17.3.19

katya'nın yazı

trevanian

büyük kötülüklerden bazen büyük iyilikler doğar.

ertelenen acı, azalmış acıdır.

ben sık sık yalan söylerim. en kolay şeydir. bazen de yapabileceğimiz hareketlerin içinde en nazik olanıdır.

olaylara sonradan bakmak, netliği bozan ayrıntıları ortadan kaldırmaya yarıyor.

mücadele dolu bir hayat geçirerek güçlenmek herkese nasip olmaz. herkes bir meslek sahibi olacak, bir gelecek bekleyecek kadar özgür değildir.

biz her şeyi gerçekte oldukları gibi değil, bizim sandığımız gibi düşünürüz. bu yüzden de her şey, bizim onlara verdiğimiz adı alır.

bir yanda jeoloji, bir yanda orta çağ hastalıkları. pür bilimlerin cazibesine karşı insan kendini kollamalı. bunların pürlüğü, yani saflığı, eski zaman rahibelerininki kadardır. kansız ve ihtirassız. yoo, hayır, siz yine insancıl çalışmalara yönelin. gerçi orada gerçekler daha zor bulunur, kanıtlar daha kolay kırılabilen hassas şeyler olur ama, yine de, ne de olsa, içinde, yaşayan insanın soluğu bulunur.

niyetinin iyi olduğundan eminim. sende gerçekten kötü olmak için gerekli olan hayal gücü eksik bir kere.

biliyor musun, atları neden sevmem? durmadan dışkı atmak gibi antisosyal bir huyları var da ondan. atlar soylu hayvandır diye baş ağrıtırlar ama, bu küçük kusurlarını kimse söz konusu etmez. günün birinde kendime bir otomobil alacağım. ama bende bu şans varken, otomobil de tanrı bilir arkasından durmadan demir parçaları döker durur.

edebiyatın yerini fene kaptırmasına her zaman üzülmüşümdür. hayal gücünün yerine araştırmalar geçti. doğru olan şeyin yerini sahiden olan şey kaptı. ne ve ne zaman soruları, nasıl ve daha önemlisi niçin sorularının önemini azalttı.

birkaç yıl önce kendi kendime bir söz verdim: yoluma çıkacak cinsel fırsatları asla ziyan etmeyeceğime karar verdim.

ne var ki hayat sırayla giden bir şey değildir. düzenli de değildir. ama sıradan hayatın da hayallere özgü hızlı tempoları reddedişinde her zaman yoğun bir ironi vardır.

insan serüvenleri önceden planlayamaz. en güzel yeri buluncaya kadar yolumuza devam ederiz, oraya varınca dururuz.

şölen ne kadar çabuk başlarsa o kadar çabuk biter. benim inancıma göre, yapılmaya layık olan her şey, çabucak yapılmaya da layıktır. insanın yaşamında uygulayacak birtakım ilkeleri olmalı.

sözlerimiz bir neşe yaratmaya yönelikti ama tüm espriler zayıf ve zorlamaydı. her birimiz bu geziyi diğerleri için zevkli bir hale getirmeye çalışırken, aslında zihinlerimiz gamlı ve hüzünlü şeylerle doluydu. amacımız cömert ve iyi niyetliyken, uygulamamız acınacak kadar zayıf ve beceriksizceydi.

sen, az şey bilen insanın tehlikeli görüş açısından bakarak yargıya varıyorsun. yeterince veri yok elinde. bilmiyorsun.

biz ne de olsa nüfuzlu bir aileyiz. adalet belki kördür ama sosyal ağırlıklara karşı da duyarsız değildir. fakirlere sorular sorulur, söylediklerinin kanıtları aranır. zenginlerin ise ifadeleri kayda geçer, yalnızca imla hatası yapılmamasına dikkat edilir.

taşra dedikodularının kurbanlarına pek acırım. dedikodu bizim kadınlarımıza günahın tadını çıkarma olanağı verir. kendi işlemeyecekleri, işleyemeyecekleri günahlar. çünkü onları çaresizlikleri, hayal güçlerinin eksikliği ve fırsatsızlık engelliyor. biz de bu eksikliklere namus diyoruz.

yıllar boyunca üzüntüsünü yoğun bir iş programının altına saklamaya çalışmıştı. acıyı bir çalışma perdesinin arkasına saklamaya uğraşmıştı. onca zaman, ifade edemediği acıları içine atmıştı hep.

tanrı bizi iyi niyetlilerin vereceği zararlardan korusun!

sevgili çocuğum, kendini her zaman önemsiz saymanı, yerine başkasını bulması kolay biri diye değerlendirmeni istiyorum.