31.10.2009

uzun lafın kısası

gandhi: 
şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.

gaston bachelard: gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

georges politzer: bir bilgine bilgin diyebilmemiz için tutarlı olması, tutarlı olması için de dinsel inancından vazgeçmesi kaçınılmazdır. çünkü bilim ve inanç birbirine karşıdır.

julian barnes: en kötü olanlar, her zaman ailelerine bağlı adamlardır.

margaret atwood: insanlar mutlu sonlara neden ağlarsa düğünlerde de aynı nedenle ağlar: aslında gerçekleşmeyeceğini bildikleri bir şeye umutsuzca inanmak istedikleri için.

howard fast: tanrının verdiği beyni kullanmaya başlar başlamaz günahkar oluyor insan.

immanuel kant: aydınlanma, insanın, kendi eliyle yarattığı reşit olmama halinden kurtulmasıdır.

katherine mansfield: yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

iris murdoch: din denen şeyi içimizden iyice temizleyip atana kadar, şu içinde yaşadığımız "tanrıların alacakaranlığı" gibisinden hava, bir dolu insanın delirmesine yol açacaktır.

Hiç yorum yok: