10.01.2019

soneler

william shakespeare


ben o şaire benzemem, onun tarzı başka bence
boyalı güzel görmesin, kaleme sarılır hemen
gökkubbeyi bile alıp şiirine koyar süs diye
güzel olan ne varsa sayar döker, güzelini anlatırken
bayılır, aklına gelen her benzetmeyi kullanmaya
güneşle ay, karalarla denizlerdeki değerli hazineler
nisanda ilk açan çiçekler, ender bulunan ne varsa
şu koca yuvarlağı donatan her güzellik şiirine girer
ama ben, aşkımda da şiirimde de ayrılamam doğrudan
yine de, inan olsun, benim sevdiğim de güzellikte
aşağı kalmaz cihandaki hiçbir ananın yavrusundan
gökkubbedeki altın mumlar kadar parlak değilse de
ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun
satacak malım yok ki benim, övgüye gerek olsun

kaderin ve insanların gözünden düştüğümde
oturup ağladığımda kimsesiz halime tek başıma
boş feryatlarımla haykırdığımda sağır göklere
kendi halime bakarak yandığımda alınyazıma
özenip ümitten yana benden zengin olan birine
ona benzeseydim dediğimde, dostlarım olsaydı onun gibi
falanın hünerine heveslendiğimde, filanın bilgisine
en çok ne varsa bende, en az onu istediğimde sanki
bir yandan, böyle düşünüyorum diye küçümserken kendimi
sen geliverirsin aklıma ve tüm varlığın o anda
şafakta, somurtkan topraktan yükselen tarla kuşu gibi
ilahiler söylemeye başlar tanrı katı eşiğinde
senin tatlı aşkınla öyle bir servete kavuşurum ki
kim ne derse desin, krallarla değişmem yerimi

bezdim hepsinden, ölüm gelse de huzur getirse
hangisini saysam: haklının hakkı hiç verilmez
allı pullu giysi düşer, beş para etmez serseriye
en güvendiğin adam seni aldatmaktan çekinmez
ona buna hayasızca yaldızlı paye dağıtılır
tertemiz genç kıza hoyratça damga vurulur
sarsak yönetimce becerikli insan engellenir
kusursuz adını hak etmişe haksızca leke sürülür
eğitimin, bilginin dili bağlanır yetkili kişilerce
bilgiç geçinen şarlatanlar yönetir bilgili adamı
iyilik kıskıvrak kul köle edilir kötülüğe
doğru sözlü kişinin aptala çıkartılır adı
bezdim işte bunlardan ve hiç durmam bana kalsa
ölmek, sevdiğimi yalnız bırakıp gitmek olmasa

güneşe filan benzemez benim sevdiğimin gözleri
dudaklarının rengi hiç kalır mercan kızılı yanında
kar beyazsa eğer, boz renk olmalı onun göğüsleri
tel tel denirse saçlara, kara teller biter başında
nice güller gördüm ben, pembeli, allı beyazlı
ama onun yanaklarında eser yok bence bunlardan
bildiğim kokuların çoğu herhalde daha hoş olmalı
sevdiğime yaklaştığımda, yüzüme vuran soluğundan
bayılırım dinlemeye o konuşurken ama, bilirim
çok daha güzel gelir aslında müziğin sesi kulağa
doğrusu tanrıçalar nasıl yürür, görmüş değilim
ama sevdiğim yürürken basbayağı basıyor toprağa
yine de, tanrı hakkı için, çok güzel o, bana kalırsa
olmayacak yakıştırmalarla donanan kadınlara kıyasla

kimlerin yıldızı yüzlerine gülmüşse, onlar övünsün
şan şöhretle, allı pullu unvanlarla, payelerle
kader bana nasip etmedi hiçbirini; ama olsun
ummadık mutluluk buldum ben, en değer verdiğim şeyde
üstlerindeyse güneşin gözü, taç yapraklarını açar bir anda
kadife çiçeği gibi yayılıverir ulu beylerin gözdeleri
ama en şatafatlı anlarında sönüverirler çatılan bir kaşla
ve kendileriyle birlikte gömülür gider kibirleri
kahramanlığıyla ün salmış çilekeş savaşçı
bin zafer kazansa da, bir kere düşsün yeter
onur defterinden hemen silinip atılır adı
yaptığı her şey, tüm çektikleri unutulur gider
o halde, ne mutlu bana ki, seviyor ve seviliyorum
ne ben vazgeçerim ondan, ne o benden, biliyorum

doğruluğun insana kattığı o tatlı süs yok mu
nasıl da kat kat güzelleştirir güzeli
gül güzeldir ama, içinde yaşayan o hoş koku
olduğundan da güzel gösterir bize gülü
canlı olmaya canlıdır rengi yaban gülünün de
farkı yoktur bildiğimiz kokulu gülden, bakınca
onun da dikeni olur, o da oynaşır sere serpe
yazın soluğuyla maskesi aralanıp goncası çıkınca
ama güzelliği görünüşte kaldığı için sadece
bir başına ölür gider; oysa tatlı gül öyle mi ya
işte tıpkı böyle, senin de güzelliğin artık gittiğinde
ey sevgili, muhteşem çocuk, doğruluğun yaşar şiirlerde

kim ki gücü olup da kullanmadan edebilir
dıştan kesin yapacakmış gibi görünür; yapmaz
kim ki başkasını etkiler, kendi taş gibi kalabilir
istifini bozmaz, renk vermez, kışkırtmaya kapılmaz
işte o kişi hakkıyla kullanıyordur tanrısal nimetleri
üstüne yoktur, doğanın servetini tutumlu kullanmada
kendi yüzünün hem gerçek efendisidir o hem sahibi
ötekilerse kahyalık eder güzelliklerine olsa olsa
tek başına yaşayıp ölüyor olsa da yalnızca
yazın gözüne elbette güzel görünür yaz çiçeği
o çiçek gün gelip bir hastalık kapmayagörsün ama
ondan kat kat üstün olacaktır otların en adisi
en tatlı şeyi en acıya döndürüverir konumu
zambak çürüdü mü, ottan beter olur kokusu

zavallı ruhum, günahkar dünyanın merkezi
isyancı güçlerle çepeçevre kuşatılmışken, neden
dış duvarlarının süsüne harcarsın da her şeyini
içerde kendini yer durur, yokluğa katlanırsın sen
ömrü bunca kısayken, yok olup giderken şu konak
anlamı var mı ona bu kadar masraf etmenin
sonunda bu fazlalığı toprak kurtları devralacak
yiyip bitirecek değil mi? bu değil mi sonu bedenin
o halde, ruhum, uşağından giden, can katsın canına
yeter ki artsın gücün, varsın beden sönüp gitsin
sat sen çer çöp saatleri, tanrısal süreler al yerine
içini doyurmaya bak, varlıklı olmasa da dışın
o zaman, insanla beslenen ölüm, senin besinin olacak
ölüm bir kere ölünce, ölmek diye bir şey kalmayacak

Hiç yorum yok: