5.4.17

öncesiz yargı

paul eluard


okuma!
kitapların birçok satırındaki sözcükleri birbirinden ayıran aralıkların oluşturduğu beyaz biçimlere bak ve bundan esinlen.

saklasınlar diye başkalarına ver elini.

yokuşlarda yatma.

[us çağında çıkardığın zırhı yeniden giy.
düzeni olduğu yerde bırak, yoldaki taşları bozup dağıt.]

kanıyorsan ve bir insansan, taş tahtadaki son sözcüğü sil
gözlerini kapat, böylece biçim ver onlara.

[unuttuğun düşlere ver tanımadığın şeyin değerini.]

üç demiryolu fenercisi tanıdım ben, beş geçit bekçisi kadın, bir de geçit bekçisi erkek. ya sen?

[bağırdığın sözleri hazırlama.
boşaltılmış evlerde yatıp kalk. yalnız seninle şenlendi onlar.
bir okşamalar yatağı ser okşamalarına.]

kapını vururlarsa, son isteklerini anahtarla yaz.

sesteki anlamı çal, parlak giysilerin içlerine dek gizlenmiş davullar vardır.

ifritlerin büyük acımasını türküle. truva atının üstünde ayağa kalkmış bütün kadınları an.

[su içme.]

tıpkı o harfi gibi, t harfi gibi, ortaya doğru kanadı ve yılanı bulacaksın.

[seni kışkırtan deliliğe göre konuş.
parlak renklerle giyin, alışkanlık değildir bu.]

bulduğun şey, ancak elin uzandığı sırada senindir.

yargılarının kakumunu ısırırken yalan söyle.

yaşamını budayansın sen.

as kendini, yiğit crillon, onlar seni pek kulak asma'larıyla yere indirecekler.

[vefasız bacakları bağla.
bırak, düşlerinin pasını yeniden tutuştursun tan.]

ayakların önde beklemeyi bil. böylece çıkacaksın yakında, öpörtülü.

[yak, ışıt görüngülerini yorgunluğunun.]

yenecek neyin varsa sat, açlıktan ölecek ne varsa satın al.

olmak eyleminin gelecek zamanıyla etmek eyleminin geçmiş zamanını karıştırmayarak şaşırt onları.

yeni pencere camına yerleştirilmiş taşa cam ol.

avucunun içini görmek isteyene göğün daha bulunmamış gezegenlerini göster.

[anılan günde, yaprak-böceğin o güzel mi güzel boyutlarını hesaplayacaksın.

sevdiğin kadının çıplaklığını gözünde canlandırabilmek için, ellerine bak, yüzü yere eğilmiştir.

tebeşiri kömürden, gelincikleri kandan ayırt et.]

ayaklarımın ucunda içeri girip çıkma zevkini bağışla bana.

noktalı virgül: noktalamada bile ne denli şaşırtıcı olduklarını gör.

yat, kalk, şimdi yine yat.

yeni buyruğa dek, manastırın yeni buyruğuna dek, diyeceğim en güzel genç kadınların çarmıh biçimindeki yakayı benimsemelerine dek: göğüsleri ortaya seren iki yatay dal, karnın altında çıplak çarmıhın hafifçe kızarmış ayak bölümü.

[omuzlarının üstünde başı olandan sakın.
yürüyüşünü fırtınalarınkine bakarak düzenle.
hiçbir gece kuşunu öldürme.]

gündüzsefasının çiçeğine bak: anlamak olanağı vermez insana.

yüreğini okla delmen gerektiğinde, görünür hedefe kaptırma kendini.

tansıklar gerçekleştir; ama yadsımak için.

kocamış karga "yirmi yıl" diyor, sen de yetiş onun yaşına.

[kötü beğeninin arabacılarından koru kendini.
içindeki sıkıntının bedavadan oyunlarını çiz tozlara.
yeniden başlama zamanını ele geçirme.]

başının, daha düşmediği için, hint kestanelerinin tersine, kesinlikle ağırlıksız olduğunu savun.

kıvılcımla yaldızla demir örsün onsuz kara hapını.

olası bir kırlangıçlar düşüncesine kılını kıpırdatmadan alıştır kendini.

ele geçirilmezi yaz kum üzerine.

[ananı babanı düzelt.
sağduyuya zarar vermeyen şeyi üstünde saklama.
düşün ki bu kadın üç sözcüğe sığar ve bu tepe bir uçurumdur.]

yazdığın gerçek aşk mektuplarını zındıkça davranılmış kutsal ekmekle mühürle.

şunu tabancaya söylemekten geri kalma: çok hoş; ama sanıyorum ki sizi bir yerlerde gördüm ben.

dışardaki kelebeklerin tek istedikleri içerdeki kelebeklere kavuşmaktır: sokak fenerinin tek bir camını; eğer kırıldıysa, kendinle değiştirme.

cehenneme yolla saf olanı; saflık sende cehennemliktir.

[aydınlığı körlerin aynasında gözlemle.]

dünyanın en küçük, hem de en kaygı verici kitabı senin olsun ister misin? yazdığın aşk mektuplarının pullarını ciltlet ve ağla, her şeye karşın varlık içindesin.

[hiç bekleme.
iyice bak şu iki eve: onda da ölüsün, ötesinde de.]

düşün seninle konuşan beni, yanıtlamak için kendini koy benim yerime.

[yalnızken ve sana seslenildiğini duyduğunda, duvar kaplamalarının önünden geçme sakın.]

gövdeni başka gövdelerin üstünde yiğitçe bur: bu sağlık ilkesini yiğitçe benimse.

yaprak biçimindeki kuşları yeme: hayvansal ağaç güze dayanabilir.

senin özgürlüğün beni kahkahalarla güldüren özgürlüktür.

[sisin önündeki sisi kovala.
nesnelerin ölümlü doğasının sana üstün bir zaman erki vermediğini göz önünde tutup kendini ağaç köküyle as.
seni uyandırma sorumluluğunu aptal yastığa bırak.]

ağaçları kes istersen, taşları kır; ama sakın kendini, yararlılığın mor aydınlığından sakın.

[gözünün biriyle bakıyorsan ötekini kapat.]

yok etme güneşin kızıl ışınlarını.

sağdaki üçüncü yola sapıyorsun, sonra soldaki ilk yola; bir alana varıyorsun, bildiğin kahvenin yanından dolanıyorsun, soldaki ilk sokağa sapıyorsun, sonra sağdaki üçüncü sokağa; kendi yontunu fırlatıyorsun yere ve kalıyorsun orada.

[kaldır şu kadının düşürdüğü yelpazeyi, ne yapacağını bilmeden.
vur kapıya, bağır: giriniz; ama girme.
ölmeden önce yapacak bir şeyin yok.]