16.8.18

hayvanlardan tanrılara sapiens

yuval noah harari

bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.

hristiyanlık ve müslümanlık yenilerek unutulmuş olsaydı, bugün belki de hepimiz daha iyi bir dünyada yaşıyor olacaktık.

tarihsel kayıtlar homo sapiens'in bir ekolojik seri katil olduğunu gösteriyor.

şempanzelerin alfa erkekleri güçlerini olabildiğince çok dişiyle seks yapmak için kullanıp kendi sürülerinin gençlerinin önemli bir kısmına babalık ederken, katolik alfa erkeği cinsel birleşmeden ve çocuk bakımından tamamen kaçınır.

bir şempanze homo sapiens'le yaptığı bir sözlü tartışmayı kazanamaz; fakat maymun, insanı bir oyuncak bebek gibi parçalayabilir.

tarım ve sanayi toplumları üyelerinin büyük bir kısmı evcilleştirilmiş hayvanlardır. sahipleriyle eşit olmasalar da yine de onlar gibi topluluğun üyeleridirler. bugün yeni zelanda toplumu 4,5 milyon sapiens ve 50 milyon koyundan oluşmaktadır.

tutarlılık, durgun zihinlerin oyun alanıdır.

kolektif insan bugün eski grupların bildiğinden çok daha fazlasını biliyor. ama birey olarak bakıldığında, eski avcı toplayıcılar tarihteki en becerikli ve bilgili insanlardı.

ortak bir mite inanan çok sayıda yabancı, başarılı işbirliği yapabilirler.

yazının insanlık tarihine en önemli katkısı şudur: yavaş yavaş insanların düşünme ve dünyaya bakış biçimlerini değiştirmiştir. özgür düşünce ve bütüncül bakış, yerini bürokrasiye ve sınıflandırmaya bırakmıştır.

eski bir çin atasözü, "iyi demirden çivi yapılmaz." der, yani yetenekli insanların orduda değil bürokraside görevlendirilmeleri gerekir.

insanların çelişkili şeylere aynı anda inanabilme kapasitesi muazzamdır.

para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven
sistemidir.

zenginler fakirlerden daha ayrıcalıklı olduğunda, parayı hem zengin hem de fakirlerde aynı olan özden daha fazla önemsiyoruz anlamına gelir.

devrimler tanım gereği öngörülemezler. öngörülebilir bir devrim asla patlak vermez.

ortaçağ avrupa'sında, aristokratlar paralarını aşırı lüks şeylere dikkatsizce harcarken köylüler her kuruşu sayarak tutumlu yaşarlardı. bugünse durum tam tersine döndü; zenginler kendi yatırımlarına ve varlıklarına dikkat ederek yaşarken, daha az varlıklılar borca girerek hiç ihtiyaçları olmayan arabalar ve televizyonlar alıyorlar.

insanlığın gücü kötüye kullanma yönündeki eğilimini de düşünürsek, insanın güçlendikçe mutlu olacağını düşünmek naif bir yaklaşımdır.

nietzsche'nin de söylediği gibi, yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz. anlamlı bir hayat, zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir; buna karşılık anlamsız bir hayat da ne kadar konforlu olursa olsun korkunç olabilir.