20.6.10

hüzün ve serseri

charles baudelaire


agathe, uçtuğu var mı ruhunun ara sıra
büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan
bambaşka denizlere, bambaşka semalara
şu kahrolası şehrin simsiyah havasından
agathe, uçtuğu var mı ruhunun ara sıra

deniz, tek tesellisi günlük ıstırapların
acaba hangi şeytan veya hangi mucize
her ulvi çalkanışta muazzam bir rüzgarın
arzuyla uğuldayan denizi verdi bize
deniz, tek tesellisi günlük ıstırapların

hey trenler, vapurlar beni buradan götürün
ne var gözyaşlarından çamurlar yoğuracak
ara sıra der mi ki agathe'nin ruhu, üzgün
"nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
hey trenler, vapurlar beni buradan götürün"

ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet
ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer
ey her ruhun içinde boğulduğu saf şehvet
ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler
ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet

ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların
o koşuşlar, demetler, o şarkılar, buseler
inildeyen kemanlar üzerinde dağların
akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler
ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların

o bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde
çok daha uzakta mı yoksa çin'den, maçin'den
beyhude bir arzu mu inildeyen dillerde
canlanan bir hayal mi billur sesler içinden
o bilinmez zevklerin yüzdüğü masum belde