13.05.2021

ermeni soykırımı

sevan nişanyan

türkiye'de biliyorsunuz, mantıklı olan şeyleri, aklı selimin gereği olan şeyleri sonsuza kadar erteleyip çürütmek devlet geleneğidir.

1919'da örgütlenen kuvayımilliye'nin asıl amacı, ingiliz-fransız işgaline direnmek filan değildi: ermenilerin dönmesine engel olmak ve rumların da ermenilerin peşinden defolup gitmesini sağlamaktı.

soykırım, 1915'te olup biten bir hadise değildir. 1913 civarında başlayıp günümüze kadar aralıksız devam eden bir devlet politikasının adıdır.

ermenilere yönelik zulüm ve katliam politikasını başlatan ittihat ve terakki değil abdülhamit'tir. ermeniler ilk başta ittihat ve terakki'ye, kendilerini abdülhamit zulmünden kurtaracak bir umut olarak baktılar. bu durum 1909 ile 1913 yılları arasında, tam olarak araştırılmamış bir sürecin sonunda, tersine döndü.

cumhuriyetin ilk iki kuşağında ortaya çıkmış olan servetlerin tamamına yakını, incelenirse, rum ve ermeni mülklerinin gaspına dayanır. buna koç, sabancı, eczacıbaşı vs. gibi, 1946 sonrasında türk kapitalizminin belkemiğini oluşturan isimler dahildir. daha önemlisi, atatürk döneminde siyasi iktidara kavuşan cumhuriyet elitinin neredeyse tümü dahildir. başta atatürk dahildir. düşünün ki çankaya köşkü sonuçta kasapyan çiftliğidir. memleketin dört bir yanındaki "atatürk evlerinin" tümü, bazısı demiyorum hepsi, gayrimüslimlerden ele geçirilmiş ganimet malıdır.

türkiye cumhuriyeti'ni kuran kadroların büyük bir bölümü aktif olarak soykırımda rol oynamıştır. cumhuriyetin ilk beş meclisinde ve ilk hükümetlerinde yer alan kişilerin neredeyse tamamı ermenilerden (ve bir ölçüde rumlardan) yağmalanmış mallarla zenginleşmiş kişilerdir. buna atatürk de dahildir.

bugün istiklal caddesi'ndeki binaların birçoğunda ermeni ustaların parmağı vardır. sadece istiklal caddesi değil istanbul'daki tarihi yapıların bir kısmında o ustaların alın teri vardır. çırağan sarayı'nın mimarının sarkis balyan olduğunu kaç kişi bilir? mimar sinan'ın ermeni kökenli olduğundan kimlerin haberi vardır?

yağma üzerine kurulu cumhuriyet 1913 ile 1923 yılları arasında, yani sadece 1915'ten söz etmiyoruz, ilk rum tehcirinin başladığı 1913'ten, ikinci temizlik dalgasının yaşandığı 1919-20'den, nüfus mübadelesinin yapıldığı 1923'e dek, türkiye nüfusundan yaklaşık olarak toplam nüfusun %25'i eksiltildi, öldürülmek suretiyle veya yurt dışına gönderilmek suretiyle. bunlar çıplak insanlar değildi. sadece bir insan olarak da eksilmediler. bunların malı, mülkü, tarlası, eşyası, bankadaki mevduatı, okulu, kilisesi vardı.

basit bir hesapla şu sonuca varabiliriz ki, türkiye'nin toplam menkul ve gayrimenkul mal varlığının belki üçte biri, yüzde %30'u gibi bir oranı 1913 ile 23 yılları arasındaki on yılda zorla ve gasp yoluyla el değiştirdi. dehşet verici rakamlardan söz ediyoruz. memleketin ekonomik yapısının kökünden değiştiği durumdan söz ediyoruz. yani bugünkü rakamlarla şöyle kabaca ne ifade eder bu, türkiye'nin şu anki toplam menkul ve gayrimenkul mal varlığının parasal değeri nedir, bunun üçte biri nedir hesaplamaya çalıştığınız zaman trilyon dolar gibi rakamlardan söz etmeye başlarsınız. devasa boyutlarda bir servet transferinden söz ediyoruz. bunlar birilerinden çıktı, birilerine girdi ve olaya bu açıdan baktığınız zaman şunu görürsünüz ki, türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşunun temel taşı, yani türkiye cumhuriyeti denilen fenomenin en temel unsuru bir servet transferinden ibarettir. 

son zamanlarda özel sermaye bazında, ne bileyim koç'lar, sabancı'lar bazında, türk kapitalizminin bu servet transferi üzerine kurulu olduğuna dair genel bir kabul oluşmaya başladı. teker teker ele aldığınız zaman, özellikle 1940'larda palazlanıp büyüyen türk kapitalizminin sermaye oluşturması sürecinin başında, hemen hemen her örnekte ya rum ya ermeni mülkü görürsünüz. bir şekilde 1913-23 olaylarında edinilmiş birtakım servetler görürsünüz. fakat bunlar itiraf edilirken, daha önemli bir unsur çoğu zaman gözden kaçırılır.

tek parti döneminde büyük millet meclisinde bulunan veya halk partisi üst düzey yönetiminde bulunan kişileri teker teker ele aldığınız zaman görürsünüz ki, hemen hemen istisnasız olarak hepsi soykırım zenginleridir. atatürk de bunun istisnası değildir. düşünün ki cumhurbaşkanlığı köşkü olan çankaya, kasapyan köşküdür aslında. başka bir şey söylemeye gerek yok; türkiye cumhuriyeti'ni kısaca özetleyin dediğiniz zaman bu bir cümle yeter: çankaya köşkü kasapyan köşküdür. memleketin her tarafında atatürk konakları ve atatürk evleri vardır, ben 20-25 tane kadar sayabiliyorum. işte efendim trabzon'da, bursa'da, adana'da, tarsus'ta, her tarafta. yani tesadüf olamayacak bir durumdur, bunların hepsi, ama istisnasız hepsi, gayrimüslim katliamından veya gayrimüslim tehcirinden elde edilmiş mülklerdir.

son zamanlarda özellikle sosyolog ve siyaset bilimcisi genç arkadaşlar çok ilginç mikro araştırmalar yapıyorlar. adana bölgesinde siyasi iktidarın oluşumundan, eşrafın kökenlerinden haberim var biraz. demin sibel hanım bana datça bölgesinde buna benzer bir araştırmadan söz etti. aynı şeyi, ne bileyim eskişehir'de, aynı şey kütahya için, aynı şey bingöl için, aynı şeyi van için yapabilirsiniz. cumhuriyet döneminde burada palazlanan, yerel siyasi iktidara kavuşan, parti yöneticisi olan, ağa olan, bey olan, sinema sahibi olan, arçelik bayii olan, ülkü ocakları başkanı olan kişilerin geçmişine baktığımız zaman, şaşmaz bir düzenlilikle, bir şekilde 1915'te, 1916'da, 1922'de elde edilmiş mülklerle ve bu sayede aniden sosyal hiyerarşide üste tırmanmış kişilerle karşılaşırsınız.

türkiye'nin bu işten ötürü özür dilemesi gerekiyor. türkiye'nin bu işte her şeyden önce sembolik düzeyde, ahlaki düzeyde özür dilemesi gerekiyor. bu türkiye'nin medeni bir ülke olması için vazgeçilmez ön adımdır. yani türkler için de asıl olan iş budur. türklerin geçmişin korkunç lekesinden ve onun getirdiği psikolojik eziklikten, onun getirdiği savunma zihniyetinden çıkabilmesi için, etrafındaki duvarları kırabilmesi için öncelikle özür dilemeleri gerekiyor. ve bu özür de böyle yarım ağızla filan olacak bir iş değil.

türkiye cumhuriyetinin bu toplumun ruhunu kanser gibi kemiren bu geçmişten kurtulması gerektiğine inanıyorum, bunun yalnız türkiye için değil, insanlık için de önemli bir şey olduğuna inanıyorum.

kestik ama ermeniler de kesti saçma sapan propaganda formüllerini tekrarlamadan önce allah aşkına beş dakika düşün. akla mantığa sığan bir tarafı var mı? bir taraf tam teşekküllü orduya ve bin yıllık muharebe geleneğine sahip. polisiyle, jandarmasıyla, yasasıyla, mahkemesiyle koskoca devlet teşkilatı elinde. ayrıca icabında yağma vaadiyle harekete geçirilecek mal-mülkten yoksun büyük bir başıbozuk kitlesi var. her yerde bire beş, bire altı gibi bir oranla çoğunlukta. en kabadayısı van vilayetinde ermeni sayısı bilemedin yüzde otuz. 

öbür taraf büyük çoğunluğu tarımla ve esnaflıkla uğraşan bir azınlık; misillemeye karşı en ufak bir savunmaları yok; silah taşımaları bin yıldan beri kanunen yasak. 1895'te memleketin her yanında köyleri ve işyerleri basılmış, on binlercesi öldürülmüş, gıklarını çıkartamamışlar. sınırdan eşek sırtında sokulan silahlarla, okulun müstahdem odasında gece vakti toplanan derneklerle direniş örgütlemeye çalışıyorlar. manyak mı bu adamlar ki gidip sivil türkleri kessinler? 

evet silahlanmışlar. 1895'teki gibi koyun gibi boğazlanmamak için direniş teşkilatı kurmuşlar. evet şiddet kullanmışlar. devrimci örgütler dünyanın her yerinde ne yaparsa onu yapmışlar. erzurum'da valiliğe bomba koymuşlar; birkaç yerde jandarma vurmuşlar; asker ve polisle iş birliği yaptığına inanılan (türk ve ermeni) kişileri öldürmüşler. zeytun ve sason'da devlet güçlerine karşı yıllarca gerilla mücadelesi vermişler. devlet gözüyle bakarsan buna haydutluk denir. öbür yandan bakarsan savunma denir, delikanlılık denir, onur mücadelesi denir. ama mukatele (karşılıklı katliam) denmez.

1915'ten önce ermenilerin türklere toplu kıyım yaptığına dair elle tutulur bir tane iddia yoktur. ümit özdağ ve benzerlerinin ortaya saçtığı çarşaf çarşaf hezeyannameleri dikkatle oku. 1915 öncesine dair tek bir söyleyecekleri yoktur. "ama dedemi ermeniler öldürmüş" diyenlerin kastettiği nedir, anlatayım. bir: 1915 nisanından itibaren ermeniler sürü sürü boğazlanmaya başladığında üç-dört yerde direniş olmuş. en meşhuru van'dır. nisan ortasına doğru van'daki ermeni toplumunun tüm ileri gelenleri valilik emriyle tutuklanıp öldürülür; köylerdeki ermenilerin silahları toplanır; erciş'te bütün ermeni erkekleri köy meydanlarına toplanıp boğazlanır. bunun üzerine van ermenileri direnişe geçerler. bağlar semti ile varak dağını ele geçirip eski şehri topa tutarlar. bir ayın sonunda aç kalıp yenilmek üzerelerken rus ordusu gelir kurtarır.

şebinkarahisar'da kaleyi ele geçirip bir süre savaşırlar; sonunda hepsi ölür. musa dağı'nda çoluk çocuk dağa çıkıp kırk gün direnirler. yarısı ölür, yarısını fransızlar kurtarır. (franz werfel'in musa dağ'da kırk gün romanı bunu anlatır. muhteşem bir eserdir, ileri geri fikir beyan etmeden önce okumanda fayda vardır.)

iki: 1916'da ruslar van'ı ikinci kez ele geçirdiğinde, rus ordusuna bağlı ermeni gönüllü alayının kumandanı antranik paşa ozanyan bitlis ve hizan'a girer. bir sene önceki hizan katliamlarına misilleme olarak sivil kürtlerden on bin küsur insanı öldürtür. bunun üzerine rus divan-ı harbinde yargılanıp rütbeleri sökülür. ama bir süre sonra göreve iade edilir.

üç: rusya'daki ihtilalden sonra rus ordusu dağılır. sap gibi ortada kalan ermeniler işgal altındaki erzurum'da antranik paşa liderliğinde batı ermenistan geçici hükümetini kurarlar. mart 1918'da türk ordusu harekete geçince panik içinde geriye çekilirler. o sırada yollarına çıkan bütün sivil türkleri toplayıp katlederler. erzurum, kars ve ağrı yöresinde yüzlerce köyü taş üstüne taş kalmamacasına tahrip ederler. bilhassa bu üçüncüsünün mazur görülecek tarafı yoktur. katliamdır, savaş suçudur. daha sonra taşnak partisi içindeki hesaplaşmalarda şiddetle kınanmış, antranik ve adamları kendi partidaşları tarafından boka batırılmıştır. (şiddetle ittihatçı düşmanı olan ahmet refik altınay, iki kıtal'de 1918 baharında erzurum'un köylerinde gördüğü felaket manzarasını anlatır. tüyler ürpertici bir tablodur.) (1923'te romanya'da yapılan taşnak partisi kongresindeki hesaplaşmaları doğu perinçek'in oğlu yayımladı. konteksti bilince ilginç bir belgedir. bilmeyince beyinsiz propagandadan başka şeye yaramaz.) ama bunları bahane edip "n'apalım karşılıklı kesiştiler" demek için cidden insaf ve vicdan yoksunu olmak gerekir. bosna'da boşnaklar hiç mi sırp öldürmedi?

çeşme ve urla'nın hemen hepsi rum olan nüfusu 1913 mayısında iki hafta içinde tehcir edilir. selanik'in düşüşünden bir hafta sonra nüfusunun çoğu rum olan makri kasabasının adı fethiye diye değiştirilir; bu da anlayana yeterince anlamlı bir mesajdır.