3.6.11

çok tuhaf soruşturma

ferhan şensoy

muzaffer: telefon etmemiz lazım.

ibrahim: kime?

muzaffer: benim teyzemin kızı var melda, avukat benim onda vekaletim var.

ibrahim: tamam da benim onda vekaletim yok.

muzaffer: o önemli değil. ben çıkarım sen kalırsın. ben seni düşünmüyorum ki, kendimi düşünüyorum.

muzaffer: alooo. memur bey..

polis: evet, ne var?

muzaffer: bir telefon edebilir miyiz?

polis: nereye telefon edeceksiniz?

ibrahim: iki kız arkadaş çağıracağız.

polis: bu saatte kızlar uyumuştur, değil mi lan hasan.

polis 2: he ya.. siz en iyisi birbirinizi yapın!

muzaffer: eşşoğlueşşek!

polis: eşşoğlu eşek senin babandır, it oğlu it, aşağıya inersem o ağzının orta yerine sıçarım ha, ibne, pezevenk, amına koyduğum.

**

ibrahim: çiş nereye n'apılacak?

muzaffer: yapılmayacak.

ibrahim: nasıl be? tutsam tutsam ne kadar tutabilirim? bir yere yapılacak herhalde.

ibrahim: alooo! memur bey! amir bey! alooo! kimse yok mu?

polis: ne var?

ibrahim: kimsiniz?

polis: sana ne, ne istiyorsun?

ibrahim: çişim var.

polis: yap oraya.

ibrahim: tam nereye?

polis: bulunduğun yere yap! yalnız dikkat et rüzgara doğru yapma, yüzüne gelir.

**

aydın: ayağım uyuştu muzo, şu ayağımı şöyle alsana!

muzaffer: kımıldatamıyor musun? üstüne basamıyor musun?

aydın: basınca çok acıyor.

muzaffer: işkence mi yaptılar?

aydın: bilgisayarlı otomatik falakaları var, ara sıra ritmi yükseliyor, bateri solo gibi. size yapmadılar mı?

ibrahim: yok yok, amir bize tüyo verdi. şimdi imzalayın, mahkemede reddedersiniz dedi. biz hemen imzaladık.

aydın: bana da dedi. fakat ben imzalamayı çok saçma buldum.

muzaffer: saçma tabii canım. falakadan başka işkence var mı?

aydın: tabii tabii. falaka başlangıç.

muzaffer: başka neler yapıyorlar?

aydın: muhtelif. çok değişik makineları var. her şey bilgisayara bağlı fakat çok temiz, hastane gibi. devamlı etrafı temizliyorlar hiç ortalıkta kan falan yok. öyle miden falan kalkmıyor. sonra ilkyardım araç gereçleri var bir şey olsan serum merum, her şey var. birkaç kez bayıldım, hemen ayılttılar.

ibrahim: çok canını yaktılar, değil mi? afedersin aydın, şimdi iş öyle oldu ki, birinin adını vermek gerekti. yoksa mahkeme başlayamıyor birden sen aklıma geldin.

aydın: sağol.

**

müdür: merhaba arkadaşlar!

ikinci müdür: merhabalar müdürüm.

gardiyan: hoş geldiniz sayın müdürüm.

müdür: yahu tam gününde patladı bu kozkavuran fırtınası. her yıl mart'ın 23'ü, hiç şaşmaz. ne var ne yok?

ikinci müdür: haberler kötü sayın müdürüm.

müdür: hayrola?

ikinci müdür: 5. koğuştan 4 kişi firar etmiş sayın müdürüm.

müdür: yok yahu? rezalet. sabah yoklamasında mı anladınız?

ikinci müdür: hayır, gazete yazıyor.

müdür: akşam yoklamasında buradalar mıymış?

gardiyan: bilemiyoruz sayın müdürüm, epeydir yoklama alamıyoruz.

müdür: olmaz ki! yoklama olmazsa firar da olur, her bok da olur. nasıl kaçmışlar peki?

ikinci müdür: bilemiyoruz.

müdür: gazete yazmıyor mu nasıl kaçtıklarını?

ikinci müdür: gazete, "ellerini kollarını sallayarak" yazıyor.

müdür: nasıl canım? olur mu öyle şey mahkum el kol sallayarak hapisaneden çıksa, dikkati çekmez mi?

ikinci müdür: bunlar örgüt müdürüm, bir yolunu bulmuşlardır.

müdür: ne yolunu buluyorlar be nasıl buluyorlar!

gardiyan: şimdi müdürüm, yani ben almam da mesela, o para yiyen gardiyanlar var. kaç para isterse veriyorsun, asker, polis elbisesi getiriyor. öyle şeyler oluyor yani.

ikinci müdür: tabii canım, biliyorsunuz ben almam ama rüşvet alan 2. müdürler var.

müdür: kim onlar? hangi 2. müdürler? niye bu kadar 2. müdür var?

ikinci müdür: evet, o da çok saçma. bu kadar çok 2. müdür olmaz ki.