24.8.11

yeni şiirler

nazım hikmet


çınarı yıkmak için
vururlar baltayı köküne
evi yakmak için
kundağı temele sokarlar
kartal uçamaz olur
kesilince kanadı

sözüm size fransızlar
"fransa'dan bana ne" demiyorsanız
ve yarın
hürriyetin ölüsünü omzunuzda taşıyarak
bir daha da geri dönmemek üzere
tankların peşince gitmek istemiyorsanız
bırakmayın
dokunmasınlar komünistlere

***

dünyada kiracı gibi değil
yazlığına gelmiş gibi de değil
yaşa dünyada babanın eviymiş gibi
tohuma, toprağa, denize inan
insana hepsinden önce
bulutu, makinayı, kitabı sev
insanı hepsinden önce

kuruyan dalın
sönen yıldızın
sakat hayvanın
duy kederini
ama hepsinden önce de insanın
sevindirsin seni cümlesi nimetlerin
sevindirsin seni karanlık ve aydınlık
sevindirsin seni dört mevsim
ama hepsinden önce insan sevindirsin seni

***

komünistler, bir çift sözüm var size
ister devlet başında olun, ister zindanda
ister sıra neferi, ister parti katibi
lenin girebilmeli her zaman, her mekanda
işinize, evinize, bütün ömrünüze
kendi işi, öz evi, kendi ömrüymüş gibi

bakmasını bilemezsen
ağaç bile dikme
elinde kuruyan ağaç
dert olur adama
yüzmek suda öğrenilir, diyeceksin
doğru
doğulursan
bir sen boğulursun ama

istiklal otobüs değil ki
birini kaçırdın mı öbürüne binesin
istiklal sevgilimiz gibidir
aldattın mı bir kere
zor döner bir daha

insanın yurdu bir kat daha kendinin olur
toprağına, suyuna karıştıkça kanı
yaşamış sayılmaz zaten
yurdu için ölmesini bilmeyen millet

yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden
teper ha babam teper
paralanmaz
teper taşlı yolları
bir vapur geçer varna önünden
uy karadeniz'in gümüş telleri
bir vapur geçer boğaz'a doğru
nazım usullacık okşar vapuru
yanar elleri

çok yorgunum, beni bekleme kaptan
seyir defterini başkası yazsın
kubbeli, çınarlı mavi bir liman
beni o limana çıkaramazsın

***

acayipleşti havalar
bir güneş, bir yağmur, bir kar
atom bombası denemelerinden diyorlar

stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete
umuda, hürriyete
kapısını çaldığımız büyük hasrete

kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm
ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz
ya dünyamıza inecek ölüm

***

analardır adam eden adamı

koparmış ipini eski kayıklar gibi yüzer
kışın, sabaha karşı rüzgarda tahta cumbalar
ve bir sac mangalın küllerinde
uyanır uykudan büyük istanbul'um

***

içimde acısı var yemişi koparılmış bir dalın
gitmez gözümden hayali haliç'e inen yolun
iki gözlü bir bıçaktır yüreğime saplanmış
evlat hasretiyle hasreti istanbul'un

***

memleketim, memleketim, memleketim
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım
son mintanım da sırtımda paralandı çoktan
şile bezindendi

sen şimdi yalnız saçımın akında
enfarktında yüreğimin
alnımın çizgilerindesin memleketim
memleketim
memleketim

***

işte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz
biraz çakılından aldık
biraz da masmavi tuzundan
sonsuzluğundan da biraz
ışığından da birazcık
birazcık da kederinden
bir şeyler anlattın bize
denizliğin kaderinden
biraz daha umutluyuz
biraz daha adam olduk
işte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz