13.3.15

devlet

ece temelkuran

devleti gördükçe, devletle yüzleştikçe karar veriyorsun: ya o tarafta oluyorsun ya bu tarafta.

behiç aşçı: bu ülkede hukuk ve adalet yoktur.

tecrit, insanı insandan ayırma politikasıdır. sadece cezaevlerinde değil her yerdedir, bütün hayatı kaplamıştır.

"ölümden hayat doğmaz." ama her yöntem her koşulda etkili olmaz. 2000'ler türkiyesinin siyasal-toplumsal ortamında, karşınızda çocuklarını yemekten, kurban etmekten hiçbir zaman çekinmemiş bir egemen güç, tahakkümü yöntem edinmiş bir devlet varken ve toplumsal vicdan, özellikle 1980'lerden sonra bunca sindirilip köreltilmişken, ölüm oruçlarının etkili olamayacağı daha baştan belliydi. bunu zorlayan örgütsel yapılar da, en az devlet kadar, insanı sadece bir araç, namluya sürülmüş mermi kabul eden zihniyette olunca, açlık grevleri ve ölüm oruçları, mücadele yöntemi olmaktan çıkıp cinayete dönüştü.

şükrü erbaş: operasyondan hemen önceki günlerde, geniş bir aydın sanatçı grubu, cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer ile görüştük. bir saatten fazla sürdü. cumhurbaşkanı ne kadar mülayim, incelikli ise, f tipi söz konusu olunca o kadar sessiz kaldı. sadece adalet bakanı'na iletebileceğini söyledi. zaten bizim umudumuz da bu görüşmeden sonra kırıldı.

"babalar, askerlikten olsun, memurluktan olsun, devletle yüz yüze kalan insanlar. bu yüzden eylemlerde hep çekingen dururlar. annelerin hayatı hep dört duvar arasında geçtiği için devleti de, polisi de bilmezler. o yüzden eylemlerde hep pervasızdırlar. gider, eylem yapar gelirler."

bu, insana dair ve ulusu olmayan bir hınçtır: en derin yara, yaranın hikâyesi duyulmadığında alınandır. en vahşi vietnam, en kanlı filistin, en kederli lübnan, en kırık diyarbakır, yanık sivas, en ağıtlı küçükarmutlu, en hazin mamak, hikayelerin anlatılmadığı yerlerde kurulur.