3.08.2009

anadolu

reşat nuri güntekin

köprü bizim atlama şampiyonlarımızın bir sıçrayışta aşabilecekleri boyda bir oyuncaktı. bunun neresinden korktuğumuzu anlayamıyorum.

- ne durduk? diye sordum.

- nereye gideceğiz? köprüyü tamir ediyorlar.

- caddeden tarlaya iniverelim.

- ineriz amma, batacağız diye korkuyorum.

tarlada gerçi biraz kar ve hafif bir çamur tabakası görülüyordu ama bu hakikaten göze büyütülecek bir şey değildi.

- yok canım, itikadını bozma, diye şaka ettim, denizi geçtikten sonra canavar gibi makinemizle çayda boğulacak değiliz ya.

iki dakika sonra tabii gene şoförün dediği oluyor ve bizim canavar makine çamurun içinde bir iki çırpındıktan sonra karaya vurmuş bir balina leşi gibi kaskatı kesiliyordu.

mavi poturlu, ak sakallı bir köylü uzakta bir kayanın üstüne oturmuş, halimizi seyrediyordu.

şoför seslendi:

- hadi baba. mandaları al, gel..

köylü cevap vermediği gibi yerinden de kımıldamadı.

- haydi dedik baba.. eline düştük.. ne istersen zor sıkı vereceğiz..

ihtiyar gene bir şey söylemeden yerinden kalktı; arkadaki bir tepeye doğru ağır ağır yürümeye başladı.

- nereye gidiyor? dedim.

- mandaları getirmeye..

- görünürlerde köy filan yok..

- mandalar tepenin ardında saklıdır. şimdi çıkar.

hakikaten tiyatroda aktörlerin kulis aralarında öteberi eşya çıkarmaları gibi birkaç dakika sonra ortaya iki boyunduruklu manda çıktı.

şoför bana izahat verdi:

- ah ne çarıklı bezirgandır onlar.. makinelerin yolun neresinde batacaklarını bilirler.. mandalarını bir yere saklayıp kapana kısılmamızı gözetlerler. artık ne tutturabilirlerse insaflarınadır.

köylünün tatlı bir çehresi vardı. fakat selam vermiyor, yüzümüze bakmıyor, kendini olduğundan daha aksi bir adam göstermek için kaşlarını çatarak mandalarıyla hırlaşıyordu.

bir pazarlık ve şantaj hazırlığı sezerek korkmaya başladım. ihtiyar beş altın diye diye dayanırsa işimiz işti. geceyi tarlada geçirmektense istediği haracı zor sıkı verecektik.

şoför:

- haydi baba, dedi. uyuma.. tak şu zincirleri, gece oluyor.

köylünün dudağında gaddar bir gülümseme belirdi. onun istediği de zaten bu değil miydi?

şoförün aksi lakırdılarının haraç miktarını artırmasından korkarak araya girdim:

- haydi babacığım.. biraz davran..

o benimle anlaşmanın şoförle anlaşmaktan daha kolay olacağını sezmişti. dargın yüzünü büsbütün sarkıtarak:

- bak efendi, sana söyleyeyim, dedi. makineyi çıkarırız amma sonra kavga etmeyelim. ben bu adamı tanımam. parayı senden alırım.

ben meşhur masalın peynirli kargasıyla konuşan tilkiden daha tatlı:

- kavga edecek bir şey yok baba.. anlaşırız, dedim. zihninde kararlaştırdığı miktarı da söylemeye birdenbire cesaret edemeyerek geveliyordu.

- peki baba.. ne istiyorsun söyle..

- filfakı çıkarırız makineyi evvel allah sayesinde amma 25 kuruşunu alırım.

kendimi tutamayarak gülmeye başladım. o şantajında zaaf göstermemeye azmetmiş bir çehre ile beni azarladı:

- gülecek ne var? akşama kadar şunun şurasında soğuktan anam ağladı. işine gelirse..

efendi anadolu.. boşuna yorulma. sen ahlaksızlığa karar verdiğin zaman da beceremeyeceksin.