14.7.15

yaşamımdan şiir ve hakikat

goethe

eğer dünyanın bütün bilgeliği tanrı katında bir delilikse, 70 yaşına gelmeye hiç değmez.

mükemmel olanı tanıyıp onu değersizden ayırmayı öğrenmemize yarayan duyu ve düşünce temrini, insanın sahip olduğu maddi zenginlikten daha değerlidir; çünkü bu tür eğitim sayesinde her türlü iyi şeyden pay alacak duruma geliriz.

anekdot ve özdeyişler dağarcığı, görgülü adam için en büyük hazinedir; eğer birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileri de yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.

insanın erişebileceği en yüksek düzey hayret etmektir ve eğer en ana fenomen bile onu şaşırtıyorsa memnun olmalı; ona daha yüksek bir şey nasip olamaz ve bunun arkasında bir başka şey de aramasın; çünkü sınır burasıdır.

bir eve girer girmez sahibinin ne olduğu nasıl hemen anlaşılırsa, bir kasabaya ayak basar basmaz da yöneticiler hakkında hüküm verilebilir.

yanıtların en ciddisi mezardır.

mükemmel olan her şey kendiliğinden klasiktir, hangi türe ait olursa olsun. 

bilgelik yalnızca hakikattedir ve yalın olandan başka hiçbir şey hakiki değildir.

henüz hiçbir şeye sahip olunmayan ya da rahat bir mülkün değerinin bilinmediği gençlikte hepimiz demokratızdır.

en iyi insanlar yaşadıkları sürece onların kıymeti bilinmez de öldükleri zaman arkalarından aval aval bakılır.

insanlar önce yanılgım yüzünden benden hoşlanmadılar, sonra ciddiyetim yüzünden. nasıl davranırsam davranayım hep yalnızdım. 

gerek fiziksel, gerek toplumsal yaşantımız, gelenekler, alışkanlıklar, deneyimler, felsefe, din, hatta tesadüfen gelişen bazı olaylar bile, hepsi bize şunu der: feragat edin.

her keyifsizlik bir doğum, yalnızlığın bir çocuğudur; buna boyun eğen her çatışmadan kaçar; neşeli bir topluluktan daha muhalif ne olabilir?

içinde huzur olmayan her imparatorluk çöker; çünkü prensleri hırsızlarla işbirliği içindedir.

ironinin kesintisiz kullanılmasından zeki insan sıkılır, fazla zeki olmayanın kafası karışır, büyük çoğunluğu oluşturan ortalama insan ise hoşlanır; çünkü bu grup çok fazla düşünme ihtiyacı duymadan kendisinin diğerlerinden daha akıllı olduğunu sanır.

inancın ve batıl inancın biçimleri tüm halklarda ve tüm zamanlarda hep aynıdır.

kendi yapamadıkları şeyleri oğullarının gerçekleştirdiğini görmek bütün babaların hayalidir.

yaşamda sadece eylem söz konusudur; zevk ve acı kendiliğinden gelir.

sadece geride bir şey bırakan değil, bir konuda etkin ve faydalı olup başkalarını da etkin ve faydalı kılan insan önemini korur.

gençlerin, hatta her insanın mutlu yüzeyselliği: yaşamlarının her anında kendilerini mükemmel görebilirler ve ne doğruyu, ne yanlışı, ne yükseği ne alçağı sorarlar; sordukları sadece kendilerine uygun gördükleridir.

ustayı usta yapan, ortaya çıkardığı iştir.

zaman sonsuz denecek kadar uzun. gerçekten dolu dolu yaşamak isterseniz, her geçen gün, içine pek çok şey koyabileceğiniz bir fıçı aslında.

gerçek hayat bazen pırıltısını öyle kaybediyor ki, zaman zaman hayal ürünü denen cilayla yaşamın parlatılması gerekiyor.

mutluluk üzerinde tiksindirici ve üstelik düş görme boyutunda hak iddia etme, bu dünyadaki her şeyi mahvediyor. kendini bundan kurtarabilen ve elindekinden başkasına heves etmeyen, kendine bir yol açabilir.

her kentin, çocuklarını ya da torunlarını korkutan bir tragedyası vardır.

filizlenen bir sevgide güzel olan şey, insanın başlangıcını bilmediği gibi sonunu da kestiremeyişidir; insan kendini mutlu ve neşeli hissettiği gibi, bir mutsuzluğa neden olabileceğini de sezemez.

insan, gençliğinde sahip olmak istediği şeye yaşlılığında bolca kavuşur.

yazmak, dili kötüye kullanmaktır.

sessizce içinden okumak, konuşmanın hüzünlü bir yedeğidir.

önemli çağdaş adamlar büyük yıldızlara benzerler; ufukta kaldıkları sürece veya gözden kaybolmadıkları sürece, bu tarz mükemmellikleri kavrama yetisine sahipsek, onları izler, güçlenir ve bilgileniriz.

kızlar göründükleri haliyle, delikanlılar ise vaat ettikleri şeylerle sevilir.

sevdiğiniz insanda bulabileceğiniz en katıksız mutluluk, onun başkalarını sevindirdiğini görmektir.

her sanatın en önemli görevi yüce gerçek yanılsamasını görüntüyle vermesidir. fakat sonunda sıradan bir gerçek kalıncaya kadar görüntüyü gerçek kılmaya çalışmak yanlış bir çabadır.

bir kitleyi etkilemek istiyorsanız, sade bir anlatım her zaman daha iyidir. özgün metinle yarışan açıklamalı çeviriler aslında sadece üniversite profesörlerinin kendi aralarındaki sohbete yarar. 

yaşamın tüm hazları, etrafımızdaki olayların düzenli bir biçimde tekrarına dayanır.

resim için çerçeve neyse, yazı için de cilt odur.

kendini tahlil etmeyen sıradan insanların geçici olarak üzüldüğü ve düşüncelerinden uzaklaştırmaya çalıştığı şeyi seçkinler çok iyi fark eder, dikkate alır; yazıya, mektuba, günceye döker.

doğanın elinden çıkan her şey iyidir. insanın elinde her şey kötüleşir.

kendi olumlu yanlarımızla ilgili düşüncemiz bizde öyle kök salmıştır ki, bunların birazını bile etrafımızdakilere layık görmeyiz, mümkün olsa benzerlerimizi bile seve seve köreltiriz.

önemli bir şey, ancak insan kabuğuna çekilirse yaratılabilir.

her yeteneğin temelinde önemli bir karakter yapısı vardır; bu bize büyülü bir şey gibi gelir; çünkü ne yeteneği ne de yeteneğin ortaya koyduğu şeyleri tek bir kavrama indirgeyebiliriz.

çiçeklerin ve kirazların tadını çocuklara ve serçelere sormak lazım!

sanatın en yüksek amacı güzelliktir ve en son etkisi de zarafet duygusudur.

bütün kültürsüz insanların ilgisi malzemeye -konuya- yöneliktir, işleme tarzına değil.

yazdıklarım popüler olamaz; bunu düşünen ve buna çabalayan yanılıyor. onlar yığın için değil, tek tek insanlar için yazılmıştır: benzer bir şey isteyen, arayan ve aynı yönlerde bulunan insanlar için.

gramer, onu küçümseyenlerden fena öç alır.

dilde titiz arılaştırıcılık, anlam ve düşüncenin yayılmaya devamını saçma bir biçimde reddetmektir.

konuyu herkes önünde hazır görür, özü ancak ona bir şeyler katabilen bulur; biçim ise çoğunluk için bir sırdır.

bir edebi eser ne kadar ölçüsüz ve akılla kavranamaz özellikteyse o kadar iyidir.

edebiyat dünyasının bir özelliği vardır: onda hiçbir şey, içinden bir yeni, hem de aynı tarzın yenisi oluşmadan yıkılmaz. onda bu sayede ebedi bir hayat vardır; aynı zamanda ihtiyar, hem olgun hem genç hem de çocuktur ve yıkılma sırasında hepsi değilse de çok şey elde kaldığı için onunla boy ölçüşecek başka şey yoktur. bu dünyada yaşayanların başkalarının bilmediği bir çeşit mutluluk ve kendine yetme haline ulaşmalarının da nedeni budur.

görülüyor ki edebiyatta, nereye düştüğünü çok sormadan sadece tohum eken çiftçiyi taklit etmeliyiz.

şimdi kitaplar okunmak, ders alınmak, yararlanılmak için yazılmıyor; yalnızca hakkında konuşulup yeniden fikir yürütülsün diye eleştirilmek için yazılıyor. kitaplar hakkında eleştiri yazıldığından bu yana eleştirmenlerden başka kimse okumuyor, onlar da şöyle böyle.

çiçekler bal doludur; ama tatlıyı bulup seçen yalnızca arıdır.

konuşacak olsan nasıl konuşurduysan öyle mektup yaz; o zaman güzel yazarsın.



konuya uygun bir genel tonu eserin tümüne yaymış olma görüntüsü kadar, büyük bir hayal gücü ve şairlik yeteneği gerektiren hiçbir şey yoktur.

saf adamcağızlar bilmezler insanın okumayı öğrenmesi için ne kadar çok zaman ve emek ister! ben bu işe 80 yıl harcadım ve ereğime ulaştığımı şimdi bile söyleyemem.

bir milyon okuyucu beklemeyenin hiçbir satır yazmaması gerekir.

hangi okuyucuyu mu isterim? en bağımsızını; beni, kendini ve dünyayı unutup yalnız kitabın içinde yaşayanı!

acemi amatörlerin birçoğu, tabiatın kendilerine yetenek vermediği şeyde ısrar etmekle ömürlerinin büyük bir kısmını ziyan ederler; en sonunda da acayip bir melankoliye düşerler.

bir şairi, tabiatın ona verdiğinden başka bir şey yapmak imkansızdır. onu başka biri olmaya zorlarsanız mahvetmiş olursunuz.

şair, insan ve vatandaş olarak vatanını sevecektir; ama onun şairlik güçlerinin ve şairlik etkinliğinin vatanı hiçbir özel bölgeye ve ülkeye bağlı olmayan ve onun bulunduğu yerde hemen sarılıp biçimlediği "iyi", "soylu" ve "güzel"dir. bu konuda o, bir kartala benzer, özgür bir bakışla ülkeler üstünde uçar. vurup indireceği tavşanın prusya'da mı saksonya'da mı koştuğu onun için önemli değildir.

şarap yapabilen, sirke yapmamalı.

büyük şairin gücü, onun hakikat ve yalandan bizi büyüleyen üçüncü bir şey yaratmasıdır.

yazdıklarımın ve hayatımın anlamı ve değeri, salt insancıl olanın zaferidir.

halk, kadınlar gibi muamele görmek ister. onlara duymak istediklerinden başka bir şey söylenemez.

bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.

davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.

her yerde yararlı olmanın yolunu arayın; hiçbir yerde yabancı olmazsınız.

hiç kimse, affettiği zaman olduğu kadar yükselemez.

hükmetmek kolay öğrenilir; yönetmek güç.

nice krallar vardır bakanların yönettiği; nice bakanlar vardır sekreterlerin yönettiği.

koyundan çoban, herhalde sürünün hayrına değildir.

sohbet her yerde yanılgıların değiş tokuşundan ve sınırlı özelliklerin çemberinden başka bir şey değildir.

isa bir daha gelse, onu ikinci kez çarmıha gererlerdi.

evin kıymeti ancak akşam olunca anlaşılır.

hiç kimse sanmasın ki gençliğin ilk izlenimlerini aşabilecektir.

hayatın amacı, hayatın kendisidir.

çoğu zaman en küçük rastlantılar, hayatta en sürekli ilişkileri belirler.

hayata katlanabilmek ve ona yenilmemek için onunla uzlaşmayı öğrenmek gerekir.

dünyayı dolaştıkça görürüz ki insan kölelik için doğmuştur.

hiçbir şey, kendisine benzer bir şey, yani bir iz bırakmayacak kadar yüzeysel değildir.

erkeklerin aklı, ev kadını arar; ama kalbi ve hayal gücü başka özellikler peşindedir.

dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın; para, şan, şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri, her zaman bir budaladır.

insan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. çoğu, yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak arta kalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki, ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar.

yaşamın çiçekleri yalnızca görünüştür. bu çiçeklerin çoğu hiçbir iz bırakmadan gelip geçer, pek azı meyve verir, bu meyvelerden de pek azı olgunlaşır!

nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

ruhlarını tümüyle merasime kaptırıp ziyafet sofrasında bir sandalye öteye gidebilmeyi düşlemekten başka bir şeyi yıllarca aklına getirmeyen, yalnızca bunun uğruna çaba harcayanlar nasıl insanlardır?

insanı gerekli kılan tek şey sevgidir kuşkusuz.

bizim en mutlu olduğumuz anlar, tanrı'nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır.

karşısındaki insana açılan büyük bir insanı görme kadar gerçek ve sıcak bir sevinç dünyada yoktur.

eğer insanlar, imgelemleriyle, geçmişteki kederin anılarını çağrıştırmak uğruna bu denli çaba gösterecekleri yerde, kayıtsız bir şimdi'ye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu.

dünyadaki karışıklıklara yol açan şeyin, kurnazlık ve kötü niyetten öte belki de yanlış anlamalar ve atalet olduğunu bir kez daha saptadım. en azından ilk ikisine daha az rastlanıyor.

önemli olan, kusursuz olanı görebilmek ve onu dışavurmaya cesaret etmektir.