13.3.19

bilimin zengin kocası

yuval noah harari

teknoloji çağında yaşıyoruz ve çoğumuz bilimle teknolojinin tüm problemlerimizin çözümünü barındırdığına inanıyoruz. tek yapmamız gereken bilim insanlarını ve teknisyenleri rahat bırakmak. böylelikle yeryüzünde cenneti kurabilecekler. ancak bilim, insan faaliyetlerinin geri kalanından daha üstün ahlaki veya ruhani bir ortamda gerçekleşmez. kültürümüzün tüm diğer ögeleri gibi ekonomik, siyasi ve dini çıkarlarla şekillenir.

ayrıca bilim çok pahalı bir iştir. insanların bağışıklık sistemi üzerinde çalışan bir biyoloğa laboratuvar, test tüpleri, kimyasal maddeler ve elektron mikroskopları gerekir. elbette laboratuvar asistanları, elektrikçiler, tesisatçılar ve temizlikçiler de. kredi piyasalarıyla ilgili bir modelleme yapmaya çalışan iktisatçının bilgisayar alması, devasa veri bankaları oluşturması, karmaşık veri işleme programları geliştirmesi gerekir. eski avcı toplayıcıların davranışlarını anlamaya çalışan bir arkeoloğun da uzak yerlere gitmesi, eski kalıntılarda kazı yapması ve fosilleşmiş kemikleri ve eşyaları tarihlemesi gerekir. bunların hepsi para demektir.

geçtiğimiz beş yüz yıl boyunca modern bilim pek çok olağanüstü gelişmeye imza atarken bunu büyük ölçüde devletlerin, şirketlerin, vakıfların ve bireysel bağışçıların bilimsel araştırmalara akıttıkları milyarlarca dolarla başardılar. bu milyarlar evrenin ve dünyanın haritasını çıkarmak ve hayvanlar krallığını belgelemek konusunda galileo galilei, kristof kolomb ve charles darwin'in yaptığından fazlasını başardı. bu dahiler doğmamış olsaydı, muhtemelen onların sezgisel buluşlarını başkaları gerçekleştirecekti. ama eğer gerekli finansal kaynaklar olmasaydı hiçbir entelektüel gelişme bunun yerini dolduramazdı.

örneğin darwin hiç doğmamış olsaydı biz bugün evrim teorisini alfred russel wallace'a, yani doğal seçilim yoluyla evrim fikrini darwin'den bağımsız olarak ve ondan sadece birkaç yıl sonra ortaya atmış adama atfedecektik. ama eğer avrupalı güçler, dünyanın dört bir yanındaki coğrafi, zoolojik ve botanik araştırmaları finanse etmeseydi, ne darwin ne de wallace'ın elinde evrim teorisini geliştirmelerini sağlayacak yeterli ampirik veri olmazdı; hatta muhtemelen böyle bir işe kalkışmazlardı bile.

neden devletlerin ve şirketlerin milyarlarca doları laboratuvarlara ve üniversitelere akmaya başladı? akademik çevrelerde çoğu kişi saf bilime inanacak kadar naiftir. devletlerin ve özel şirketlerin özveriyle, onlara canları hangi bilimsel araştırmayı yapmak istiyorsa onu yapmaları için para verdiklerine inanırlar. ama bilimin finanse edilmesindeki gerçeklik bu değildir.

çoğu bilimsel araştırma finanse edilmektedir; çünkü birileri bu araştırmaların sonucunda ortaya çıkacak birtakım siyasi, ekonomik veya dini şeylere inanmaktadır. örneğin 16. yüzyılda krallar ve bankerler dünyanın etrafını dolaşacak seyahatlere muazzam finansal kaynaklar aktarmışken, çocuk psikolojisiyle ilgili araştırmalar için bir kuruş bile ayırmamıştır. bunun nedeni de kralların ve bankerlerin dünyanın yeni bölgelerinin keşfedilmesi durumunda kendilerinin de yeni topraklar fethedeceği ve yeni ticaret imparatorlukları kuracağı beklentisidir. öte yandan çocuk psikolojisini daha iyi anlamanın kendilerine bir kâr getirmeyeceğinin farkındadırlar.

1940'larda abd ve sovyetler birliği yönetimleri, su altı arkeolojisi yerine nükleer fizik araştırmalarına olağanüstü miktarda para aktarmıştır. bu yönetimler de nükleer fizik araştırmalarının nükleer silahlar geliştirmelerine olanak sağlayacağını, buna karşılık su altı arkeolojisinin savaşları kazanmaya bir etkisinin olmayacağının farkındaydılar. bilim insanları paranın akışını sağlayan siyasi, ekonomik ve dini çıkarların her zaman farkında olmazlar; hatta çoğu bilim insanı aslında sadece saf bir bilimsel merak dürtüsüyle hareket eder. araştırma hedeflerini kendilerinin belirlemesi de çok nadiren gerçekleşir.

her ne kadar siyasi, ekonomik ve dini çıkarlardan arındırılmış saf bilimsel araştırmalar yapılmasını istesek de, bu muhtemelen mümkün olamazdı. öncelikle kaynaklarımız sınırlı. bir milletvekiline ulusal bilim vakfı'na bir araştırma için fazladan bir milyon dolar gerektiğini söylerseniz o da size bu paranın eğitime ayrılmasının veya kendi seçim bölgesindeki mali sıkıntıları olan bir fabrika için vergi indirimi olarak kullanılmasının daha iyi olacağını söyleyerek yeni bir öneri getirir.

sınırlı kaynakları doğru aktarmak için "ne daha önemlidir?" ve "fayda nedir?" gibi soruları cevaplamamız gerekir, bunlar da bilimsel sorular değildir. bilim dünyada neyin var olabileceğini, bir şeylerin nasıl işlediğini ve gelecekte neyin olacağını açıklayabilir. tanım gereği, bilimin gelecekte ne olması gerektiği ile ilgili bir duruşu yoktur. yalnızca dinler ve ideolojiler bu tip soruları cevaplamaya çalışırlar.

şu ikilemi bir düşünün: aynı bölümde çalışan ve aynı mesleki becerilere sahip iki biyoloğun ikisi de ellerindeki araştırma projelerini finanse edecek bir milyon dolarlık bir ödenek için başvuru yapıyorlar. profesör slughorn ineklerin memelerine musallat olan ve süt üretimlerini yüzde 10 azaltan bir hastalığı incelemek, profesör sprout ise ineklerin yavrularından ayrıldıklarında zihinsel olarak acı çekip çekmediğini incelemek istiyor. ödenek miktarının sınırlı olduğunu ve iki projeyi aynı anda finanse etmenin imkansız olduğunu varsayarsak hangi proje desteklenmelidir?

bu sorunun bilimsel bir cevabı yoktur; yalnızca siyasi, ekonomik veya dini cevaplar vardır. günümüz dünyasında slughorn'un ödeneği alma ihtimalinin daha yüksek olduğu çok açıktır. meme hastalıkları büyükbaş hayvanların zihninden daha ilginç olduğundan değil, süt endüstrisi bu araştırmadan fayda sağlayacağı ve hayvan hakları lobisine göre daha ciddi bir siyasi, ekonomik prestije sahip olduğu içindir.

belki ineklerin kutsal kabul edildiği katı bir hindu toplumunda veya herkesin hayvan haklarına çok duyarlı olduğu bir toplumda profesör sprout'un şansı daha fazla olurdu. ama ineklerin hislerine nazaran sütün ticari potansiyelini veya insanların sağlığını önemseyen bir toplumsal düzende yaşadığında, yapacağı en iyi şey proje teklifini bu hassasiyetler doğrultusunda hazırlamaktır. örneğin "depresyon süt üretiminde düşüşe yol açar. eğer süt ineklerinin zihinlerini anlayabilirsek onları daha mutlu edebilir ve bunun sonucunda da süt üretimini yüzde 10 arttıracak psikiyatrik bir ilaç geliştirebiliriz. tahminlerim büyükbaşlara yönelik psikiyatrik ilaçların dünya çapındaki pazar büyüklüğünün 250 milyon dolar olduğunu gösteriyor." yazabilir.

bilim kendi önceliklerini dikte etme şansına sahip değildir. ayrıca keşifleriyle ne yapılacağını da belirleyemez. örneğin tamamen saf bilimsel açıdan, genetikle ilgili giderek artan bilgilerle ne yapmamız gerektiği net değildir. bu bilgiyi kanseri yenmek için mi kullanmalıyız, genetik olarak modifiye edilmiş bir süper insan ırkı mı yaratmalıyız; yoksa dev memeli süt inekleri mi tasarlamalıyız? çok açıktır ki liberal, komünist veya nazi yönetimleri ya da kapitalist bir şirket, aynı bilimsel keşfi tamamen farklı amaçlar için kullanacaktır ve bunlardan biri yerine diğerine kaynak aktarırken herhangi bilimsel bir gerekçeleri olmayacaktır.

kısacası, bilimsel araştırma ancak din veya bir ideolojiyle ittifak halinde büyüyüp gelişir. ideoloji araştırmanın maliyetini haklı gösterir. bunun karşılığında da bilimsel araştırma gündemini etkileyerek keşiflerle ne yapılacağına karar verir. dolayısıyla insanlığın nasıl muhtemel başka hedefler yerine, alamogordo veya ay'a vardığını anlamak için fizikçilerin, biyologların ve sosyologların çalışmalarını incelemek yeterli değildir. aynı zamanda fiziği, biyolojiyi ve sosyolojiyi etkileyerek bazı çalışmaların önünü keserken bazılarını da teşvik eden ideolojik, siyasi ve ekonomik güçleri de -emperyalizm ve kapitalizm gibi- hesaba katmak gerekir.