki yabancı düşman ilan edilmiştir.

günümüz iç savaşçılarının yeğledikleri kurbanlar kadın ve çocuklardır. bir hastanede yatanları katletmekten gurur duyanlar sadece çetnikler değil: her yerde görüldüğü gibi, öncelikli olan, güçsüzlerin ortadan kaldırılmasıdır. makineli tüfeği olmayan, haşerat sayılıyor. failler hemen hemen yalnızca genç erkeklerden oluşuyor. çeteler savaşında her yerde kaybedenler kaybedenlere ateş ediyor.

"almanya almanlarındır." bu slogan salt barbarca olmakla kalmıyor. bunu ciddiye alanın, yabancı şirketleri kamulaştırması ve frankfurt havalimanını kapatması gerekir.

eski dünya görüşlerinin iz bırakmaksızın ortadan kayboluşu, geride sadece onların amaçsız saldırganlık arzularını bırakmaktadır.

çağdaş kitleleri geçmiş zamanların güruhlarından ayıran, kendi esenliklerine karşı feragatlilikleri ve ilgisizlikleridir.

otuzlu yıllardan farklı olarak günümüzün saldırganları ne törenlere, resmi geçitlere, üniformalara, programlara ne de vaatlere ve bağlılık yeminlerine gerek duyuyor. liderlerinden de vazgeçebilirler. nefret onlara yetmektedir. o zamanlar terör, totaliter yönetimlerin tekelindeyken, günümüzde özelleştirilmiş biçimde karşımıza çıkıyor.

böylece her metro vagonu küçük çapta bir bosna'ya dönüşebilir. soykırım için yahudilere, temizlik için karşı devrimcilere artık gerek yok. birisinin başka bir futbol takımını tutması, bir manav dükkanının komşusundan daha çok müşteriye sahip olması, insanların farklı giyinmesi, başka bir dil konuşması, tekerlekli sandalye kullanması ya da başörtüsü takması yeterli oluyor. her farklılık, yaşamsal bir tehlikeye dönüşüyor.

tüm dinlerin insanın kurban edilmesinden kaynaklanmış olması mümkündür ve dünyanın tanrısızlaştırılmasından sonra da insanlar, hiçbir zaman uğrunda öldürebilecekleri ve ölebilecekleri yüce bir amaç bulma sıkıntısı çekmemiştir.

frantz fanon: sömürge insanı, sürekli kovalama hayali kuran bir kovalanandır. kan davaları ile, kolektif belleğe gömülü olan nefret duyguları yeniden canlanıyor. sömürge insanı, tüm benliği ile böyle bir intikamın peşine düşüyor. yani bir toplumun canla başla kendi kendini yok etmesi, sömürgeleştirilmişlerin psişik gerginliklerini aşmak için denedikleri yollardan biridir.

ne kadar çok insan dünyaya gelirse, kendilerinin ve başkalarının yaşamlarına biçtikleri değer o kadar hızla azalmaktadır.

iç savaş çıkartanlar çoğu kez seçimlerden ezici çoğunlukla çıkmışlar, konumlarını sandıkta güçlendirmişlerdir.

komando giysili keskin nişancı, toplama kampı gardiyanı, nazi sloganları veya halk şarkıları mırıldanan ya da salavat getiren katil başka bir yıldızın insanı değil, öfkesini, acımasızlığını, kinciliğini kemirdiği bir toplumun temsilcisidir. insanlar ancak eylemlerinin ve görmezden geldiklerinin ölümcül sonuçlarını kendi bedenleri üzerinde hissettikleri zamandır ki, masumların saati gelmiş demektir.

bir sav dünya görüşüne uymadığında, olduğundan daha aptalmış gibi davranan çok insan var.