16.2.18

deha

hüseyin rahmi gürpınar

büyük bir eserin yaratılmasında çok defa tesadüfün yardımı olur. fakat bu tesadüf bütün lütufkâr şartlar dahilinde vuku bulmalıdır. bir tarlada tatlı ve kabak karpuzlar yetiştiği gibi her kafa sanata elverişli değildir. ve deha, karpuz gibi alnın ortasına birkaç fiske vurmakla anlaşılmaz. zihin ilk olarak yetenek, ikinci olarak eğitim ve öğretim, üçüncü olarak da heyecan ister. işte böyle hazırlanmış bir kafa, heyecan anında birden parlar. sanat, bütün sinirlerini sarsarak sanatkârın ruhuna nüfuzla sırlarını bir süzgeç gibi onun dimağından dışarıya akıtır. sanat sahasında kendini yaratıcı sanan birçok balkabakları vardır. boileau'nun dediği gibi, "bir ahmak kendi zekasına hayran bırakacak daima kendinden daha ahmağını bulabilir."

her ferde tabiat bir rol oynatır. bu hayat sahnesi üzerinde her insan bir oyuncudur. sanatkâr kendisinin hangi rol için yaratıldığını bilmeli ve bu yeteneğinin sınırları dahilinde mükemmelleşmeye uğraşmalıdır. hepimizde diğerlerinde bulunmayan bize özgü nitelikler ve vasıflar vardır. dahilerin çoğu kendilerinin ne olduklarını buluncaya kadar çok uğraşmışlardır. yetenekleri çerçevesinde kendilerini ilerletecek yolu bulamayarak sanatta ulaşmak istediklerine hasret kalanlar sayılamayacak kadar çoktur.

deha, bitmez tükenmez bir sabır isteyen ve hiçbir güçlük önünde ümitsizliğe kapılmayan bir kuvvettir diyorlar. fakat ne kadar uğraşsa da bir kurbağa öküz kadar şişebilir mi? doğal cüssesini geçmek için ısrarcı olduğu denemelerinin birkaçından sonra la fontaine'in hikâyesindeki hayvan gibi çatlamaz mı? mesele, sanatın gurur sahasında ne kadar şişebileceğimizi bilerek derecemizi aşırıp tehlikeye düşmemektedir.

bir tarife göre deha, bitmez tükenmez bir usanmazlıkla çalışmaya deniyor. eğer sadece usanmazlık ve çalışmak bu vasfı elde etmeye yeterli ise çift süren öküzler en büyük dahilerimizdir.