22.09.2008

ateş böcekleri

rabindranath tagore



hayallerim
canlı ışık zerrecikleri
karanlıkta göz kırpıştıran
ateş böcekleridir

zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde
rüyalar
günün kervanından dökülen parçalarla
yuvalarını yaparlar

kelebek ayları değil fakat anları sayar
ve yeter zamana sahiptir

ağaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine
buna rağmen onu hiçbir vakit kucaklayamaz

izin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın
ve yine de aydınlık özgürlüğü versin sana

hatırlamanı istemek için
armağanlarım çok küçüktür
ve bunun için
onları sen hatırlamalısın

gök
sonsuzluğa kadar
uzaktadır

tanrı, dostlar arar ve sevgi diler
şeytan, esirler arar ve itaat diler

toprak, hizmetine karşılık
ağacı kendisine bağlar
gök ise hiçbir şey istemez
ve onu özgür kılar

sessizlik
kendi kirlerini
süpürüp yürüyünce
fırtına olur

yaseminin güneşe aşkı hecelemesi
çiçekleridir

tanrı, mabedinin aşkla kurulmasını bekler
insanlar taşları getirirler

ikincisiz birin anlamı yoktur
diğer bir onu gerçek kılar

şarkımda tanrıya dokunuyorum
tepe şelalesi nasıl uzaktaki
denize dokunuyorsa

kalbim, bugün, geçmiş gecenin
gözyaşlarına gülümser
yağmur dindikten sonra
parlayan ıslak bir ağaç gibi

hayatımı meyvelendiren ağaçlara
teşekkür ettim
fakat, onu ebediyen yeşil tutan
çimeni unuttum

aşkta, sana senin değerin diye
bitmeyen borcumu ödüyorum

çok geç yükseldin, benim büyüyen ay'ım
fakat, benim gece kuşum
seni selamlamak için
hala uyanıktır

karanlık, sessizlik içerisinde
sergüzeştçi ışığın kucağına dönmesini bekleyen
perde ile örtülmüş bir gelindir

kendi kendime düşündüğüm zaman
benliğimin yükü hafifler

zayıf, korkunç olabilir
zira kuvvetli görünebilmek için
çok cüretkar olur

ölümün ruhu tek
hayatınki ise çoktur
tanrı ölünce din bir olur

iyilik yapan, mabedin kapısına
seven de mabet içerisinde takdis edilmiş
yere ulaşır

tek olan çiçek, sayısız dikenleri
kıskanmak ihtiyacında değildir

dünya en çok, kendi iyiliğini isteyen
ilgisiz zalimden zarar görür

tam değerini ödediğimizde
bağımsızlığı kazanırız
zira hakkımız yaşamak

bahar, kışın kapısında çekingendir

dünya, sessizlik denizinin yüzünde yüzen
daima değişen bir köpüktür

birbirinin uzağında iki kıyı, seslerini
anlaşılmaz gözyaşlarının şarkısında birleştirirler

kuvvetin kabası anahtarı bozar
ve kazma kullanır

doğuş gecenin gizliliğinden
gündüzün daha büyük gizliliğine geçiştir
göçebe şarkılar kalbimden kanat açarlar
ve aşkının sesinde yuvalarını ararlar

kağıttan kayıklarım benim
saatlerin ufacık dalgacıkları üstünde
dans etmek içindir
yoksa herhangi bir yere ulaşmak için değil

siz, yalnız ve ödüllendirilmeden yaşıyorsunuz
zira, onlar sizin büyük değerinizden korkuyorlar

çimen dağı sayısız ölümlerden kurtarır

tanrının dünyası ölüm tarafından
ebediyen yenilenir
şeytanınkisi de kendi varlığı ile
ebediyen ezilmiştir

ateş böceği toprağı delerken
yıldızların gökte olduklarını asla bilmez

açan her gül bana sonsuz baharın
gülünden selamlar getirir
tanrı çalıştığım zaman beni yüceltir
şarkı söylediğimde beni sever

göğün mavisinde hissedilemeyen
bir dokunuş bırakarak
sen benim ufkumdan uzaklaştın

görünmeyen bir hayal rüzgarda
gölgeler arasında kıpırdanıyor

ateş böcekleri, yapraklar arasında
göz kırpıştırarak
yıldızları hayrette bırakırlar

sisin yenilgiye uğrattığı dağ
kımıltısız kalır

tepeler, ulaşılmayan için
dünyanın ümitsizlik jestidir

ey güzel
çiçeğindeki dikenin batmasına rağmen
ben müteşekkirim

dünya, seçkinlerin halk kitlelerinden
daha çok olduğunu bilir

mükemmel bir aynada yüzünü seyrettiğinde
güzellik, gerçeğin gülümsemesidir

şebnem güneşi yalnız
kendi küçük dünyasında tanır

çöl, sınırsızlığın duvarı içinde
tutuklanmıştır

küçücük yaprakların titremelerinde
havanın görünmez dansını görüyor
ve onların parıltılarında göğün gizli
kalp atışlarını duyuyorum

armağanların için seni övdüğümde
hayret eden
çiçekli bir ağaç gibisin sen

dünya bana resimlerde konuşur
ruhum müzikle cevap verir

gök, güneşin hatırasını anmak için
sayısız yıldızlardan tespihini çeker

gece karanlığı, ıstırap gibi dilsiz
şafak karanlığı, huzur gibi sessizdir

gurur, ihtişamını taşlarda oyar
aşk feragatini çiçeklere sunar

dağ, uzak gök boşluğunun özlemi ile
sonsuza ulaşma arzusu içindeki bulut
gibi olmayı diler

kendi kara lekelerini
haklı gösterebilmek için
gündüze gece derler

iyi, kazançlı olduğunda
menfaat, iyilikte gülümser

şahlanan gururu içerisinde
su kabarcığı denizin gerçekliğinden
şüphelenir
güler ve boşlukta son bulur

aşk sonsuz bir gizliliktir
çünkü onu açıklayacak hiçbir şeyi yoktur

karanlıkta acı çeken bulutların
güneşi kendilerinin gizlediklerini unuturlar

tanrı kendisinden armağanlar istediğinde
insan kendi zenginliğini keşfeder

sana bir çiçek sunmak için geldim
fakat sen benim bütün bahçeme
sahip olmalısın
o, senindir

konuşulduğu zamanda bile
aşk gizliliğini korur
zira yalnız seven sevilmiş olduğunu
gerçekten bilir

güzellik yeter demesini bilir
kabalık, daha fazlası için
etrafı velveleye verir

tanrı bende, kendi hizmetçisini değil
fakat herkese hizmet eden
kendisini görmeyi sever

gecenin karanlığı
sabah sisi ile değil
gün ile ahenk halindedir

bilinmeyen bir çiçek, yabancı bir dünyada
şaire seslenir:
"aynı topraktan değil miyiz, sevgilim?"

tanrımı sevebilirim
zira o bana, kendisini inkar etme özgürlüğünü verir

gün batımı kızıllığı ile kızaran dünya
gece tarafından koparılmaya hazır
olgun bir meyveye benzer

yaratılışın yararına
ışık, karanlığı kendisine eş kabul eder

kör bir kalem için
yazan el gerçek değildir
onun yazdıklarının bir anlamı yoktur

meyveye duyulan arzu, çiçeği kaybettirir

gök, ay'ı tutmak için tuzak kurmaz
onu bağlayan kendi bağımsızlığıdır

benim ağacımın gölgesi, yoldan geçenler
meyvesi de beklediğim "birisi" içindir

ey çocuk, sen getirdin kalbime benim
mırıltılarını rüzgarın ve suyun
söylenmeyen sırlarını çiçeğin, rüyalarını
bulutun ve hayret dolu sessiz bakışlarını
sabah göğünün

belki, şüphe ile gülümser büyüyen ay
mükemmeliyeti bekleyen bir parça olduğu
söylendiği zaman

kelimeler olan çiçeklerin etrafında
yapraklar sessizliktir

benim adaklarım yol sonundaki mabet için değil
fakat beni her dönemeçte hayrette bırakan
yol kenarındaki ziyaretler içindir

senin gülümsemen sevgilim
bir yaban çiçeğinin kokusu gibi
sadedir fakat anlaşılamaz

benim kendiliğinden taşan benliğim
benim ve senin kıyılarının arasında
gürültülü okyanus vardır

akıllı nasıl öğretileceğini
aptal da nasıl gülüneceğini bilir

yakınlık engelini bile aşarak
bırak aşkın beni görsün

hayatın gölgeli derinliğinde
tenha yuvaları vardır hatıraların
kelimelerden yapılmış

bırak aşkım kendi kudretini
güne hizmetinde bulsun
sükununu da gecenin birleşiminde

gecenin yıldızları bana gündüzümün
solmuş çiçeklerinin hatıralarıdır

gitmek zorunda olana kapını aç
zira engel olunduğunda
kayıp daha da çirkin olur

şekil, madde; ritm, kuvvet de, anlam da
insanın içindedir

güneşin öpücüğü, bir olgunlaşma
terk edilişe doğru

erginliği arayanlar ve zenginliği
elde etmeye çalışanlar vardır
bense şarkı söyleyebileyim diye
senin arkadaşlığını bulmaya çalışıyorum

ağacın yaprakları gibi
kelimelerin toprağa dökülüyorlar
bırak düşüncelerim senin susuşunda
söylenmemiş çiçekler olsun

bulut, kendi boşluğu içinde gösterişli
bir görgüsüz olduğunu söyleyerek
gökkuşağına gülümsedi
gökkuşağı sükunetle cevap verdi:
"ben, güneşin gerçekliğinin
inkar edilemeyeceği kadar gerçeğim"

benim yeni aşkım uyanıyor
eskisinin sonsuz zenginliğini bana getirerek

insan, onları çelenkte ördüğü zaman
tanrının çiçeklerinin kendisinin olduğunu
iddia eder

ağaç için özgürlük değildir
azat edilmek
toprağın tutsaklığından

gün ışığı bana dünyanın kapısını açar
aşk ışığı da, hazinesinin

hayatın ilhamları
çocuklar şekline bürünerek gelirler

ebedi olarak kazandığım meyve
senin kabul ettiğindir

benim şarkılarım
senin deyişini sevdiğimi seslendirmektir

aşk armağan verilmez
kabul edilmeyi bekler o

son selamlarım
mükemmel olmadığımı bilenlere
ve sevenlere olsun

Hiç yorum yok: