25.10.18

albert caraco

ışık ergüden 

"ahir zaman"; hem "yeni, son" anlamında, hem de "dünyanın son günleri, kıyametin kopmak üzere bulunduğu günler veya yıllar" anlamında bir ibaredir.

caraco bu iki anlama da denk düşen bir yazar, düşünür. keza, "sınıflandırılamaz"; tıpkı öncelleri gibi, bütün nihilist fikir ve düşünürler, schopenhauer, nietzsche, hatta malthus, cioran. nevi şahsına münhasır şahsiyetler, düşünürler. insanlığın artık rastlamadığımız bir soyu.

yaklaşık dört yüz yıldır türkiye'de yaşayan sefarad bir ailenin oğlu olarak 10 temmuz 1919'da -sürgünler ve göçler zamanında- istanbul'da doğmuş albert caraco. önce orta avrupa'ya -viyana, prag, paris- göç etmiş caraco ailesi, sonra ikinci dünya savaşı arifesinde, nazi tehdidi karşısında güney amerika'ya.

albert caraco'nun mutlak anlamda yazıya adanmış, münzevi yaşamında biyografinin ne kadar önem taşıdığı yine ancak eserlerine bakılarak anlaşılabilir. ama savaş sonrası paris'ine geri dönüşünün onda yarattığı yıkım ve felaket duygusunu, insanlığa dair umutsuzluğunu şahsi kararıyla ölçebiliriz: intihar kesin ve tek sondur. ancak ailesini üzmemek için, bunca yıkımın üzerine bir de bunu eklememek için erteler.

önce annesi ölür. "bayan anne"nin ölümünün hemen ardından yazdığı post mortem, doğmuş olmanın nafile ve telafisiz duygusunun en yeğin ve yoğun anlatılarından biridir: anneden nefretin ve anne sevgisinin incelikli, ender anlatılarından biri. sonra baba ölür. artık daha fazla bekleyecek hiçbir şey kalmamıştır: albert caraco, babasının ölümünden birkaç saat sonra intihar eder (eylül 1971).


bu kadar rasyonel ve tartışmasız, kesin bir hayatın tartışmasızlığından geriye çok sayıda yayımlanmış -ve okuyucu bulamamış- ya da hiç yayımlanmamış sayısız eser kalmıştır. çünkü caraco, yıllar öncesinden kararlaştırdığı intihar -ve ölüm- anını beklerken, tek iş olarak, düzenli ve sistematik olarak yazar; başka bir şey yapmaz, sadece yazar, her gün aynı saatlerde, altı saat yazar, tek bir düzeltme yapmadan yazar, inzivayı -ve dünyayı- yaşar.

hayatından anlayabiliriz: çok kültürlü, çok dilli biridir caraco. ama bir eseri sınıflandırılamaz yapmaya bu kadarı yetmez elbette. yirminci yüzyılın son peygamberi caraco'nun eserinden rahatsız edici hakikatler birer havai fişek gibi fırlar ve patlar. bu fişeklerin soğukluğu, doğrudanlığı, berrak karamsarlığı az rastlanır türdendir. ne nietzsche'de ne de cioran'da rastlarız böylesine.

caraco acı gerçekleri çarpar yüzümüze; hem de klasik yazarlara özgü bir sadelik ve akıl gücüyle. o bir nesnellik fanatiğidir. guy debord'u andıran -doğru çıkan- bir kehanet gücü vardır. bedduası ve laneti nesneldir: ürememize, üretmemize ve tüketmemize itiraz eder. dünyanın sonunu hazırlayan şehirlerimize, üst üste koyduğumuz beton yığınlarına, budala politikacılara ve yok olmaya mahkum kitlelere, sürüleredir onun laneti; böcekleşmiş yığınlara, gökten firar etmiş tanrılara; bu yüzden de doğrudur.

kendini anarşistlere ve nihilistlere yakın hissetse de, geleceğe dair mutlak umutsuzluğu, felaket beklentisi onu geçmişe, reaksiyoner -ikili anlamda: tepkici ve gerici- tavra da yöneltir; kimi ibarelerini monarşi yanlısı hatta ırkçı olarak görebiliriz; ama şimdiki zamana dair yaşadığımız acı gerçeği burada ayırt etmemek imkansızdır.

dünyada en çok sevdiği şeyin, uygarlığın ihanetine uğramış birinin öfkesidir onunki. sınıflandırılamazlık, bu genelleşmiş nefretin ve nerede duracağı belli olmayan sorgulamanın insanda yarattığı tedirginliğin de karşılığıdır.

cinsellikten yahudi sorununa, sembolizmden felsefi meselelere ve edebiyata dek her alanda yazmış, şu ana dek yirmi iki ciltlik eseri yayımlanmış bir yazar olan, ancak pek az tanınan, pek az okunan, tanınmayı ve bilinmeyi ise hem içerik hem de biçim bakımından hak eden albert caraco'nun eserinin en özlü kısmı olan kaos'un kutsal kitabı ideal bir saldırı malzemesi, bir dinamit, bir tahrip kalıbıdır: yoğun, kısa, esinli, terörist, sert, kehanet dolu, provokatif, karanlık, gizli -ve yeterli.

insan katmanlarında gezinen aşırı ahlakçı caraco bir kıyamet habercisidir, yıkım ve felaket kehanetinde bulunur. nietzsche gibi o da ebedi tekerrürden söz eder. kaynağa geri dönüş, ona göre dişi ilkenin egemen olmasıdır. ama onu yeryüzüne bağlayan tek şey edebiyattır. kelimenin tam anlamıyla bir aydınlanma düşünürü, bir ansiklopedist, bir bilgin olan caraco'nun karanlık nihilizminin ürünü olan kesinlikle karanlık, karamsar, insandan kaçan kitapları, hiçbir umuda, hiçbir pozitifliğe yer vermez.

her türden ırkçılığın ve fanatizmin yükselişine tanık olduğundan, her türden hümanizmin imkansızlığını açıkça belirttiğinden dayanması güç, okunması güç -ama mükemmel bir dilde yazılmış- bu kitaplar, özellikle de kaos'un kutsal kitabı, felsefeden ziyade bir ahlak ve tarih kitabıdır. çağdaş dünyanın karanlık ve umutsuz, aynı zamanda peygamberce bir teşhisi, mutlak sonun kesin çağrısı olarak okunabilir.

en sonuncu ve en radikal ahlakçının, öfkeli beddualarla dolu, kısa fragmanlardan oluşan bu kitabı, bir tür kutsal kitap, kıyamet deyişi olarak okunabilir; ama daha ürkütücü; çünkü gerçekçidir. -çünkü zaman dışı bir yerden konuşur caraco. kendini herkesin, her şeyin, politikanın, çıkarın, zamanın dışına yerleştiren, başka bir yerden konuşan biri.

bu sesin karşılık bulmadığını söylemek için henüz erken. aykırı, irkiltici seslerin reddedildiğini, yok sayıldığını biliyoruz. caraco'nun sesi de bize insan denen canlının doğa karşısındaki fuzuli varlığını, yokluğunun doğayı hiç ilgilendirmeyeceğini, belki de rahatlatacağını hatırlatan, bizi haddimizi bilmeye, boyumuzun ölçüsüyle davranmaya davet eden ender metinlerdendir.

insan, tanrı olmasa da edebini takınabilir, takınmalıdır. az sayıda kişinin okuduğu metinlerde edep duygusu, insanlık kadar eski ve ezoterik bir bilgi hep saklıdır; kaos'un kutsal kitabı da bunlardan biri.