28.5.15

bin dokuz yüz

alessandro baricco

insanlar böyledir, kaybedenleri sevmezler.

bir kenarda güzel bir hikâyen ve onu anlatacak birisi olduğu sürece gerçekten aldatılman zordur.

hayal ve anılarla yaşıyordum, bazen ayakta kalmak için başka yapacak bir şeyin yoktur. umut yoksulun ekmeğidir ve her zaman iyi gelir.

deli değilim ben, kardeşim. kendimizi kurtarmak için bir yöntem bulduğumuz zaman deli değilizdir. aç hayvanlar gibi kurnazızdır. bunun delilikle ilgisi yoktur. dahice bir şeydir o. geometridir. kusursuzluktur. isteklerim ruhumu altüst etmek üzereydi. bu istekleri gerçekleştirebilirdim ama başaramadım.

şu tablo meselesi beni her zaman çok şaşırtmıştır. yıllarca yerlerinde asılı dururlar, sonra hiçbir şey olmaksızın, hiç hiçbir şey diyorum, küt! diye yere düşerler. çiviye asılı dururlar, kimse bir şey yapmaz, yine de ansızın taş gibi küt diye düşerler. en hafif bir ses bile çıkmazken, çevrede hiçbir hareket yokken, sinek bile uçmazken küt düşüverirler. nedensiz. acaba neden tam o anda? bilinmez. küt. bir çivi o tabloya artık dayanamadığına nasıl karar verir? o zavallıcığın da bir ruhu vardır mıdır? karar alır mı? uzun süre bu konuda tabloyla tartışmıştır belki, ikisi de ne yapacaklarını bilememişlerdir. yıllarca her akşam konuşmuşlar, sonra bir tarih, bir saat, bir an belirlemişlerdir, onun için de küt! belki ikisi de bunu baştan bilirlerdi, önceden anlaşırlardı, yedi sene sonra ben bu işi bırakacağım, benim için uygun, tamam o zaman 13 mayıs diyelim, tamam, saat altıya doğru, altıya çeyrek kala olsun, tamam, iyi geceler o zaman, iyi geceler. yedi yıl sonra, 13 mayıs'ta, altıya çeyrek kala: küt. anlaşılmaz. en iyisi düşünmemek, yoksa delirmek işten bile değildir. bir tablo düştüğü zaman. bir sabah uyanıp onu sevmediğini anladığın zaman. gazeteyi açıp savaş çıktığını okuduğun zaman. bir tren görüp ben buradan gitmeliyim dediğin zaman. aynaya bakıp yaşlandığını fark ettiğin zaman. okyanus un ortasında bin dokuz yüz gözlerini tabağından kaldırıp, "üç gün sonra new york'ta bu gemiden ineceğim." dediği zaman.