26.10.19

aynalar

eduardo galeano

kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.

shakespeare: bu günlerin talihsizliği, delilerin körleri yönetmesidir.

bu dünyada yazılan ilk kitap, ölmeyi reddeden kral gılgamış'ın maceralarını anlatır.

galen: kahkahadan daha iyi bir ilaç yoktur.

dante, muhammed'in terörist olduğunu düşünüyordu. yoksa onu, sonsuza kadar işkence görme cezasına çarptırarak cehennemin katlarından birine yerleştirmezdi. onu gördüğümde, demişti "ilahi komedya" adlı eserinde, sakalından göbeğinin altına kadar bir yarık açılmıştı bedeninde.

aristoteles: insanlık, yönetmek için doğanlar ve boyun eğmek için doğanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

homoseksüellerin cezadan kurtulmak için kadın kılığına girip fahişelik yapmalarından dolayı on beşinci asrın sonlarında venedik'te fuhuş sektörü çalışanlarına memelerini açıkta bırakma zorunluluğu getirildi. fahişelerin, çıplak göğüslerini müşteri çekmeye çalıştıkları evlerin penceresinden göstermeleri gerekiyordu.

platon: kölelerin kaçınılmaz bir biçimde efendilerinden nefret etme eğilimi vardır ve sadece sürekli bir gözetim hepimizi öldürmelerini engelleyebilecektir.

işini kaybetme paniği, bu korku çağında bize hükmeden bütün korkuların içinde en güçlü hissedilen korkulardan biridir.

marşlar, genel bir kural olarak tehditler, küfürler, kendi kendini övmeler, savaşın yüceltilmesi aracılığıyla ve öldürmenin ya da ölmenin ne kadar onurlu bir görev olduğunun dile getirilmesi suretiyle ulusların kimliklerini teyit eder.

jose marti: dünyanın bütün şanı, şöhreti bir mısır tanesinin içine sığar.

ilk özgür ülke, gerçek anlamda özgür ülke haiti olmuştur. köleliği ingiltere'den üç yıl önce, yeni kazandığı bağımsızlığını kutlarken ve unutulmuş yerli ismini tekrar elde ederken, şenlik ateşlerinin güneşinin aydınlattığı bir gecede kaldırmıştır.

şu cümle, ilk gastronomi kitapçığının yazarı brillat-savarin'e atfedilir: "bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."

fukuzama yukichi: bir ülke özgürlüğünü her türlü parazite karşı korumaktan asla korkmamalıdır, bütün dünya kendisine düşman olsa bile.

evrensel edebiyatın ilk aşk şiiri, yerle bir edilmesinden binlerce yıl önce ırak'ta doğdu:

"şarkıcı süslesin şarkılarıyla
sana anlatacağım öyküyü"

şiir, bir tanrıçayla bir çobanın buluşmasını sümer dilinde anlatır. tanrıça inanna o gece sanki ölümlüymüş gibi sevdi. çoban dumuzi ise bu gece boyunca ölümsüz oldu.

arthur conan doyle sir unvanı aldı ve bunu sherlock holmes'e borçlu değildi. yazarın soyluluk unvanı almasının sebebi emperyal davaya hizmet etmek için kaleme aldığı propaganda eserleriydi.

lord byron: günümüzde artık insan üretmek makine üretmekten daha kolay.

dünyanın güneyinde insan hayatı çok ucuzdur.

francisco franco: zor bir iş olan ülke yönetmeyi öğrenmemiş ve bu kendisine öğretilmemiş halka, bir devleti yönetme sorumluluğunu vermek bir delilik ve kötülüktür.

franco döneminde adalet yukarıda, kürsünün yüksek kısmında, kara cübbesine bürünmüş olan mahkeme başkanı oturuyor. onun sağında avukat, solundaysa savcı. daha aşağıdaki basamaklar, sanıkların oturduğu sıra henüz boş. yeni bir duruşma başlayacak. hakim alfonso hernandez pardo, mübaşire seslenir: "mahkumu getirsinler."

brillat-savarin: yeni bir yemek insan mutluluğuna yeni keşfedilen bir yıldızdan daha çok katkı sağlar.

galen: uzun ve zahmetli yolu, kolay ve kısa patikaya tercih ederim.

atlar kişniyor, arabacılar küfrediyor, kırbaçlar havada ıslık çalıyor. soylu beyefendi öfkeye kapılmıştı. sanki asırlardan beri orada bekliyordu. arabasının önü başka bir at arabası tarafından kesilmişti ve birçok arabanın arasında boş yere geri dönmeye çalışıyordu. daha fazla sabrı kalmayınca arabadan indi, kılıcını kınından çekti ve yolunun üzerinde karşısına çıkan ilk atın karnını deşti. bu olay 1766 yılının bir cumartesi akşamüstü, des victoires'da yaşandı. soylu beyefendi marquis de sade idi.

ilk başta bizim ebemiz olan zaman, gün gelecek celladımız olacak. dün, zaman bizi emzirdi ama yarın yiyecek.

roma imparatoru endülüslü hadrianus o yaşadığının son sabahı olduğunu anlayınca kendi ruhuna konuştu:

"benim küçücük, serseri
ve kırılgan ruhum,
bedenimin misafiri ve yoldaşı,
nereye gideceksin şimdi?
hangi loş, sert, çorak yerlere gideceksin?
artık şakalar yapamayacaksın."

biten aşk, sıkan hayat, ezip geçen ölüm. kaçınılmaz acılar vardır, bu böyledir, elden bir şey gelmez. ancak gezegendeki otoriteler acıya acı eklerler ve bize yaptıkları bu iyiliğin parasını alırlar. katma değer vergisini her gün, nakit parayla tıkır tıkır öderiz. katma acı vergisini her gün, mutsuzlukla tıkır tıkır öderiz. katma acı, hayatın geçiciliğinden doğan kederle işin geçiciliğinden doğan keder sanki aynı şeymiş gibi, kaderin kaçınılmazlığının kılığına giriyor.