25.08.2009

yuva

~californication

sevgili karen,

eğer bunları okuyorsan, bir şekilde postalama cesareti buldum demektir. aferin bana. beni pek tanımıyorsun ama, anlamaya başladın. yazı yazmanın benim için ne kadar zor olduğuna dair konuşup durmaya meyilliyimdir. ama bu, bugüne dek yazdığım en zor şey. bunu söylemenin kolay bir yolu yok. öylece söylüyorum o yüzden:

birisiyle tanıştım. kazara oldu. arandığımı söyleyemem. hazırlıksızdım. kusursuz bir fırtınaya tutulmuş gibiydim. o bir şey söyledi, sonra ben başka bir şey. ardından, bildiğim tek şey, hayatımın kalanını bu konuşmanın tam ortasında geçirmek istediğimdi. geriye içimi yakan o his kaldı. beklediğim kişi o olabilir. kaçığın teki olduğunu söyleyebilirim. bir şekilde gülümsetiyor beni. fena halde nevrotik. dikkat isteyen harika bir uğraş gibi.

o, sensin karen. bu iyi haber. kötü haber ise, seninle ve korkudan altıma ettiren tüm bu meselelerle tam şu anda, nasıl bir arada olabilirim, bilmiyor oluşum. çünkü, hemen şimdi seninle olmazsam hayatın içinde bir yerlerde kaybolup gideceğimizi hissediyorum.

dönüşlerle, kıvrımlarla dolu kocaman kötü bir dünya bu. ve insanlar bazı anları yok sayarak, ıskalayarak geçiştirmenin yolunu bulmuşlar. ama bazı anlar her şeyi değiştirebilir.

aramızda neler oluyor, bilmiyorum. üstelik sana, benim gibilere neden yok yere bel bağlaman gerektiğine dair söyleyecek bir şeyim de yok. ama kahretsin, öyle güzel kokuyorsun ki, "yuva" gibi. ve harika kahve yapıyorsun. bunlar ele avuca gelir nedenler, değil mi?

beni ara. belbağlanmaz hank moody'n.