31.07.2015

ölüm

charles dickens

ölüm her genç ve masum insanı pençesine alıp bu naif ten kafesinden ruhu ayırdığı zaman merhamet, hayır ve muhabbet şeklinde tezahür eden nice faziletler, dünyamızı takdis eder. bu gibi taze kabirlere fanilerin döktüğü her gözyaşından bir iyilik doğar; daha yumuşak bir kalp tahassül eder, ölümün kuvvetli ve tahripkâr pençesine meydan okuyan yeni ve parlak hilkatler zuhur eder ve ölümün karanlık yolu cennete giden ışıklı bir yol olur.

bu gibi ölümlerin öğrettiği dersi mühimsemek zor bir iştir; fakat hiç kimse bunu küçümsememelidir; çünkü bu, büyük ve alemşümul bir hakikattir.

ölümü takip eden boşluk, üzgünlük ve bezginliği, en iradeli insanlara arız olan perişanlığı bilmeyenler; yokluğu her an hissedilen, sevilen bir yakın için duyulan kederi; cansız cisimlerle hatırdan çıkmayan bu insan arasındaki rabıta ve münasebeti ve her eşyanın bir abide ve her odanın bir mezar kesildiğini bilip nefsinde tecrübe etmeyenler; ihtiyar adamın üzgün ve perişan bir halde aradığını bulamayan bir insan rahatsızlığı ile nasıl vakit geçirdiğini anlayamazlar.

acaba insanların maddeten ayrılmaları manevi ayrılmalarından niçin daha güçtür? ve niçin ayrılabilmek kuvvetini gösterdiğimiz halde bunu söylemek cesaretini bulamayız? uzun bir yolculuğa çıkarken, senelerce sürecek bir uzaklaşmanın arifesinde, birbirine merbut olanlar aynı bakışlar ve aynı el sıkışı ile ertesi gün için son bir veda tasarlayıp dururken, bir daha buluşmayacaklarını pekala bilerek allahaısmarladık demek acısından kendilerini korurlar. yoksa ihtimallere tahammül etmek hakikate tahammülden daha mı zordur?

ölüm döşeğindeki dostlarımıza karşı şefkat ve muhabbet hisleriyle mütehassıs olduğumuz halde, onlara açıkça veda etmeyişimiz bütün hayatımızca ekseriya bir ukde kalır.

Hiç yorum yok: