21.3.20

yalan-roman

romain gary

rol yapmazsanız asosyal, uyumsuz ya da sinir hastası damgası yersiniz.

suçsuz olduğunu ileri sürme hakkını elde edebilmek için suçun kökenini bulmak gerekir.

sürüngenler daima en çok nefret edilenler olmuşlar ve hedef gösterilmişlerdir.

unutulmuş, kimsenin ilgisini çekmeyen, kimsenin duymadığı yaşayan diller, en anlamlı haykırışlardır.

psikiyatrlar için konunun iyisi kötüsü yoktur.

çalışmak "mış gibi" yapmanın en iyi yoludur, algılanmanızı çok güçleştirir. doyum da sağlarsınız.

deli damgası yediğiniz andan itibaren herkes size iyi niyetle yaklaşır; çünkü delilik politik değildir.

frengi heine, nietzsche, baudelaire ve buna benzer örneklerde olduğu gibi deha açısından iyi sonuçlar vermişse de, belsoğukluğunun kimseye bir yararı dokunmamıştır ve sanat için sanattır.

nefret ettiğim bir şey varsa o da yalandır. aşırı derecede dürüst olur yalanlar.

benimki gibi bir sevgi her zaman hınca dönüşür. asla affetmeyeceğim.

ara sıra café de la gare'da arkadaşlarla toplanırdık. biri muslukçu, biri muhasebeci, biri de memurdu. aslında ne muslukçu, ne muhasebeci ne de memurdular elbette. büsbütün farklıydılar. ama kimse farkında değil; rol yaparlar, günde sekiz saat 'mış gibi' oyunu oynarlar, böylece kimse dokunmaz onlara. içlerine kapanıp orada gizli bir hayat sürer, ancak geceleri, rüyalarında ve kabuslarında ortaya çıkarlar.

bizim tohumumuzdan gerçeklik çıkmaz.

genler yalan söylemez. biraz kendini dağıtmış olabilirsin, bu senin insanca yanındır. zaten insan istese de istemese de en içten, en gerçek yanı çatlak yanıdır.

anlamak kadar korkunç bir şey yoktur.

halkların ve insanların birbirlerini anlamadıkları için dalaştıklarını ileri sürmek hatadır. halklar ve insanlar birbirlerini anladıkları için dalaşırlar.

insan her şeyi anladığında mutlaka ağır bir sinir krizi geçirir. bilinçlilik bunu gerektirir.

yahudiler yüzyıllar boyunca insan olmadıklarını kanıtlayan belgeleri yahudi düşmanlarından koparmaya çalıştılar ama beceremediler. çıka çıka israil çıktı ortaya. bundan daha insanca, daha gerçekliği kanıtlanmış bir şey de olamaz. israil, yani adına yaraşır bir ulus, insan kişiliğinin en ezici kanıtı ulustur. sevgili pitonum, soysuzum, canım bilyeli yatağım, küllüğüm, tüyüm, kuşkonmazım, kendinizi yenilemek için gösterdiğiniz bütün çabalar boşuna.

bir şeyleri bulanlar genellikle kaçıklardır.

gerçek sorumlunun ortada olmaması göze çarpar. o zaman daha ulaşılır olan birini ararlar.

sevgiyi göstermek herhangi bir duyguyu göstermek değildir.

psikiyatrik klinikler birer tapınak gibidir ve bulundukları ülkenin yasaları dışında tutulma ayrıcalığını taşırlar.

gündelik, bildik anlam yokluğu söz konusu olduğu sürece bir umut ışığı var demektir.

hayatla ölüm arasındaki kavga edebi süreçler kavgasıdır.

bütün kedi yavruları büyüdükleri için ölürler.

baba ve tanrı çağrılarınızla kafa ütülemeyin artık, pavlowitch. bu konuyu yeterince kullandınız. beş bin yıldır kafa ütülüyorlar; ama daha kimse bundan adına yaraşır bir uygarlık çıkarmayı başaramadı.

mavi renk, pek de hakkı olmadan göklere çıkarılmıştır.

bütün gönüllü göçmenler gizlice bir gün dönecekleri umudunu beslerler ve ne yazık ki en kararlı şizofrenlerin bile çoğunlukla geri dönmeyi kabul ettikleri bilinen bir gerçektir.

radek, "iyi bir ev kadını her şeyi kullanmayı bilmelidir, çöpleri bile." derdi stalin'e.

aykırılıktan sakınmak gerekir; çünkü yaşamaya yardımcı olur.

amiyane tabiriyle birbirimizi sevebiliriz, kimse de bu aşırı yavanlığa şaşırmaz. karikatürlerde aşka hâlâ katlanılır; çünkü abartmaya izin verilir karikatürde. hatta mutlu bile olabiliriz; çünkü karikatürler gerçekçi değildir. sanatsal yeteneksizlikle suçlanmadan yayın organımızdan da söz edebiliriz, nasılsa karikatürlerde her şey bağışlanır.

iyileşmiş olmak yetmez, bütün insanlığı da iyileştirmek gerek.

güneş en sonunda özgünlük kaygısı gütmeden parlayabilecek.