27.11.13

erdem

marquis de sade

ah! sevgilim, erdemli kadınlardan nefret ederim ben!

erdemi bir yana bırak eugénie! bu sahte tanrısallıklar için feda edilebilecek tek bir şey var mıdır ki erdemi hiçe sayarak tadılan zevklerin tek bir dakikasına değsin? bırakın bunları, erdem bir kuruntudan ibarettir, erdeme ibadet etmek sürekli fedakarlık demektir, mizacımızın esinlerine karşı sayısız isyanı gerektirir. bu tür hareketler doğal olabilir mi? doğa kendi ihlalini öğütler mi hiç? eugénie, erdemli denen kadınlara aldırma. onlar bizimle aynı duygulara hizmet etmezler, başka duyguları vardır onların ve çoğu zaman daha aşağılıktır bunlar.. ihtiras, kibir, şahsi çıkarlar, çoğu zaman da onlara bir şey öğütlemeyen bir mizacın soğukluğudur yalnızca. aptallığın ve ön yargının sesidir.

hovardalık yolunun kötülükle dolu olduğu kehaneti ebeveynlerimizin zırvasıdır; her yerde dikenler vardır ama ahlaksızlık kariyerinde güller dikenlerin üzerinde bulunur; erdemin balçıklı patikalarında ise doğa tek bir gül bile yaratmamıştır. bu yolların ilkinde korkulacak tek engel insanların fikirleridir; ama birazcık düşündüğünde kendini bu aşağılık kanının üstünde görmeyecek zeki bir kız var mıdır? saygıdeğerliğin getirdiği zevkler, yalnızca ahlaki zevklerdir, yalnızca bazı kişiler bunları kavrayabilir; düzüşmenin zevkleri ise herkesin hoşuna gider ve bu baştan çıkarıcı cazibeler, kamunun görüşüne meydan okuyarak kaçıp kurtulmanın güç olduğu ama birçok sağduyulu kadının kendilerine fazladan bir zevk sağlayacak kadar alaya almayı bildikleri bu yanıltıcı küçümsemenin verdiği zararı bir süre sonra telafi eder. düzüş, eugénie, düzüş benim küçük meleğim; bedenin senindir, yalnızca senin; ondan yararlanma hakkına ve kimi yararlandırmak istiyorsan ona zevk verme hakkına bu dünyada yalnızca sen sahipsin.

ömrünün en mutlu döneminden faydalan: mutluluk veren bu zevk yılları pek kısadır! bundan yararlanmış olmak bizi yeterince mutlu ederse, yaşlılığımızda tatlı anılarla teselli bulur ve eğlenmeye devam ederiz. bu yılları kaybedersek; acı pişmanlıklar, korkunç vicdan azapları bizi paramparça eder ve yaş ilerledikçe gelen bunalımlarla birleşerek, tabut uğursuzca yaklaştıkça gözyaşları ve ıstırap çevreler bizi.