21.3.15

aile

bertrand russell

geçmişten zamanımıza değin sürüp gelmiş kurumlar içinde, bugün aile kadar bozulmuş ve yoldan çıkmış olanı yoktur. ana-babaların çocuklara, çocukların ana-babalara karşı sevgisi, mutluluğun en büyük kaynaklarından biri olabilir; ama bugün gerçek şudur ki, ana-babalar ile çocuklar arasındaki ilişkiler, onda dokuz bir çoğunlukla her iki taraf için, %90 bir çoğunlukla da taraflardan birisi için mutsuzluk kaynağıdır.

ana-babalar ile çocuklar arası ilişkilerde görülen değişiklik, demokrasinin genel yayılışına bir örnektir. ana-babalar, çocukları üzerindeki haklarından artık emin değildirler; çocuklar, ana-babalarına karşı saygı borçlarını artık hissetmemektedirler. önceden hiç duraksamadan gösterilen itaat, şimdi eski moda sayılmaktadır ve doğrusu da budur. psikanaliz kültürlü ana-babalar arasında, çocuklara bilmeden zarar verme korkusu yaygınlaşmıştır. onları öperlerse oedipus kompleksi meydana getirebilirler; öpmezlerse kıskançlık öfkesine neden olabilirler. çocuklarına her şeyi emirle yaptırırlarsa, onlarda suçluluk duygusu yaratabilirler; emretmezlerse, çocuklar ana-babanın iyi saymadığı alışkanlıklar edinebilir. çocuğun parmağını emdiğini görünce bundan türlü türlü korkunç sonuçlar çıkarırlar; ama çocuğun parmak emme huyunu kesmek için ne yapmak gerektiğini bilmezler. eskiden tam bir egemenlik sahibi olan ana-baba, bugün çekingen, endişeli ve vicdan kuşkuları ile dolu bir hal almıştır. bekar kadınların özgürlükleri gözönüne getirilecek olursa, bugünün annesi, anneliğe karar verirken eskiye göre çok büyük özverileri göze almış olduğu halde, anneliğin eski yalın zevki kalmamıştır. bu koşullarda düşünceli anneler, çocuklarından pek az şey istemekte; düşüncesizler ise, gerektiğinden de çok şey beklemektedir. düşünceli anneler, doğal sevgilerini zorla sınırlandırmakta ve çekingenleşmektedirler; düşüncesizler ise, feda etmek zorunda kaldıkları zevklerin karşılığını çocuklarından almaya çalışmaktadırlar. çocuğun sevgi gereksinimi, bu iki durumdan birinde karşılanmamış, öbüründe ise fazla tahrik edilmiştir. bu hallerin ikisinde de, normal bir ailenin verebileceği yalınkat ve doğal mutluluk yoktur.

beyaz ırkın yarattığı uygarlığın göze çarpıcı bir özelliği: kadın olsun erkek olsun, bu uygarlığı benimsediği derecede kısırlaşmaktadır. en uygarlar en çok kısırdır; en az uygar ise en verimli olandır. günümüzde batılı ulusların en akıllı sınıfları gittikçe yok olmaktadır. daha az uygar ülkelerden gelen göçmenler hesaba katılmazsa, birkaç yıl içinde batılı uluslarda nüfus sayısı azalacaktır. göçmenler de yeni yurtlarındaki uygarlığı benimser benimsemez, eskisine göre kısırlaşacaklardır. bu özellikteki bir uygarlığın dengesiz olacağı besbellidir; yitirdiği kadarını yerine koyması sağlanmadıkça er geç ortadan kalkacak ve yerini başka bir uygarlığa, nüfus eksilmesini önlemek üzere ana-babalığa yeterince önem veren bir uygarlığa bırakacaktır.

batılı ülkelerin hepsinde resmi ahlakçılar bu sorunun çözümünü teşvik ve duyguları kamçılamada aramaktadırlar. bir yandan evli çiftlerin tanrı verdiğince çok çocuk yapmaları, çocukların ilerdeki sağlık ve mutluluklarını düşünmemeleri gerektiğini söylerler. öbür yandan din adamları anneliğin kutsal hazlarından söz açar, hastalıklı ve yoksulluktan kavrulmuş çok çocuklu geniş ailelerin de mutlu olabileceği inancını yaymaya çalışırlar. devlet de bu düşüncelere katılır; çünkü onun da yeterince topçu eri bulabilmesi gerekmektedir; yoksa bütün o karışık mekanizmalı öldürücü silahlar, askere alınanlardan başka, geride ve yeter sayıda insan kalmamışsa öldürücülük görevlerini nasıl yerine getirebilirler?

analık ve babalık duygusu psikolojik olarak, hayatta mümkün mutlulukların en büyüğünü ve süreklisini verebilir. bu, kuşkusuz kadınlar için erkeklerden daha doğrudur; ama erkekler için de sanıldığı kadar zayıf bir gerçek değildir.

ana-babalar, farkına varmadan yapacakları yanlışlıklardan çekinmeseler çocuklarına daha fazla yardım etmiş olurlardı; zira büyüğün kararsızlığı ve kendine güvensizliği kadar çocuğun zihninde endişe yaratan hiçbir şey yoktur.