7.11.18

dünya görüşüm

bertrand russell

yaratıcılık kimseden bir şey almadan yoktan var etmektir. gerçek büyük davranışlar, özgürlük çerçevesi içinde irdelerseniz, yaratıcı olanlardır.

can sıkıntısı yüksek bir zekanın belirtisidir ve önemi çok büyüktür.

eninde sonunda insanların çoğunluğu materyalisttir. istedikleri şeyler, para ile alınabilecek şeylerdir.

bir tek suçsuzun kurtarılması, doksan dokuz suçlunun salıverilmesine değer.

iyi bir hükümette iktidarın kullanımının sınırları, kontrol odakları, karşıt ağırlıkları vardır. kötü bir hükümette iktidar ayrım tanımaz. kötü bir hükümetle savaşa tutuşun, büsbütün kötüleştirirsiniz onu.

felsefenin gerçek görevi dünyayı değiştirmek değil, anlamaktır.

bir gün bisikletle winchester'e giderken yolumu kaybettim, ilk kasabada bir dükkana girip "winchester'e giden en kısa yolu bana söyleyebilir misiniz?" dedim. karşımdaki, dükkanın arkasındaki benim göremediğim bir başkasına seslendi: "bir bay winchester'e en kısa yolu soruyor." dedi. ses cevap verdi: "winchester mi?" "eeevet." "en kısa yol mu?" "eeeevet." "bilmiyorum."

serüven peşinde koşanlara serüven olanağı vermek çok önemlidir. çok para harcamadan dağlara tırmanmanın, kuzey ya da güney kutbuna gidebilmenin yollarını bulmalı. az para ve az zaman ile insanlara gerektiğinde tehlikeli, gençlerin düşlediği türden serüven olanakları sağlanmalı. kutuplara giderler, dağlara tırmanırlar ya da bir gün, olursa, uzayda gezerler. bütün bunlar çok kez savaşlarda harcanan enerjiye kullanım olanağı sağlar.

önemli şeyler başaranların hemen hepsi, şu ya da bu şekilde kudret tutkusu ile davranmışlardır. azizler için de bu böyledir, günahkarlar için de. her enerjik kişide rastlanır bu davranışa.

hangi yönde olursa olsun ilerleyenler, her zaman halkı karşılarında bulmuşlardır. ta ilk çağlardan beri insanlığın ileri attığı her büyük adım, bireyler sayesinde olmuştur ve hemen her zaman bu kişiler toplumun çetin bir direnişi ile karşılaşmışlardır.

ikinci dünya savaşı birincisi gibi olmadı. 1914'te cepheye gidenler, pek geriye dönemeyeceklerini bildiklerinden elbetteki bayram yapmıyorlardı. ama cephe gerisi eğlenceli idi. ikinci dünya savaşı gerçekten farklı oldu. bıkmış bir hal vardı insanlarda. savaş ürpertisini yirmi beş yıl önce duymuşlardı.

bilgi sandığımız şeyler her zaman bilgi değildir.

aristarchus'u alın. bu adam güneşin dünya çevresinde değil, dünyanın güneş çevresinde döndüğünü ilk düşünendir. ona göre, yıldızların gökte döner gibi görünmesi de, dünyanın hareketinden ötürüdür. unutulan bu görüş iki bin yıl sonra, copernicus'la birlikte tekrar çıkıyor karşımıza. oysa aristarchus düşünmese idi belki bu, copernicus'un aklına bile gelmezdi.

platon bilimi sevmezdi. sevdiği tek şey matematikti. bilimin geri kalanının onun için bir anlamı yoktu.

arkadaşlık, sevgi, çocuklarla ilişkiler, başkalarıyla içtenlik.. bu ilişkiler mutlu olmadıkça yaşam zordur.

dört başı mamur, bütün zorluklara karşın başarılmış bir işin mutluluğuna sınır yoktur. eğer size uygun ise her türlü uğraşı sizi mutlu yapacaktır.

ressam haydon'ı anımsıyorum. büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. güncesine bakın ne yazmış: "kendimi rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim." durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, "ötekilerde benden fazlası var." diye tasalanırlar. bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar. ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını. filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler. ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. vız gelmeli oysa.

en varlıklılar bile yoksullar yurduna düşmekten korkarlar.

kültür bakımından modern dünya umut kırıcı bir tekdüzelik içinde. lüks bir otelde, hangi kıtada olduğunuzu size gösterecek tek işaret bulamazsınız. her tarafta aynı şeyler çıkıyor karşınıza, hoş değil. bu yüzden de zenginler için düzenlenen gezilerde girişilen zahmete değmez. yabancı ülkeleri tanımak için insan yoksul gezmeli. bu bakımdan ulusçuluk yararına söylenecek çok şey var; çünkü sanatta, edebiyatta, dilde vb. çeşitleri koruyor. ama politikada milliyetçilik kötünün kötüsüdür. aksi savunulamaz.

milliyetçilik, insanoğlunun şimdiye dek karşılaştığı tehlikelerin en büyüğüdür.

milliyetçilikten söz ettiğim kitaplarımdan birinde şunu yazmıştım: "bir ulus vardır ki öbürlerinin iddia ettiği bütün üstün nitelikleri kendinde toplamıştır. benim okuyucumun ulusudur işte bu ulus." bir polonyalı bana gönderdiği bir mektupta şöyle diyor: "polonya'nın üstünlüğünü kabul ettiğinizden ötürü mutluyum."

propaganda her yerde devletin elindedir. devleti ilgilendiren ise istendiği zaman öldürmeye hazır olmanızdır.

şu veya bu şeye aşırı bir önem veren ve geri kalan her şeyi hafif bulan adama ben dar görüşlü derim. insanlık tarihinin hemen her anında, dünyanın hemen her kesiminde toplumların yakalandığı akıl hastalıklarından biridir bu. bir partiye giren herkes, öteki partilere bağlı olanların yanlış yolda olduğunu sanır.

tam anlamıyla hoşgörü, ortada suç olmadıkça düşünceleri için kimseyi cezalandırmamaktır.

önemli bulduğum dört şey var. birincisi sağlıktır. ikincisi bizi yoksulluğa düşmekten koruyacak araçlar. üçüncüsü, başka insanlarla mutlu ilişkiler. dördüncüsü de çalışmada başarı.

eskiden yoksulluk bazı insanlar için çaresi olmayan bir hastalıktı. bugün böyle değil. dünya yoksulluğa son vermek isterse kırk yılda çözer bunu. hastalık geriledi, daha da gerileyebilir. insanların istedikleri kadar ve istedikleri zaman yaşamaktan kıvanç duymalarına hiçbir engel yoktur.