19.8.18

felsefe mutluluktur

zygmunt bauman

beyhude, beyhude, her şey beyhudedir! seneca farkında olmadan ecclesiastes'teki öncelinin mesajını tekrar ederek bunu kafalara sokmak ister gibidir: "kendini beğenmiş kişiye, hak etmediği ilgi, saygı ve hayranlığı göstererek kendini küçük düşürme!"

"ister amansız bir yazgının pençesinde olalım, ister evrenin sahibi olarak tanrı bütün şeyleri buyurmuş olsun, isterse de insana dair olaylar tamamen şansa bağlı olsun; bizi koruma görevi felsefenindir. bizi neşeyle tanrı'ya ve isyankarlıkla talihe boyun eğmemizi teşvik edecek olan felsefedir; tanrı'yı nasıl takip edeceğinizi ve onun size hangi lütfu yollayabileceğini duymanızı size felsefe gösterecektir."

stoacı filozofların uzun soyunda, seneca'nın ardılı olan marcus aurelius da bu görüşe katılır ve okurlarına şöyle bir nasihatte bulunur: "göreviniz dik durmaktır, birileri tarafından dik tutulmak değil."

bunu da şöyle açıklar: "her şey nasıl da hızla yok olup gidiyor, bedenlerimiz maddi dünyada kayboluyor, anılar zamanla yitip gidiyor; duyularla algılanan bütün nesneler -özellikle de verdiği hazla bizi kendimizden geçiren, yaşattığı acıyla korkutan ya da anlamsız şeylerden zevk almamızı sağlayan şeyler- nasıl da ucuz, aşağılık, adi, geçici ve ruhsuzlar.. bedene dair her şey bir nehir gibi sürüklenip gidiyor; zihnin bütün ürünleriyse rüyalar ve sanrılardan ibaret. peki, yolculuğumuzda bize ne eşlik edebilir? bir tek şey, yalnızca bir tek şey: felsefe."

marcus aurelius'un nasihati, gündelik koşuşturmacadan, aşağılık her şeyden uzak durmaktır; çünkü bunlar geçici, ucuz ve adidir: "dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün."

böyle yaparak, mutluluk vaadini yerine getirmeyecek, getiremeyecek şeylerin aldatıcı cazibesinden kaçınmış ve hüsranla son bulacak baştan çıkmalara karşı direnmiş olursunuz. bütün amaçsız gezilerinizdeki deneyiminizden biliyorsunuz ki iyi yaşamı hiçbir yerde -ne mantıkta, ne zenginlikte, ne şöhrette, ne de sefahatte- bulamadınız. o zaman nerede bulacaksınız? insan doğasının gerektirdiği şeyi yaparak, dürtülerinizi ve eylemlerinizi yönetecek ilkeler edinerek bulacaksınız.

peki bu ilkeler ne olmalıydı? marcus aurelius "herhangi bir yeteneksizlik ya da kabiliyetsizlik mazeretine mahal vermeden" herkes tarafından uygulanabilecek şekilde belirlenmiş bazı ilkeleri şöyle sıralar: dürüstlük, şeref, sıkı çalışma, özveri, kanaatkarlık, tutumluluk, şefkat, bağımsızlık, sadelik, sağgörü, yüce gönüllülük. "unutma ki seni yönlendiren zihnin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez olur. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur."

aurelius'un, mutluluk arayışında olanların nihai sığınağı olarak kişiliği ve vicdanı saptadığını söyleyebiliriz: başka bir yerde ardında varis ya da vasiyet bırakmadan yitip gitmeye mahkum olan mutluluk düşlerinin hüsrana uğramayacağı tek yer. marcus aurelius'un ileri sürdüğü mutluluk reçetesi kendi kendine yeterlidir, kendine gönderme yapar ve hepsinden önemlisi kendi kendini sınırlayıcıdır. "hatalı yolları bilip onlardan sakının, doğanın dayattığı ve kaçışın olmadığı sınırları kabul edin. değişken olup hiçbir sınır tanımasalar da tutkular sizi yoldan çıkaracaktır, ama neyse ki tutkuları etkisiz ve güçsüz kılacak güçlü bir silah olan akla da sahipsiniz. mutlu bir yaşamın sırrı tutkularınızı dizginlemek, aklınızıysa dörtnala koşturmaktır."

yüzyıllar sonra blaise pascal, seneca ve marcus aurelius'un mesajlarını harmanladı ve birleşimlerinin ortak özünü damıttı: "insanlık onurumu aramam gereken yer uzam değil, düşünce yapımdır. toprak sahibi olmanın bana faydası olmayacaktır. evren uzam yoluyla beni kavrar ve bir parçacık gibi içine çeker; bense düşünce yoluyla evreni kavrarım."

bununla birlikte pascal'ın da ekleyiverdiği gibi, asıl sorun, birçok insanın çoğu zaman akla yatkın bu nasihate aksi yönde davranmalarıdır. mutluluğu, bulunamayacak yerlerde ararlar. pascal en unutulmaz cümlelerinden birini şöyle bitirir: "mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir."