1.8.19

hayat güzeldir

nilgün marmara

biz niye kendi zamanlarımızı yaşayamıyoruz, niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz? ne bu ertelenen, bir tansık olma dileğiyle -tansığın olmasını beklemek değil, özün tansığa dönüşmesini ummak- ben'i ve biz'i bir tansık yapmak arzusu? "şimdi'nin karanlığı" daha ne kadar üretilecek? bu karanlıkta beslenen ruh kurtçukları daha ne kadar mal edecek bizleri kendilerine? bu kurtlar içten içe daha ne kadar uluyacaklar? bu görünmez salıncakta daha ne kadar sallanacağız "ay'a dokunmak istiyorum" tümcesini sessiz bir çığlık olarak yineleyerek. bu huzur için çığlıklar ne köpekler toplumunda, kim duyar? çığlıklar neden bu denli sessiz? bu balıkhaneler, bu kancalar niye varlar, yüzlerimiz neden yüz, bedenlerimiz niçin balık öyle asılı dururken ve dönerken ağır aksak?

geçmişin peşine yalnızca düşlerde düşülebilir sanıyorum, uyanınca, bir bir sözcüklere dökünce iç sesiyle, karanlık imgeleri. ve ben de böyle yapıyorum, sanki yüzyıllardır. öyle korkunç bir otoanaliz ki bu artık her şeyi bilmek -megalomani ya da gnostizm değil bu- bir bıkkınlık veriyor, sıyrılmak istiyorum bu iç ve dış kuşatılmışlıktan, anlamlandırmadan, dile getirmeden, dilden götürmeden. olmuyor! herkes sözcüklere doğuyor, içlerinde yaşıyor, onlarla yapılanıyor; ama bunun böyleliğinin ayırdında olmak "gerçek gülünç acı"; insanın kellesini uçurası geliyor. hayali ben'le toplumsal ben arasındaki uçurum sözcüklerin yalnızca araç olarak kullanılmasını terk ettikten sonra gerçekleşiyor, yani bu uçurumun oluşturulmasındaki derin dil etkisi ancak sonra yine dilin trajikomik kullanımıyla dışlaştırılabiliyor, biraz ve belki yaşama o zaman eklemlenebiliyoruz, biraz..

coşkulu, taşkın çocuklar olmak gerek, bu coşkuyu taşkınlığı yazıya geçirmek, bu tamamlanmamış, her an kırılabilir, kopabilir, sökülebilir bağlar ve ağlar içinde azmaktan, azımsamaktan, yetinmemekten, gülmekten başkaca ne zırh kuşanabiliriz? toza, küle, talaşa, köpüğe, çapağa, kuma, kırpıntılara dönüştürülmek isteniyorsak ağaç, dağ, kaya olmayı, atomlarımızı değişik bileşimlerde tamamlamayı düşlemekten başkaca ne var? ama galiba artık çoğu şey uslu uslu "yaramazlaşıyor", her çaba-atılım bir alıntı, bir fragman niteliğini aşamıyor. neyse hayat yine de güzeldir!!!