zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir
ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi
çünkü acıların, çığlıkların, kargışların sesi
iğne deliğinden geçeğen olur
dokuna dokuna kıyıcıya cellada
varır, sebebin kapısında durur
bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi biri bana.
insan kendine iltica edebilir mi?
jujuy. 13 ve 9 yaşlarında, andlı iki kız kardeş donarak öldü. calixta ve narcisa llampa, ağabeyleriyle birlikte, platodaki 30 numaralı okulu evlerine gitmek üzere terk ettiler. ağabeyleri yardım getirmek üzere giderken yorgunluk ve soğuk nedeniyle yol kenarında durmak zorunda kaldılar. ancak ağabeyleri, bir katırcı ile birlikte geri döndüğünde kız kardeşlerinin donarak ölmüş olduğunu gördü. birbirlerine sarılmışlardı, belki de son bir sıcaklık arayışıyla. ölüm onları böyle yakalamıştı.
bu dünyayı yöneten para ve zenginliktir.
her insan eşsiz ve tek olduğuna göre, her okurun kitabın içinde bulacakları da eşsiz ve tek yani farklı olacaktır. herkes aynı kitabı farklı biçimde yaşar, algılar.
faşizm de komünizm de, bir azınlık tarafından halkın önceden tasarlanmış bir kalıba zorla sokulması girişimidir. ikisi de halka, bir adamın makine yapmak için gerekli malzemeye baktığı gözle bakar: malzeme bir sürü değişiklik geçirir; ama kendilerinde var olan herhangi bir değişim yasasına göre değil, makineyi yapacak olan adamın amaçlarına göre. canlı varlıkları, hele insanoğlunun söz konusu olduğu durumlarda, kendiliğinden gelişme sürecine bırakmak, belirli sonuçlar doğurur; bu belirli sonuçların dışındaki sonuçlar ise ancak belirli baskı ve zorlamalarla elde edilebilir. embriyoloji ile uğraşan bilginler iki başlı ya da gözü ayağında olan hayvanlar üretebilirler; ne var ki bu gibi hilkat garibeleri için hayat pek tatlı olmayacaktır. aynı şekilde, kafalarında toplumu hep bir bütün olarak canlandıran faşistlerle komünistler de bireyi belirli bir kalıba uyacak biçimde çarpıtırlar; gerektiği gibi çarpıtılamayanlar ise ya öldürülür ya da toplama kamplarına konulur. insanoğlunun kendi içinden gelen dürtüleri tamamen hiçe sayan böyle bir dünya görüşü ne törel yönden haklı görülebilir ne de sonunda siyasal yönden başarı kazanabilir.
söylentiler yalnızca halkın ön yargılarının birer yansımasıdır.
hiçbir şey yapmak istemediği için hiçbir şey yapmadan doyuma ulaşmış insanlar vardır.
sultan hamid elinde tutmakta devam etmiş olduğu telgrafı bir kere daha, dudaklarında pek acı bir tebessümle okudu. sonra, aynı acı tebessüm dudaklarında kaldığı halde, biraz gerisinde, fakat tahsin paşa'ya nisbetle çok daha yakında duran izzet paşa'ya dert yandı:
bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii; ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.
unutamadığım birçok acılı anım vardır çocukluk günlerimden. ilkokul üçüncü sınıfta, bozkurt okulunda okuyorum. mahallemde oyunlardan eksik olmuyorum ama okulda, durumu bizden iyi sayılan çocukların yanında ürkek, çekingenim.
erkekler, yol gösterilmezse, ne istediklerini bilmezler.
ilhan berk iplik gibi ipince bir şeydir. ayak ayak üstüne attığı vakit ayakları kadınların saç örgüsü gibi birbirine dolanır. upuzun boyu üstünde küçük bir kavunu andıran bir başı vardır. cennet bahçesi'nin o lime lime hasır koltuklarına oturur oturmaz da ilk "harika!" sözünü bağışlar. ilhan, "harika"larını kendine takılanlar olduğu zaman da bol bol kullanmaktan kaçınmaz. salah birsel'den, bir kez virginia woolf'un "deniz fenerine yolculuk" adlı kitabını almıştır. iki gün sonra kitabı getirince birsel sorar:
hoca islamın şartını sormuş, "ikidir" demiş köylü; "köylüler çalışır, şehirliler yer!"
insanlar sadece ortak olan yıkımlara karşı duyarlıdır.