15.2.18

mucize

henry miller

zaman meridyeninde haksızlık yoktur; gerçeklik ve dram yanılsamasını yaratan şiirin devinimi vardır sadece. hayatının herhangi bir noktasında bir şekilde salt gerçekle yüz yüze gelen biri gautama ya da isa gibi adamlara duyduğu, onlara kutsallıklarını kazandıran hayranlığı yitirir; asıl korkunç olan insanların bu bok çukurundan güller yaratmış olmaları değil, bir şekilde gülü istemiş olmaları. her nedense mucizeyi arıyor insan, onu gerçekleştirmek için her şeyi göze almaya hazır. bir saniye için bile gözlerini gerçeğin korkunçluğuna kapatabilse kendini fikirlerle baştan çıkaracak, bir gölgeye indirgeyecek. bir gecede bir şeylerin değişeceği, hayatı dayanılır kılacak bir mucizenin gerçekleşeceği umuduyla her şey sineye çekilir -aşağılanma, alay, yoksulluk, savaş, suç, can sıkıntısı. ve bütün bu süre zarfında içeride bir sayaç tıkırdamaktadır ve uzanıp onu kapatacak bir el yok. bu arada birileri hayatın kremasını yiyip beyaz şarap yudumluyor; iğrenç ve iri bir karafatmayı andıran rahip mahzende gizlice şarap içerken, yukarıdaki sokak lambasının altında bir hayalet ellerini dudaklarına götürür ve su kadar solgundur kan. sonu gelmeyen bu işkence ve ıstıraptan bir mucize doğmaz, bir rahatlama alameti bile yoktur görünürde. fikirler sadece, katliamla beslenmesi gereken solgun, zayıf fikirler; safra gibi, gövdesi yarılan domuzun bağırsakları gibi fışkıran fikirler.

şu anda, yeni günün tan sessizliğinde, suç ve kederle başı dönmüyor muydu dünyanın? tarihin aralıksız yürüyüşü insan doğasının temel ögelerinden hangisini değiştirebilmişti ki? ama doğasının iyi olarak nitelediği tarafına ihanet etmişti insan, buydu mesele. ruhani varlığının en uç sınırlarında bir vahşi kadar çıplaktır insan yine. tanrı'yı keşfettiğinde üzerindeki her şeyden sıyrılmış olacak; bir iskelet. kemiklere ten giydirebilmek için tekrar hayatın içine yuvalanmak gerekir. söz tene dönüşmelidir; ruh susar. gözüm hangi kırıntıya ilişse üzerine atlayıp mideme indireceğim. yaşamaksa asıl mesele, yaşayacağım; yamyam gibi de olsa. bugüne dek değerli kıçımı kurtarmaya çalıştım, kıçımı örten birkaç et parçasını korumaya. artık paydos. dayanma gücümün sınırlarına ulaştım. sırtım duvara dayanmış, daha fazla gerileyemem. tarih açısından ölüyüm. öte bir şey varsa, geriye doğru sıçramalıyım. tanrı'yı buldum; ama beceriksiz çıktı. ruhani olarak ölüyüm sadece. cismen hayattayım. ahlaken özgürüm. biraz önce veda ettiğim dünya bir hayvanat bahçesi aslında. gün yeni bir dünyaya ağarıyor, sıska ruhların keskin pençeleriyle gezindiği bir cangıl dünyasına. bir sırtlansam şayet, sıska ve aç bir sırtlanım: semirme zamanı.