29.10.18

umut devrimi

erich fromm 

devrim hiçbir zaman umutsuzluk temeli üzerine kurulmamıştır ve de kurulamaz.

yalnızca birkaç kişinin açıkça gördüğü bir hayalet dolaşıyor aramızda. şu bildiğimiz komünizm ya da faşizm hayaleti değil bu. yepyeni bir tehlike. tek amacı maddi üretimi ve maddi tüketimi en üst düzeyde gerçekleştirmek olan, bilgisayarlar tarafından yönlendirilen, tümüyle makineleşmiş bir toplum şeklinde kendini gösteren korkunç hayalet.

ideolojiler ve kavramlar çekiciliklerini büyük ölçüde yitirdiler. sağ ve sol gibi, komünizm, kapitalizm gibi geleneksel kalıplar anlamlarını yitirdiler. insanlar kendilerine yeni bir yön, yeni bir felsefe, fiziksel ve tinsel açıdan ölümün önemini değil de yaşamın önemini konu alan yeni bir felsefe arayışı içindeler.

"yaşayan her şeye katılan kişi için vardır umut." (eski ahit)

umut ve inanç, yaşamın temel nitelikleri olduklarından doğaları gereği statükoyu bireysel ve toplumsal olarak yüceltme yönünde hareket ederler. sürekli bir değişme süreci içinde bulunmak ve asla herhangi bir belirli anda aynı kalmamak, yaşamın niteliklerinden biridir.

hareketsiz durduğumuz an kokuşmaya başlarız.

insan ve toplum, umut ve inanç edimi içinde, her an diriltilmektedirler. her sevme edimi, her farkındalık ve tutku edimi diriliştir. her durgunluk edimi, doymakbilmezlik, bencillik edimi ölümdür. varoluş her an bizi diriliş ve ölüm seçenekleriyle karşı karşıya getirir. her an bir yanıt veririz, birini seçeriz. bu yanıt, söylediğimiz ya da düşündüğümüz şeyde değil, ne olduğumuzda, nasıl bir edimde bulunduğumuzda ve nereye doğru hareket etmekte olduğumuzda yatmaktadır.

akılcı sevgi, kişi ile bir başka kişi arasında çok yakın ilişki oluşturan, aynı zamanda da onun bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumasına engel olmayan sevgidir.

umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.

alfred north whitehead: mantığın işlevi, yaşama sanatını geliştirmektir.

insanoğlunun bilinçlilik için ödediği bedel güvensizliktir.

insanoğlu, kendi evriminin üst aşamasına varmadığı sürece öndere gereksinme duymuştur ve her zaman için kralın, tanrının, babanın, padişahın, rahibin yasallığını kanıtlayan düş ürünü öykülere inanmaya dünden hazır durumda olmuştur. bu önder gereksinmesi, günümüzün en bilgili, en aydın toplumlarında hâlâ vardır.

geçmiş tarih boyunca sanatçılar saray dalkavuğu olagelmiştir. hakikati kendine özgü ama toplumsal açıdan kısıtlı sanatsal biçimde sundukları için doğruyu söylemelerine izin verilmiştir.

hırs, insanları belli bir amaca ulaşmaya dürten arzuların ortak özelliğidir. hırstan yoksun bir duyguda insan dürtülmez; edilgin değil, özgür ve etkindir.

insanoğlunun tarihi boyunca yarattığı bütün duygular arasında, yalnızca insan olmanın katışıksız niteliğini yansıtma açısından sevecenliği aşan hiçbir duygu yoktur.

siyasal özgürlük, tam anlamıyla insan olma durumunun gelişmesine katkıda bulunduğu ölçüde insan özgürlüğünün bir koşuludur.

eğer insan edilgin, sıkkın ve duygusuzsa, ve tek yönlü bir mantığa sahipse kaygı, ruh çöküntüsü, kişiliksizleşme, yaşama karşı umursamazlık ve şiddet gibi patolojik belirtiler geliştirir.

robert h. davis'in etkileyici bir yazıda dile getirdiği üzere, "elektronikleştirilmiş bir dünya uzun vadede akıl sağlığına rahatsız edici etkilerde bulunur."

toplumumuzdaki en hastalıklı özelliklerden biri de insanı, kendi toplumunun meselelerine, çalıştığı kuruluşa ve hatta daha gizli olmakla birlikte kendi kişisel meselelerine etkin olarak katılma fırsatından yoksun bırakma eğilimidir.

karşılanmamış maddesel gereksinimlerin bulunmaması halinde insanla insan arasındaki sorunların, çatışkıların ve trajedilerin bulunmayacağı varsayımı, çocukça bir düştür.

eğitimle seçmenlerin siyasal görüşü arasında çarpıcı bir ilişki vardır. en az bilgilendirilmiş seçmenler daha çok akıl dışı, fanatik çözümlere kaymakta, eğitimli olanlarsa daha gerçekçi ve akılcı çözümlere eğilim göstermektedirler.

şimdiki anlamıyla mutluluk, insan varoluşunun doluluğuna eşlik eden bir koşulu değil de yüzeysel bir doymuşluk halini ifade etmektedir. mutluluğun, sevincin yabancılaşmış biçimi olduğu söylenebilir.

insanlar artık yaşamı sürdürme sanatıyla uğraşmayı bıraktığında, her türden zihinsel kültüre, ahlaksal ve toplumsal gelişmeye, yaşama sanatını geliştirmeye her zamankinden fazla yer verilebilecek ve yaşama sanatını geliştime olasılığı da her zamankinden fazla olacaktır.

dostoyevski: tanrı yoksa her şey mümkündür.

insanın gelişmesi için kendi beninin dar duvarlarını, hırsını, bencilliğini, türdeşlerinden ayrı olma durumunu, yani temel yalnızlığını aşması gereklidir.

abbe pierre: bugün önemli olan, inananlarla inanmayanlar arasındaki ayrım değil, umursayanlarla umursamayanlar arasındaki ayrımdır.

dinler genellikle olağanüstü zeki, az rastlanır, karizmatik kişilerce kurulur.

yaşam kararsız ve tutarsızdır, yarının neler getireceği bilinemez. yaşamı yaşamanın tek yolu, onu mümkün olduğunca ve elden geldiğince korumaktır.

aristoteles: olası olmayanın gerçekleşmesi, olasılığın sınırları içindedir.

eğer fikir insanlara seslenebilirse en güçlü silahlardan biri haline gelir. çünkü onlarda heves, adanmışlık yaratır. insan enerjisini artırır ve yönlendirir. önemli olan fikrin bulanık ve genel değil, özgül, aydınlatıcı ve insanın gereksinmelerine uygun olmasıdır.

inanç ve umut sahibi kişiler genellikle gerçekçi değillerdir. gerçekçilerdeyse inanç da umut da pek bulunmaz.

hiçbir şeye karşı bir amaç beslemiyoruz ya da her şeye karşı amaçsızlık içindeyiz. karar verme sorumluluğundan yoksun bırakılışımızın yarattığı edilginlik yüzünden tinsel ölüm tehlikesiyle ve ayrıca nükleer silahlarla yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

eski ahit peygamberlerinin karşı olduğu putlar; taştan, ağaçtan yapılma putlar ya da ağaçlar, tepelerdi. günümüzün putlarıysa liderler, kurumlar, özellikle de devlet, ulus, üretim, yasa ve düzen ile insanın ürettiği her şeydir. insanın tanrıya inanıp inanmadığı, putları yadsıyıp yadsımadığı sorunu yanında önemsiz kalmaktadır.