15.2.15

altın defter

doris lessing

bu dünyada hiçbir şey yeni değildir.

yalnızca uykumuzda döktüğümüz gözyaşları içtendir. uyanıkken, kendimize acıdığımız için ağlarız.

organı kocaman olmuş bir adama direnmek güçtür.

insanın açtığı her kapının ardında tiz, umutsuz ve sessiz çığlıklar vardır.

sırf zevk olsun diye bir şeyle ilgilenen insanlar için tarih olanaksızlıklardan oluşan bir silsiledir.

kırık kalpler ancak modası geçmiş romanlarda bulunur; yaşadığımız zamana uygun değildirler.

zamanımızda daha önce hiç olmadığı kadar çok kırık kalp var. çevremize şöyle bir baksak, kalplerin paramparça olduğunu, yaralandıkları için bir et yığınına dönüştüklerini görebiliriz.

karasevdanın, biriyle yatmaktan daha iyi tedavisi yoktur.

insan ruhu, insan yalnızca mutfakta otururken, hatta çift kişilik bir yataktayken bile yeterince karmaşıktır.

enerjinin olduğu yerde mutsuzluk yoktur. bu iki şey asla bir arada olmaz.

yeryüzünde hiçbir kadın aşksız yaşayamaz.

aklı başında olan herhangi bir kadın, bunca asır sonra bile, erkekler seks konusunda konuşmaya başlayınca onların sözünü kesmemek gerektiğini bilir.

edebiyat, olayın sonradan çözümlenmesidir.

kendini daha yakından tanımak, kendinle ilgili bildiğin bir şeyi daha derinlemesine öğrenmektir.

insanlar bir şeyi düşleyebiliyorlarsa, buna ulaşacakları zaman da gelecektir.

bütün kadınlar evlenmek ister.

bir kadın bir erkeğe kayıtsız davranıyorsa, erkekte biraz sağduyu varsa kadından ayrılma zamanının geldiğini anlar.

sanat bir sabır işidir.

yazmak aslında kişisel bir şey değildir. kişisel olmadığı için sıradandır. bu yüzden yirminci yüzyılda yeni bir anonim sanatçı üretime geçmiş gibi birbirinin tıpkısı eserler üretiliyor.

hepimiz yaşadığımız deneyimlerin bir ürünüyüz.

eğitimimiz her şeyden önce bizi, yaşamın upuzun hiçliğine hazırladı. başka neye hazırlayacak ki?

yazar, ruh mutfağının machiavelli'idir ve öyle olmalıdır.

zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

bir yazar, dünyanın vicdanıdır.

ah, muz ağacının köklerinde sürünen, ruhumun kafesli penceresinde şişerek büyüyen kırmızı nefret yılanının karanlık kıvrımları.

sanat, ihanete uğramış ideallerimizin aynasıdır.

dürüstlük fakirin ayıplarını örter.

en çirkin kadının bile her zaman güzel bir yönü vardır. bir kulak söz gelimi. ya da el.

kadınlar korkaktır; çünkü uzun zamandır birer köle gibi yaşamaktadırlar. sevdiği adamla birlikteyken düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini savunmaya hazır kadın sayısı hala çok azdır. 

frijit kadın yoktur; yalnızca yetersiz erkek vardır. 

insan, yaşamında önemli olan şeylerin genelde farkında olmaz.

bırakın diktatörlükleri, demokrasilerde bile, toplumda akıntıya karşı durmaya, ne pahasına olursa olsun gerçek uğruna savaşmaya hazır insan sayısı o kadar az ki..

insanlar bize bir şey yapmazlar. her şeyi kendimize biz yaparız.

elli yaşını aşmış bilge, sakin kadın ve erkekler, olgunluğa giden yolda yürürken, arkalarında birçok kanlı beden bırakmışlardır. eğer otuz yıl kadar gözü dönmüş bir yamyam olarak yaşamadıysan, bilge ya da olgun olamazsın.

yaşamın temelinde adaletsizlik ve acımasızlık vardır.

tek günah vardır; o da insanın kendisini, en iyiden aşağısının en iyi olduğuna inanmaya zorlamasıdır.

dünya öyle karışık ki, sanat artık anlamsız.

her şey doğru olabilir; hiçbir şeyin aslını öğrenmenin yolu yok. her şey olası; öylesine çılgın bir dünyada yaşıyoruz ki, her şey olası.