23.3.19

303

hans weingartner

kadınlar bizim kaderimizdir.

beyaz çorap ve sandalet giymiş erkekler: en kötüsü onlardır.

almanya'da ne kadar kişinin yalnız yaşadığını biliyor musun? %50. ve sana bir şey söyleyeyim mi? bence bunun arkasında bir strateji var: ekonomik sebepler. dört dairede yaşayan dört kişiyi al. ihtiyaçları: dört buzdolabı, dört elektrik süpürgesi, dört su ısıtıcısı, dört düz ekran tv. beraber yaşasalardı hepsinden sadece birer taneye ihtiyaç duyarlardı. yani yalnızken daha çok tükettiklerinden, bu, kapitalist ekonomi açısından daha mantıklı. bir arkadaşım tezini bu konuda yazmıştı: "kapitalizmin ayırma stratejisi."

yalnız olmak insan doğasına tamamen aykırı. insanlar sosyal yaratıklardır. yalnız kaldığımızda dakikalar içinde stres hormonları salgılıyoruz. kortizol gibi şeyler. kortizol bağışıklık sistemini zayıflatır. bu yüzden yalnız olmak sizi hasta eder. ama zaten istedikleri de bu. mutsuz olalım ki daha çok tüketelim. kapitalizm, temel prensiplerinden dolayı kaçınılmaz olarak izolasyonu öngörür.

küçük yaşlardan itibaren birbirimizle rekabet etmemiz öğretiliyor. bu, okulda başlıyor. kim en güzel görünüyor? kim en akıllı? ve daha sonra hayat devamlı seçmelere dönüşüyor. bir koleje bin kişi başvuruyor, sadece 10 kişi giriyor. 100 kişi ev başvurusu yapıyor, biri alıyor. 7/24 daha sert, daha hızlı ve daha güçlü olmalısın. ne stres ama! kesintisiz mücadele ve rekabet. tüm dünya lanet büyük bir sirke dönmüş durumda!

sermayenin sahibi olan ilk %5, dinlenmeye zaman bile bulamayan bu insanlardan faydalanıyor. diğer herkes kıçını düzeltmeye çalışıyor. mutsuz ve tamamen stresli.

darwin, "uyumluların hayatta kalması" der, "en güçlülerin hayatta kalması" değil. en güçlüler hayatta kalmaz, en iyi adapte olanlar kalır.

goriller sadece bir tanesi kalıncaya kadar savaşır: alfa erkeği. sadece alfa erkek üreyebilir. diğer erkeklerin bebeklerini bile öldürür. insan toplumu da benzer şekilde çalışıyor. bir hiyerarşi oluşana kadar savaşırız. ve ekonomik sistemimiz buna uydurulur.

komünizm de hiyerarşik bir sistemdir. çünkü herkes pastanın en büyük parçasını ister. bu yüzden gerçek sosyalizm asla var olmadı. ne doğu almanya'da, ne  rusya'da ne de çin'de. mao ve stalin, insanlar üzerinde zorla istemedikleri bir sistem oluşturdular. çünkü o da insan doğasına aykırı.

insanoğlunun ilerlemesini ne sağlar? rekabet mi yoksa işbirliği mi? cevap işbirliğidir. ve empati. insanlığın esası budur. empati işbirliğini oluşturur. güzel olmakla kalmaz, başarımızın sırrını da beraberinde getirir. işbirliği sayesinde neandertallerden değil de cro-magnonlardan geliyoruz.

cro-magnonlar son buzul çağı'nın sonunda yaşadılar, yaklaşık 25 bin yıl önce. güney fransa'da, neandertaller ile yan yana. neandertallerin soyu tükenirken cro-magnonlar hayatta kaldı. neden biliyor musun? sürek avı sayesinde.

şöyle oldu: neandertaller sekizli-onlu gruplar halinde yaşayan yalnız kurtlardı. birbirleriyle savaştılar. ve iri, kaslı yapıları vardı. günde 5 bin kaloriye ihtiyaçları vardı, yani çok fazla ete. buzul çağı'nın sonunda yemek kıtlaştı ve birbirlerini yemeye başladılar. sonra açlıktan öldüler ve soyları tükendi. cro-magnonlar ise 400'lü gruplar halinde yaşadılar. hep birlikte hayvanları uçurumlara doğru sürdüler. onlar da panikledi ve düştüler. sonuç olarak çok fazla ete sahip oldular. gerçek barbekü partileri. çok yiyeceklerinin olması onlara mağaralara resim yapmak için zaman verdi. sanat için vakti olan ilk insanlardı. dilleri gelişti, konuşmaya başladılar. ilk homo sapiensler olarak. ve cro-magnonlardan biz geliştik. onlar bizim atalarımız. onlar işbirliği sayesinde hayatta kalırlarken neandertallerin soyu tükendi. sürek avı: başarının anahtarı buydu. yani sosyal öge, insanlığın oluşmasındaki belirleyici faktördür. ve şimdi kapitalistler bizi tekrar neandertallere dönüştürmek istiyorlar.

"benim bisikletim", "senin bisikletin" bu çok eskiden başladı. mülkiyetin icadı ile. eğer ben hiçbir şeye sahip değilsem beni kıskanamazsın, değil mi? bak: göçebeler, onlar paylaştılar. her şeyi paylaştılar. biz paylaşmayı seviyoruz. biz paylaşınca vücudumuz tonlarca mutluluk hormonu salgılıyor. bunu severiz.

kapitalizm insanlık dışı, insanları sevmeyen bir sistemdir. insanlığın geri kalanı mutsuz hissederken en üstteki %1'lik kesime fayda sağlar.

otzi'de, 5 bin yıl öncesinden kalma donmuş adamda ne bulduklarını biliyor musun? bir balta. barış çubuğu değil, bir balta. bir savaş baltasıydı, öldürmek için. her yerinde savaş yaraları ve omzunda bir ok ucu vardı. ok ucu bir atardamarını kesmiş ve kan kaybından ölmüştü. sırtından bir ok ve yay ile vurularak öldürülmüştü. 5 bin yıllık insanlık tarihine baktığımda gördüğüm şey bu: cinayet ve yıkım. boğaz kesen insanlar. kabile soykırımı, birbirlerine saldıran milletler, nefret, yahudi soykırımı, eziyet. insanlık tarihi kocaman bir kan banyosu! dünyada her üç saniyede bir cinayet işleniyor. her 3 saniyede bir! tam da şu anda bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen karısını bıçaklıyor. biz o kadar da iyi değiliz; hatta biz şeytanlarız. evet, şeytan.

açlık mesela. dünya nüfusunu iki kez besleyebilecek kadar buğdayımız var. sadece düzgün bir şekilde dağıtılmıyor.

afrika'da, büyük sahra çölündeki çok küçük bir alan bile bütün dünyaya güneş enerjisi sağlamak için yeterli bir yer. güneş bu kadar güçlü. bu, bana eğer sadece kendimizi organize edersek neler yapabileceğimizi hatırlatıyor. işbirliği yaparsak. bizse bunun yerine yakıt kullanıyoruz ve gezegenimizi ısıtıyoruz. 

insanlar bu gezegende sürekli kendileri için endişelenerek yaşayabilen tek canlı varlıklardır. korkuları, ihtiyaçları ve açıkları hakkında. biz geleceği düşünüyoruz, geçmiş hakkında  düşünüyoruz; neyi yanlış yaptık, neyi doğru yaptık diye düşünüyoruz, düşünüyoruz. oradaki düşünceler, onlar sürekli olarak yaptığımız her şeyi değerlendirip yorum yapıyor. günde 16 saat, haftada yedi gün. buna sonsuza dek dayanamazsın. bu yüzden insanın doğal olarak uyuşturucu kullanmaya ihtiyacı var.

insanlık tarihindeki tüm insanlar uyuşturucu kullandılar: hintliler, mayalar, inkalar, romalılar, yunanlılar, hepsi. ormandaki yerliler bile uyuşturucu kullanıyor. her zaman kendimizden uzak durmalıyız. aksi takdirde deliririz. aslında kendinden tatile çıkmanın başka yolları da var. örneğin meditasyon, dans, yoga, spor, seks, her şey. ama uyuşturucu daha kolaydır. ve insanlar doğası gereği tembeldir. bu, termodinamiğin ikinci prensibidir.

ama ben kimim o zaman? gerçek benliğimin yeri neresi? derinlerde bir yerde, lisan ile ulaşamayacağın bir yerde. varlığının çekirdeğinde. sadece rüyalarda görülür. veya sadece psikanalizde. uyuşturucu ile yorumcuyu kapatabilirsin; ama gerçek seni değil. ancak uyuşturucularla sadece yorumcuyu kapatmazsın; aynı zamanda gerçek kendine de zarar verirsin. yıllarca uyuşturucu alan insanlara bak. hepsi bir noktada tamamen boş, artık orada bile değil.

sadece aptallar kendilerini sever.

asıl sorunum ne biliyor musun? kime aşık olacağımı seçemiyorum. benim için uygun olmayan kadınlara aşık olmaya devam ediyorum. bu kimin suçu biliyor musun? dna'mın mhc denen bir  parçası. mhc, bağışıklık sistemini kodlayan parçadır. mhc, kendimizden farklı bir bağışıklık sistemi olan insanların kokusunu alıp onları sevmemizi sağlar. kadınlar tek bir genin farkının kokusunu alabilir.

iki adam al. bir erkeğin bağışıklık sistemi, diğerine göre seninkinden bir gen farklı olsun. onun kokusunu daha iyi bulacaksın. bunu değiştiremezsin, bilinçaltın bunu yapar. bunun biyolojik nedeni, birisiyle çocuğumuz olduğunda, bağışıklık sistemi bütünleşmiş olan çocuklar, virüslere, bakterilere karşı iki kat daha dayanıklı olacaktır. evrimsel dahi. geçmişte insanlar enfeksiyonlardan sinekler gibi öldüğünde bu oldukça avantajlıydı. belki artık aslan kostümüyle en güzel kokan dna'yı arayacağımız bir ormanda dolaşmıyoruz. ama aslında eşlerimizi seçme konusunda hâlâ birer mağara adamıyız.

feromonlar kokusuz uyarıcı ajanlardır. ve çoğu üst dudağın üstündeki küçük oyukta bulunur. bu yüzden eşleşmeden önce öpüşüyoruz. ve başımızı yana doğru eğiyoruz. feromonları koklamak için. ne kadar romantik! öpüşmek bir gen kontrolüdür, başka hiçbir şey değil. her şey onun ilk öpücüğünde saklı. ilk öpücükle seksin iyi olup olmayacağını önceden anlarsın. ve neyin öpücüğün kendisinden daha iyi olduğunu biliyor musun? önceki üç saniye. olmak üzere olduğunu anladığın zamanki his.

iki kişi birbirlerinin kokusunu severek seks yaptığında kadının hamile kalma şansı üç kat daha yüksektir.

kadınların yumurtlama döneminde nasıl testosteron yüklü maço erkekler aradıkları bilinir. diğer zamanlarda ise akrabalarına benzeyen şefkatli tipleri tercih ederler.

seks zıtlık gerektirir. erkek-kadın, artı-eksi, sert-yumuşak. sürtünme ısı yaratır: seks budur. farklı bağışıklık sistemleri durumunda bu şey daha yüksek bir düzeyde uygundur. mesela sıcakkanlı italyan, sarışın isveçli'yi sever. yabancı olan seksidir, çünkü gen havuzunu genişletir. farklılık ve uyumsuzluk ihtirası yaratan şeydir. en iyi seksi iyi bir kavgadan sonra yaparsın. ihtiras zıtlığa ihtiyaç duyar.

uzun vadeli ilişkiler ve beraberlikler uyum gerektirir. partnerin gerçek bir partner olmalı. biriniz eti seviyor, diğeriniz vejetaryen ise başınız belaya girecek demektir veya biri düzenli, diğeri dağınık ise. bu, "birbirimiz için uygun değiliz." ile biter. bir numaralı ayrılma nedeni.

neden birbirlerine uygun olmayan pek çok insan bir araya geliyor? çünkü harika seks yapıyorlar! işte böyle, bu gezegendeki tüm ilişki sefaletinin sebebi. cinsel çekicilik ile başarılı partnerlik arasında temel bir çelişki var. erkekler ve kadınlar uzun vadede bakarsan uyumsuzdurlar. elbette uzun vadeli ilişkiler kültürel olarak arzu edilir; çünkü onlar sosyal istikrar getirir. fakat biyolojik açıdan bakıldığında bu imkansızdır. tek eşlilik, kültürel olarak programlanmış mutsuzluktur. quod erat demonstrandum. ve gösteri bitti.

ilişkilerde zıtlık ve sürtüşme dolaylı olarak tutku ve muhtemelen büyük seks yaratır. ama bu aşk mıdır? bunun aşkla ne ilgisi var? birçok insanın sorunu, aşk ve tutkuyu karıştırmalarıdır. çok acı çekerlerse bunun derin aşk olması gerektiğini düşünüyorlar. bu çok büyük bir problem; çünkü bu "çılgın aşk" sürekli mücadele demek. bu, filmlerde işe yarar; çünkü kıvılcımlar uçuştuğunda eğlencelidir; ancak gerçek hayatta sadece ağırlaşmaya, sefalete ve acıya neden olur ve en fazla iki yıl sürer.

ancak iyi seks iyi geçinen insanlar arasında da mümkündür. gerçekten aşık olduğun biriyle seks yapmak seni bambaşka bir boyuta taşır.

çok farklı kadınlara aşık olmanın başka bir nedeni olabilir. biyoloji dışı bir sebep. senden çok farklı olduklarından seni anlamazlar. ve böylece içindekini göremezler. belki de sen kimsenin sana çok yakın olmasını istemiyorsundur. belki de bu tavşancıkları seçmenin asıl nedeni budur. belki de insanların seni gerçekten tanımasını istemiyorsun.

ben daha çok etrafa sis bombası atan tiplerden biriyim. bizim benlerimiz koruyucu bir kapsül içerisinde ve birisinin içine girmesine izin vermek çok fazla güven gerektiriyor. çünkü diğer kişi ayrılırsa o zaman yanında bir parçanı da götürüyor. ve ölüyorsun. en azından bir parçan. tehlikeli bir şey. oldukça tehlikeli; fakat aynı zamanda çok da güzel. sen diğerine yakınlaştığında artık yalnız olmuyorsun. biz yalnız doğduk, yalnız ölürüz; ama sonra şu anlar var: partnerinle birlikte olduğun anlar. onun yanındayken hissettiklerin. sanki evren senin etrafında dönüyormuş gibi hissedersin. ve sen başka hiçbir yerde olmak istemezsin. kesinlikle doğru yerdeymişsin gibi hissedersin. o "evde olma" hissi. eve vardığın hissi. o an, aşık olduğumu anladığım zamandır. gerçekten aşık.

ve yine de evliliklerin yarısı boşanmayla sonuçlanıyor. boşanmanın en yaygın sebebi nedir biliyor musun? cinsel hayal kırıklığı ve sadakatsizlik. bu hiç şaşırtıcı değil. en fazla on yıl sonra arzu biter. ve bir evlilikle ömür boyu birbirinize zincirlenirsiniz. jeanne moreau'nun bu konuda ne dediğini biliyor musun? "uzun ilişkilerde seks, tekrarların prömiyerlere benzemesi sanatıdır." evet, yapay penis ve fantezi teknikleriyle üç yıl daha kazanabilirsin. fakat sonra bundan da bıkarsın.

evlilikte sadakat aslında katolik kilisesi tarafından icat edildi. daha önceki kültürlerde yoktu. ne babillilerde, ne yunanlılarda ne de romalılarda vardı. neden hristiyanlar onu icat etti? filistin'deki aşırı nüfus yüzünden. dini metinlerdeki kuralların çoğunun pratikte bir nedeni vardır. örneğin galyalılarda kondom ya da kürtaj yoktu. bu yüzden bekaret sadakatini icat ettiler ve boşanmayı yasakladılar. insanlar daha az seks yaptı, kadınlar daha az gebe kaldı ve bu o kadar çok işe yaradı ki bunu yeni ahit'e yazdılar. 2 bin yıl önce filistin’de insanlığın yarısı cinsel olarak engellendi; çünkü kondomları yoktu.

birbirine her şeylerini veren, daima birbirlerinin yanında olan iki kişiden daha güzel olan bir şey var mıdır?

seks el sıkışmak değildir. bu cinsel ilişki, bu kutsal bir duygudur. yine de halkın %80'i etrafta düzüşüyor. en azından dürüst olmak daha iyi değil midir? sizi tüm bu dramalardan kurtarır. yatağa bir başkasıyla girebilirsiniz ve hâlâ birbirinizin yanında olabilirsiniz. acıtan seksin kendisi değil yalan ve aldatmadır.

böyle yapan yaşlı bir çift tanıyorum: dolaplarında ahşap bir kase var. ikisi de kullanıyor. ne zaman onlardan biri başkasına gitse evlilik yüzüğünü oraya koyar ve diğeri bunu bilir. onlarca yıldır çok mutlular.

eski romalılar çok iyi bir sisteme sahiptiler. sabit aileleri vardı ve harika seks yapıyorlardı. çünkü dışarıda sevgilileri vardı. adamın da, kadının da. "çocuklarımıza istikrarlı bir yuva vereceğiz ama bunun bizi cinsel olarak öldürmesine izin vermeyeceğiz." diye düşündüler. böylece istedikleri zaman ve kimi isterlerse onunla seviştiler. bence bu oldukça dürüst bir anlaşma. ben herkesin herkesi becermesi gerektiğini söylemiyorum. sadece devlet ve din çekirdek aileleri benimsiyor diye tek eşliliğe tutunmamamız gerektiğini söylüyorum.

bilirsin, her şeyin geçici olduğu düşüncesi sadece üzücü değildir. aynı zamanda rahatlatıcıdır da. bence bir ilişkide anlaman gereken en önemli şey bu. benimlesin, ama benim değilsin. kimse kimsenin sahibi değil. ve sadece, yarın her şeyin bitebileceğini kabul edersem mutlu olabilirim.