15.2.12

beyaz diş

jack london

güzel smith, beyaz diş'in boynundaki zinciri çıkartıp geri çekildi. beyaz diş ilk kez hemen saldırıya geçmedi. kulaklarını dikerek olduğu yerde tetikte bekliyordu. karşısına çıkarılan bu garip yaratığı ilgiyle süzüyordu. şimdiye kadar böyle bir köpek hiç görmemişti. tim keenan, bulldogu ileri iterek: "hadi, tut onu!" dedi. hayvan yalpalayarak çemberin ortasına doğru ilerledi. hantal, bodur ve biçimsizdi. bir noktada durdu, gözlerini kırpıştırarak beyaz diş'e bakmaya başladı.

seyirciler arasında bağrışmalar yükseldi: "hadi cherokee! git ona! saldır cherokee! parçala onu!"

fakat cherokee dövüşmeye niyetli görünmüyordu. kafasını geri çevirip bağrışan seyircilere gözlerini kırpıştırarak bakarken küt kuyruğunu sevinçle sallıyordu. aslında korktuğu falan yoktu, azıcık ağırkanlıydı o kadar. hem karşısındaki köpekle dövüştüreceklerini de sanmıyordu. böyle bir köpekle dövüşmeye alışık olmadığı için gerçek bir köpek getirmelerini bekliyordu.

bunun üzerine tim keenan işe karıştı, hayvanın üzerine eğilip ellerini omuzlarına doladı, tüylerini öne doğru hafifçe okşarken cherokee'yi usul usul ileri itmeye başladı. bu kızıştırıcı hareketler hayvanı etkiledi. cherokee, gırtlağının derinliklerinden kopan boğuk bir sesle hırlamaya başladı. adamın elinin hareketleri ile hayvanın hırıltısı arasında uyumlu bir anlaşma vardı. tüyleri öne doğru her okşayışında hayvanın gırtlağından bir hırıltı yükseldi ve elin yeni bir hareketiyle yeniden başlamak üzere bu ses kesildi. her hareketin sonunda bu uyum değişiyordu; elin hareketi bir anda bitiyor, hayvan silkinerek yeniden hırlamaya başlıyordu.

bu kızıştırıcı havaya beyaz diş de kendini kaptırdı. boynundaki tüyler omuzlarına doğru kabardı. tim keenan hayvanı son bir kez daha ileri doğru iterek geri çekildi. cherokee işte o zaman kendi isteğiyle çarpık bacakları üzerinde ilerleyerek hızla öne atıldı. aynı anda beyaz diş de sıçradı. seyirci topluluğunda şaşkınlıklarını belirten çığlıklar koptu. beyaz diş tıpkı bir kedi gibi bir sıçrayışta düşmanına ulaşmış ve kaşla göz arasında dişlerini hayvanın etine geçirdikten sonra aynı çeviklikte geri fırlamıştı.

bulldogun kulağının arkasından boynuna kadar inen kalın bir yaradan kan akıyordu. ama hayvan büyük bir vurdumduymazlık içinde gık bile çıkarmaksızın hemen geri döndü ve düşmanının peşine takıldı. her iki tarafın gösterisi, birinin çevikliği, diğerinin dayanıklılığı kalabalığın coşmasına yol açtı. bu arada beyaz diş tekrar saldırdı, dişlerini düşmanının etine geçirdikten sonra en küçük bir yara almadan geri kaçtı. garip rakibi ise acele etmeden, kararlı, sabırlı ve dikkatli bir tavırla peşini bırakmıyordu. cherokee'nin dövüş yöntemi böyleydi. hedefi gözüne kestirmişti bir kez, gözleri artık ondan başkasını görmüyordu. bile bile düşmanının üstüne gidiyordu.

beyaz diş afalladı. ömründe böyle bir köpek görmemişti: onu koruyacak tüylü bir postu yoktu. bu yüzden de her saldırıya geçişinde hiç şaşırmaksızın tüysüz deriye dişlerini geçiriveriyordu. eti yumuşacıktı ve kolayca kanıyordu. görünüşe bakılırsa kendisini savunamayacak kadar beceriksizdi. üstelik öbür köpekler gibi kavga sırasında bağırıp çağırmıyordu. hırlamak şöyle dursun, sanki cezasını sineye çeker gibi bir hali vardı. bununla birlikte kendini bu kovalamacadan hiç geri bırakmıyordu.

oysa cherokee öyle hantal bir hayvan sayılmazdı. kıvrak hareketlerle beyaz diş'in kandırmacalarını yakalamaya çalışıyordu ama onu asla yerinde bulamıyordu. buna cherokee de şaşırmıştı. yakınına sokulamadığı bir köpekle dövüşmeye alışkın değildi. fakat bu köpek arada daima bir mesafe bırakıyor, dans eder gibi sağa sola kaçıyor, çevresinde dolanıyordu. dişlerini batırdığı zaman tutmuyor, tersine hemen bırakıp uzağa çekiliyordu.

beyaz diş ise hayvanın gırtlağındaki o yumuşak yere ulaşamıyordu bir türlü. bulldog bodurdu; üstelik geniş çene kemikleri gırtlağını koruyordu. cherokee yara bere içinde kalmıştı. beyaz diş birdenbire saldırıyor ve hiç yara almadan geri çekiliyordu. bulldogun boynu ve şakakları yırtılmış, kan revan içinde kalmıştı. ama hiç aldırmıyor, umutsuzluğa kapılmıyordu. inatla kovalamaya devam etti. bir ara afallamış gibi durdu ve gözlerini kırpıştırarak seyircilere baktı; sanki dövüşü sürdüreceğini belirtmek istercesine kuyruğunu salladı.

işte tam bu esnada beyaz diş tekrar atıldı ve kulaklarından birini tamamen parçaladı. bunun üzerine cherokee bozuntuya vermemeye çalıştığı belirsiz bir öfkeyle yeniden kovalamaya başladı. beyaz diş'in çizdiği çemberin içinde kalarak onu kovaladı, gırtlağındaki can alıcı noktaya ulaşmaya çalıştı. ama hedefini kıl payıyla ıskaladı. beyaz diş son anda karşı tarafa sıçrayarak, bu saldırıyı savuşturmuş ve seyircilerin hayranlık dolu çığlıklar atmalarına neden olmuştu.

aradan uzun bir zaman geçti. beyaz diş sürekli sağa sola sıçrıyor, saldırıp düşmanını yaralıyor, bulldog ise hala korkunç bir kararlılıkla onu izliyordu. cherokee kolladığı açığı er geç yakalayacak, beyaz diş'i gafil avlayarak can alıcı saldırıyı yapıp dövüşü kazanacaktı. o zamana dek düşmanının açtığı yaralara ve acılara yılmadan göğüs gerdi. kulakları paramparça olmuş, boynu ve omuzları yara bere içinde kalmıştı. beyaz diş'in o umulmadık anlarda yaptığı yıldırım gibi saldırılardan sakınamadığı için dudakları bile yarılıp kanamaya başlamıştı.

beyaz diş, cherokee'yi yere yuvarlayabilmek için tekrar tekrar saldırdı; fakat aralarındaki boy farkı çok fazlaydı. cherokee çok bodur ve yere çok yakındı. bu yüzden beyaz diş sık sık hileye başvuruyordu. beyaz diş şaşırtmaca yapmak için hızla atılıp sıçrarken, birden ters yönden kıvrılıp geri döndü ve cherokee'yi başı yana çevrili olarak omzu açık bir durumda yakaladı. hemen şimşek gibi bir hızla üzerine sıçradı; ama kendi omzu çok yüksek kaldığından hızını alamayıp bulldogun üzerinden öbür tarafa fırladı. seyirciler ilk kez beyaz diş'in ayaklarının yerden kesildiğini gördüler. havada bir takla atan hayvan, eğer tıpkı bir kedi gibi kıvrılıp dört ayak üzerine düşmeye çalışmasaydı sırtüstü yere serilecekti. ama daha havadayken bükülüp yanlamasına yeri boyladı. biraz sonra yere değer değmez ayağa fırladı ama aynı anda cherokee dişlerini onun gırtlağına geçirdi.

bulldogun saldırısı tam yerini bulmamış, gırtlağın aşağısından, göğsüne yakın bir yerden yakalayıvermişti. ama kaptığı yeri bırakmadı. beyaz diş ayağa fırladı, bulldogun vücudunu silkip atabilmek için çılgınca dört dönmeye başladı. hayvanın böyle olanca ağırlığıyla asılması onu deli etmişti. bütün benliğiyle bu boyunduruktan çıkmak için kızgınca başkaldırıyordu. birkaç dakika deli gibi çırpınıp durdu. boynunda asılı olan bu 20 kiloyu silkip atabilmek için kendi çevresinde dönüyor, daireler çizerek bükülüyordu. cherokee sağa sola savrularak sürünüyor; ama kaptığı yeri bir türlü bırakmıyordu. bazen beyaz diş'e karşı dengesini koruyabilmek için ayaklarını yere basmayı becerebiliyordu. gelgelelim bir an sonra ayakları beyaz diş'in çılgınca dönüşlerinden biriyle yine yerden kesiliyor ve sürüklenmeye başlıyordu. içgüdüsü, ne olursa olsun tuttuğu yeri bırakmaması gerektiğini söylüyordu ona.

en sonunda beyaz diş durdu, yorulmuştu. onca didinmesine rağmen hiçbir şey yapamıyordu ve buna da akıl sır erdiremiyordu. şimdiye kadar yaptığı sayısız dövüşlerde böyle bir şey hiç başına gelmemişti. bu türlü dövüşen bir köpekle daha önce hiç karşılaşmamıştı. dövüş deyince, tekrar tekrar ısırmayı, parçalamayı ve hemen geri sıçramayı anlıyordu. soluk alabilmek için hafifçe yana yattı. bulldog tuttuğunu asla bırakmıyor, çenesini kenetleyip beklemekle yetiniyordu.

beyaz diş'in, cherokee'nin sımsıkı kenetlenmiş çene kemiklerinden kurtulması olanaksızdı. yazgısı bu amansız çenelerin arasındaydı. cherokee'nin dişleri beyaz diş'in boynundaki şahdamara biraz daha yaklaştı. onu ölümden koruyan tek şey olan boynunun sarkık derisi, üstündeki tüylerden kocaman bir yumak meydana getirdiği için dişlerine engel oluyordu. fakat bulldog çenesini her kaydırışında ağzına daha fazla deri ve kıl yağı dolduruyordu. bunun sonucu olarak da beyaz diş daha yavaş soluk almaya başladı. her geçen an soluk alması daha da güçleşiyordu.

işte tam bu sırada seyircilerin dikkatini dağıtan bir şey oldu. kızak çıngırakları ve köpek havlamaları duyuldu. güzel smith hariç herkes polis baskınına uğradıklarını sanarak korkuya kapılmıştı. ama bunun ırmak boyundan gelen bir kızak olduğunu görünce rahatladılar. kızağın üzerinde iki adam vardı. bir inceleme gezisinden döndükleri belliydi. kalabalığı görünce köpeklerini durdurup yanlarına geldiler. bu heyecanın nedenini anlamak için sabırsızlanıyorlardı. kızağı süren adam bıyıklıydı; fakat daha uzun boylu ve genç olan diğeri sinekkaydı tıraş olmuştu. yanakları, kanın hızlı akışından ve buz gibi havada koştuğundan kızarmıştı.

beyaz diş mücadeleyi hemen hemen bırakmıştı. zaman zaman umutsuzca çırpınıp kurtulmaya çalışıyordu. düşmanının acımasız dişleri arasında zar zor nefes alabiliyor, solukları gittikçe zayıflıyordu. şayet bulldog daha ilk saldırısında onu böğründen değil de tam gırtlağından yakalamış olsaydı, kalın yelesine rağmen boynundaki şahdamar çoktan parçalanmış olacaktı. cherokee'nin daha yukarıdan yakalamak için çenesinin yerini değiştirmesi uzun zaman almış, aynı zamanda ağzı kürk ve deriyle dolmak zorunda kalmıştı. 

bu arada güzel smith iyice zıvanadan çıkmış, ruhunu kıskıvrak saran canavarca duyguların baskısıyla en sonunda o ufacık aklı da başından gitmişti. beyaz diş'in gözlerinin donuklaştığını görünce kavgayı kaybettiğine hiç kuşkusu kalmadı. üstüne saldırarak onu canavarca tekmelemeye başladı. kalabalıktan ıslıklar ve protestolar yükseldi; ama daha ötesine karışmadılar. güzel smith beyaz diş'i tekmeleyedursun, kalabalık arasında bir kargaşa çıktı. yeni gelen uzun boylu genç, inceliğe gerek duymadan adamları omuzlarından sağa sola iterek kendisine yol açıyordu. tam dövüş alanının ortasına geldiği sırada güzel smith yeni bir tekme atmak üzere ayağını kaldırmış ve tüm ağırlığını öbür bacağına vermiş bulunuyordu ki, o anda genç adam yumruğunu suratına yapıştırdı. güzel smith'in ayakları yerden kesildi ve bütün vücudu havada uçarak sırtüstü döndükten sonra karlara çakıldı. genç adam seyircilere dönerek:

"hayvan herifler!" diye bağırdı. "canavarlar!"

kan beynine fırlamıştı; ama haklı bir öfkeydi bu, çeliktenmiş gibi görünen gri gözleriyle kalabalığı süzerken bakışlarından kıvılcımlar saçıyordu sanki. güzel smith güçbela ayağa kalktı ve burnundan soluyarak korka korka ona doğru geldi. genç adam onun ne kadar aşağılık ve korkak olduğunu bilmediğinden, dövüşmek için geldiğini sandı. bunun üzerine, "seni hayvan herif!" diyerek güzel smith'in suratına ikinci bir yumruk indirdi. kendisi için en güvenilir yerin karların üstü olduğuna karar veren güzel smith oracıkta öylece uzandı kaldı.

yabancı delikanlı, peşinden dövüş alanına giren kızak sürücüsüne seslenerek:

"haydi matt, yardım et" dedi.

iki adam beraberce köpeklerin yanına çömeldi. matt, cherokee'nin çenesi gevşer gevşemez ağzından çekip alabilmek için sıkıca tuttu beyaz diş'i, genç adam ise bulldogun çene kemiklerine yapışmış, ayırmaya uğraşıyordu. ama nafile.. genç adam çekiştiriyor, var gücüyle asılıp yükleniyor, arada bir öfkeyle burnundan soluyarak "hayvan herifler!" diye homurdanıyordu.

bu arada tim keenan genç adamın tepesinde dikiliyor; fakat scott ona aldırış etmiyordu.

genç adam belindeki meşin tabanca kılıfına uzandı ve tabancasını çıkartıp namlusunu bulldogun çenesi arasına sokmaya çalıştı. bütün gücüyle itip bastırıyordu; öyle ki kenetlenmiş dişler arasında sürtünen çelik namlu gıcır gıcır sesler çıkardı. namlunun ucunu bulldogun çenesinin bir yanından içeri sokmayı başarmıştı. şimdi iş, öbür taraftan çekip çıkarmaya kalıyordu. bu işi de başardıktan sonra tabancayı ağır ağır ve dikkatle tıpkı bir manivela gibi oynatarak kenetlenmiş çeneyi oynatmaya başladı. o bunu yaparken, matt de beyaz diş'in hırpalanmış boynunu yavaş yavaş çekerek dişlerin arasından kurtarmaya çalışıyordu. scott, cherokee'nin sahibi olan tim keenan'a dönerek buyurgan bir sesle:

"köpeğini tutmaya hazırlan" dedi.

kumarbaz söz dinleyerek çömeldi ve cherokee'yi kıskıvrak yakaladı.

scott hayvanın çenesini son bir kez daha kaldırıp uyarıda bulundu:

"dikkat et!"

köpekler birbirinden ayrılmıştı. bulldog yeniden ileri atılmak için çırpınıp duruyordu.

scott:

"götür şu köpeği buradan" diye bağırdı.

tim keenan, cherokee'yi alıp kalabalığın arasına karıştı.

beyaz diş, doğrulabilmek için birkaç kez yekindi. ama ayağa kalkar kalkmaz yeniden karların üzerine yığıldı. yorgunluktan dizlerinin bağı çözülüyordu. gözleri kısık, bakışları donuktu. ağzı bir karış açık, dili dışarı sarkıyordu. bu görünüşüyle boğulmuş bir köpeğe benziyordu.

matt eğilip hayvanı şöyle bir yokladıktan sonra:

"az kalsın postu deldiriyormuş; ama şimdi rahatlıkla soluk alabiliyor" dedi.

o sırada güzel smith ayağa kalktı ve beyaz diş'in durumuna bakmak için yaklaştı.

scott sordu:

"matt, iyi bir kızak köpeği kaç paradır?"

hala dizüstü duran kızak sürücüsü beyaz diş'in üzerine eğildi ve bir an düşündükten sonra:

"300 dolar" diye cevap verdi.

scott ayağının ucuyla beyaz diş'i dürterek:

"peki böyle her tarafı ısırılmış olan ne eder?" diye sordu.

kızağın sürücüsü:

"yarısı" diye değer biçti.

scott bu kez güzel smith'e dönerek:

"duydun mu hayvan herif! köpeğini alıyorum ve 150 dolar veriyorum."

cüzdanını çıkarıp paraları saymaya başladı. güzel smith paraya el sürmeyeceğini göstermek istercesine ellerini arkasında sakladı.

"iyi ama ben köpeği satmıyorum" dedi.

beriki hiç istifini bozmadan:

"bal gibi satıyorsun" dedi. "çünkü ben alıyorum. işte paran, köpek benimdir."

güzel smith ellerini hala arkasında gizleyerek gerilemeye başladı. scott üzerine yürüyerek yumruğunu kaldırdı. güzel smith yumruktan korunmak için ezilip büzüldü.

"hakkımı kimseye yedirmem" diye sızlandı.

"senin bu köpek üzerinde hakkın falan yok artık. parayı alıyor musun almıyor musun? yoksa tekrar yumruğu indireyim mi?"

güzel smith'in ödü kopmuştu, hızlı hızlı konuştu:

"peki peki, öyle olsun. ama bu parayı istemeye istemeye alıyorum. aslında bu köpek dünyanın parası eder. göz göre göre kazıklanamam. her insanın hakkını koruması doğal bir şeydir."

scott parayı ona doğru uzatarak:

"haklısın" dedi. "her insan hakkını almalı. ama sen insan değil, düpedüz bir hayvansın."

güzel smith tehdit etmeye kalktı:

"dawson'a döneyim hele, o zaman görürsün sen. mahkemeye vereceğim seni."

"dawson'a döndüğünde ağzını açacak olursan, seni şehirden attırmak zorunda kalırım. anladın mı?"

güzel smith karşılık olarak homurdanmakla yetindi. ama scott üzerine yürüyerek öfkeyle bağırdı:

"anladın mı dedim?"

"evet" diye homurdanan güzel smith geri çekildi.

"evet.. ne?"

güzel smith dişlerini gıcırdatarak:

"evet efendim" dedi havlarcasına.

seyircilerden biri:

"aman dikkat edin! hiç bakmaz ısırıverir!" diye bağırdı.

bu söz üzerine kahkahalar yükseldi kalabalıktan. scott adamı bırakıp beyaz diş'i kendine getirmeye çalışan kızak sürücüsünün yanına gitti. kalabalık birer ikişer dağılmaya başlamıştı. kimileri de gruplar halinde toplaşmış bakıyor ve aralarında konuşuyorlardı. tim keenan bu gruplardan birine sokuldu:

"kim bu herif?" diye sordu. birisi cevap verdi:

"weedon scott."

kumarbaz yeniden sordu:

"weedon scott da kim?"

"tanınmış bir maden uzmanıdır. hatırı sayılı biridir. eğer başının belaya girmesini istemiyorsan ondan uzak dur, benden söylemesi. bu yörede ne kadar ileri gelen kişi varsa hepsiyle sıkı fıkıdır. altın komisyonu başkanının da yakın arkadaşıdır, ona göre!" 

kumarbaz:

"ben herifin önemli biri olduğunu tahmin etmiştim zaten. onu için yelkenleri daha işin başında suya indirdim ya!"