7.3.19

arapların gözünden haçlı seferleri

amin maalouf

kılıçlar savaş ateşini canlandırdığında, insanın en kötü silahı gözyaşı dökmektir.

ebu'l ala el-maarri: dünyada yaşayanlar ikiye ayrılır: beyni olup dini olmayanlar ve dini olup beyni olmayanlar.

ateş, yakılacak odun miktarından korkmaz.

bütün zamanların en korkutucusu olan haşhaşi tarikatını 1090'da kuran hasan sabbah geniş kültürlü, şiire duyarlı, bilimin son gelişmelerine meraklı bir adamdır. 1048'de rey kentinde doğmuştur. burası birkaç on yıl sonra tahran kasabasının kurulacağı yerin hemen yanındadır. efsanede öyle anlatıldığı üzere, gençliğinde şair ömer hayyam'ın çok yakın dostu olmuştur. hayyam da onun gibi matematik ve astronomi tutkunudur. fakat böylesine bir dostluğun gerçek olup olmadığı tam bilinmemektedir. buna karşın, bu parlak adamın hayatını tarikatını örgütlemeye adamaya götüren koşullar bütün ayrıntılarıyla bilinmektedirler. onlara "batınîler" denilmiştir, yani "halkın önünde gözüktüklerinden farklı bir inanç taşıyanlar."

frenkler, 12. yüzyılda bütün bilim ve teknik alanlarında araplardan çok geridirler. fakat gelişmiş doğu ile ilkel batı arasındaki açıklık tıp alanında daha da büyüktür. 

usama farkı gözlemektedir: lübnan dağındaki murnietra'nın frenk valisi, bir gün şeyzer emiri amcam sultan'a, bazı acil durumluları tedavi etmek üzere bir hekim yollamasını rica eden bir mektup yazdı. amcam bizim oralardan thabet adında hristiyan bir hekimi seçti. bu hekim ancak birkaç gün kaldıktan sonra bize döndü. hastaları bu kadar çabuk nasıl iyileştirdiğini öğrenmek için hepimiz meraktan çatlıyorduk; bu yüzden onu soru yağmuruna tuttuk. thabet şöyle cevapladı: "önüme, bacağında cerahat olan bir şövalye ile vereme yakalanmış bir kadın getirdiler. şövalyenin bacağına bir yakı koydum, çıban açıldı ve küçüldü. kadına da, ateşini düşürmek için perhiz verdim. fakat bir frenk hekimi geldi ve "bu adam bunları tedavi etmeyi bilmiyor." dedi. şövalyeye dönerek ona, "tek bacağınla yaşamayı mı, yoksa ikisiyle birlikte ölmeyi mi tercih edersin?" diye sordu. hasta, tek bacakla yaşamayı tercih ettiğini söyleyince, "bana iyi bilenmiş bir baltayla güçlü bir şövalye getirin." diye emretti. biraz sonra şövalyeyle balta geldi. hekim bacağı bir kütüğün üzerine koyarak, yeni gelene "tek bir kerede kesmek üzere baltanla iyi bir vuruş yap." dedi. adam gözlerimin önünde bacağa ilk darbeyi indirdi; ama kopmadığı için bir daha vurdu. bacağın iliği saçıldı ve yaralı hemen o anda öldü. kadına gelince, frenk hekim onu muayene ettikten sonra, "kafasının içinde ona aşık bir iblis var. saçlarını kesin." dedi. saçlarını kestiler. kadın onların gıdalarını sarımsak ve hardalla birlikte yemeye başladı, bu da veremini ağırlaştırdı. onların hekimi, "demek ki iblis başın içine girdi." diye iddia etti. ve bir ustura alarak kadının başına haç biçiminde çentik attı, kafa kemiğini açığa çıkardı ve onu tuzla ovdu. kadın hemen oracıkta öldü. bunun üzerine şöyle sordum: "bana başka ihtiyacınız var mı?" hayır, dediler ve frenklerin hekiminden bilmediğim birçok şey öğrenerek geri geldim.

selahaddin rahat bir gülümsemeyle şöyle karşılık vermekteydi: "bazı insanlar için para kumdan daha değerli değildir."

her hata ölüme götürür ve yatağında ölen çok az emir vardır.