7.8.19

jorge luis borges

alberto manguel

"düş tadında bir öykü yazmak istedim hep." demişti borges, "başarabildiğimi sanmıyorum."

paradokslar, sessiz ve aydınlatıcı deyiş biçimleri, zarif saçmalıklar konusunda özel bir yeteneği vardı, beş-altı yaşlarındaki yeğenini şöyle azarlamıştı bir defasında: "uslu durursan bir ayıyı düşünmene izin veririm." aptallığa hiç tahammülü yoktu, gerçekten kalın kafalı bir profesörle tanıştıktan sonra "kafası çalışan bir sahtekarla konuşmayı yeğlerim." demişti.

"bütün edebiyatlar epikle başlar." derdi epiği savunmak için, "mahrem ya da duygusal şiirle değil." bunu açıklamak için de odysseia'dan alıntı yapardı: "tanrılar insanlar arasına düşmanlıklar sokar ki sonraki kuşakların, şarkısını söyleyebilecekleri bir şeyleri olsun." epik şiir borges'in gözlerini yaşartırdı.

victor hugo'nun "sevmek, harekete geçmektir." sözünü anımsatır; ama bunun, kadınlardan gizlenmesi gereken bir gerçek olduğunu eklerdi. 

borges tanıdığı yazarlardan söz ederken onların arkadaşı olarak değil, okuru olarak konuşuyor daha çok. dostluğun dünyasında bile okurluk rolü ağır basıyor. yazarlık değil, okurluk. okurun, yazarın işini devraldığına inanıyor. "bir şairin ne yapmayı amaçladığını bilmeden, onun iyi mi kötü mü olduğunu bilemezsin." diyor bana, "ve bir şiiri anlayamazsam, niyetin ne olduğunu da bilemem."

ilahiyat okumalarından büyük keyif alırdı. "arjantinli katoliklerin tam tersiyim." demişti bana. "onlar inanır ama ilgilenmez; ben ilgilenirim, ama inanmam." aziz augustinus'un hristiyan simgelerini metafor olarak kullanmasını çok beğenirdi. "isa'nın haçı bizi stoacıların döngüsel labirentinden kurtardı," diye augustinus'tan alıntı yapardı büyük bir zevkle. sonra da eklerdi: "ama ben yine de o döngüsel labirenti yeğliyorum."

sona kavuşmak için sabırsızlandığını söyledi. ölümsüzlük istediğini yazan unamuno'yu anlayamıyordu. "ölümsüzlük istemek için bir adamın deli olması gerekir, değil mi?"

yenilik uğruna yapılan yenilikle (gençliğindeki deneylerden sonra) ilgilenmiyordu. bir yazarın, okuru şaşırtma kabalığını göstermemesi gerektiğini söylerdi. edebiyatta, hem bariz hem de akıl almaz sonları arardı. dahi çocuklardan bıkan ulysses'in yeşil ithaka'yi gördüğünde sevgi gözyaşları dökmesini anımsatarak, şöyle derdi: "sanat o ithaka gibi olmalıdır -dahi çocukların değil, yeşil bir sonsuzluğun sanatı."

"her ölümle yiten küçük bilgelikler bana çok dokunuyor." diye bilgece yazmıştı borges, gençken.

"süzülür de süzülür -kuğu- sessiz gölde
hüzünlü insanları bekler düşte
altın bir gondol durur üstünde
bavyeralı ludwig'in gelini için."

"kimse onu oydaşık gecede karaya çıkarken görmedi, kimse bambudan kanonun kutsal çamura batışını da görmedi; ama birkaç gün sonra hiç kimse, bu ketum adamın güney'den geldiğini ve memleketinin nehrin yukarısında, dağın sert yamaçlarında, zent dilinin yunancayla kirlenmediği ve cüzzama pek ender rastlanan topraklardaki sayısız köyden biri olduğunu göz ardı etmedi."

"genç şaire:
boşver, ilerleyeceğim diye
heveslere kaptırma kendini
denizler kadar yazsan bile
borges çoktan yazmıştır hepsini."