2.07.2021

olumlama

scott adams

"olumlamalardan bahsettiklerini duydum," dedim, yaşlı adamın beynindeki tünellerden birini daha keşfe çıkma fırsatını bularak.

"hedeflerimizi günde on beş defa yazıyoruz, sonra nasıl oluyorsa sanki sihirli bir el değmişçesine gerçekleşiveriyorlar. buna tam anlamıyla inanan insanlar tanıyorum. bu gerçekten işe yarıyor mu?"

"yanıt çetrefil."

"zamanım var." dedim.

"olumlamaları kullanan insanlar ne istediklerini biliyorlar ve bunun için çaba göstermeye istekliler; yoksa zaten günde on beş defa hedeflerini yazacak hevesleri olmazdı. ortalama bir insandan daha fazla başarı kazanmaları şaşırtıcı gelmemeli."

"daha fazla çalıştıkları için mi?"

"ne istediklerini bildikleri için" dedi.

"çok çalışma ve fedakârlıkta bulunma kabiliyeti, ne istediklerini tam olarak bilenlere özgüdür. çoğu insan hedefleri olduğuna inanır; fakat aslında sahip oldukları şey sadece arzularıdır. hedeflerinin çok çalışmadan, fedakârlıkta bulunmadan veya riske girmeden zengin olmak olduğunu söyleyebilirler. bu bir hedef değil, hayaldir. bu tip insanlar, her gün olumlama yazmaya pek de meyilli olmazlar; çünkü bu zaten başlı başına bir çabadır. bu tip insanların büyük ölçüde başarılı olması da pek olası değildir."

"yani olumlamalar aslında gereksiz mi?"

"olumlamaların bir amacı var. hedefleri her gün yeniden yazmak, insanın daha yüksek seviyede odaklanmasını sağlar. zihni, çevredeki fırsatları daha iyi fark etmesi için akort eder."

"zihni akort etmekten ne kastediyorsunuz?"

"hiç tuhaf bir kelime duyup hemen sonra bu kelimeyi yeniden duyduğun oldu mu?"

"neredeyse her zaman" dedim.

"çok acayip. sanki bir kelimeyi ilk kez duymak, o kelimenin her yerde karşıma çıkmasına yol açıyor. örneğin kesek. geçen hafta bir çimen tohumu torbasının üstünde görene kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. o gece bir partideydim, birden adamın biri bu kelimeyi kullandı. bu kelimeyi hayatımda daha önce hiç duymadığımdan neredeyse eminim, sonra birkaç saat içinde iki kere duymuş oldum. bunun olma olasılığı nedir ki?"

"sonra dün gece bizim sokağın aşağısında oturan komşumun evindeydim, yeni aldığı masada bilardo oynuyorduk. komşuma, hiç langırt oynayıp oynamadığını sordum. hani şu minik futbolculara bağlı kolları kullanarak karşındakinin kalesine tahta bir topu sokmayı denediğin oyun. yirmi dakika boyunca langırttan bahsettik, üniversitedeyken ikimizin de nasıl langırt oynadığından ama yıllardır bir langırt masası bile görmediğimizden falan. en son langırt kelimesini kullandığım zamanı bile hatırlamıyorum. on beş dakika sonra, evime doğru yürüyorum ve dikkatimi komşulardan birisinin penceresinden görünen bir şey çekiyor. eğer bunlar langırt oynayan bir grup çocuk değilse ne olayım. o evin önünden binlerce defa geçtim ama o langırt masasını daha önce hiç görmedim."

"beynin, çevrenin yalnızca küçük bir bölümünü işlemden geçiriyor." dedi. "uyanık kaldığın her an seni bombardımana tutan bilginin hacmiyle çökme riski var. beynin, çevrenin, sana bir şey ifade etmeyen % 99.9'luk kısmını süzerek dengeleniyor. kesek kelimesini ilk kez duyup kafanın içinde döndürdüğünde, zihnin kendisini o kelimeye akort etmiş oldu. işte bu yüzden çok yakın bir zamanda, onu yeniden duydun."

"yine de bu bir tesadüf. etrafımdaki insanların bütün gün kesek deyip durduklarını sanmıyorum."

"tabii, olasılığın hâlâ bir rolü var. fakat kesek ve langırt bu hafta zihnini akort etmene yol açan alışılmadık kelime ve kavramlardan sadece ikisi. diğerleri karşına yeniden çıkmadıkları için yoklukları dikkatini çekmedi. mümkün olan bütün tesadüfleri düşündüğünde, her gün birkaç tanesiyle karşılaşman şaşırtıcı değil.

"olumlama yapan bir insan, zihnini akort etme eylemini bir üst düzeyde gerçekleştiriyordur. her gün hedefe yoğunlaşma işlemi, çevredeki fırsatların farkına varma olasılığını büyük ölçüde arttırır. tesadüf, her gün hedefleri yazma eyleminin, çevremizin fırsat üretmesini sağladığı ilüzyonunu yaratır. fakat gerçekte değişen tek şey, insanın fırsatların farkına varma kabiliyetidir. bu üstünlüğü az bir şeymiş gibi göstermek istemem çünkü fırsatları fark edebilme kabiliyeti başarı için elzemdir."

"belki de işin bir kısmı budur." dedim. "oysa ben olumlama kullanan insanların başına gelen oldukça şaşırtıcı tesadüfler duymuştum. bir arkadaşım gelirini iki katına çıkarmak için olumlamalar yazıyordu ve ortada hiçbir şey yokken, şirketler için personel arayan birinden telefon aldı. iki hafta sonra maaşının iki katına yeni bir işe başlamıştı. bunu nasıl açıklayacaksınız?"

"arkadaşının belirli bir hedefi vardı ve buna ulaşmak için hayatında değişiklikler yapmaya istekliydi." diye yanıt verdi. "olumlama kullanma azmi, başarısının nedeni değil, iyi bir öngörüsüydü. senin örneğindeki personelci, o ay pek çok insanın maaşının artmasını sağladı. arkadaşın onlardan birisiydi.

"olumlama kullanan insanlar, çevrenin kendi arzularına ayak uydurmasını sağladıkları duygusuna kapılırlar. bu son derece zevkli bir duygudur; çünkü kontrol ilüzyonu, sahip olabileceğin en büyük ilüzyonlardan biridir."

"olumlamaları zihnin bilinç ve bilinçaltı kısımları arasında bir nevi iletişim kanalı olarak da görebiliriz. bilinçaltı, geleceği öngörme konusunda genelde zihnin rasyonel kısmından daha başarılıdır. eğer bilinçaltın bir yıl boyunca her gün on beş defa 'ünlü bir balerin olacağım.' diye yazmana izin veriyorsa, sana bir şeyler anlatmaya çalışıyor demektir. bilinçaltın sana olasılığın yüksek olduğunu, fedakârlıklarda bulunmana izin vereceğini, önündeki zorlu çalışmayı atlatmanı sağlayacak tatmini yaşatacağını söylüyordur. öte yandan, eğer olumlamanı birkaç gün boyunca yazdıysan ve bu iş sana yük olmaya başladıysa, bilinçaltın sana olasılığın yüksek olmadığı mesajını net bir şekilde iletiyordur."

"bilinçaltının geleceği öngörme konusunda neden bilinçli zihnimden daha başarılı olacağını anlayamıyorum. bilinçaltının mantık dışı olduğunu sanıyordum." dedim.

"bilinçaltı, olasılıkları ölçen bir makinedir. doğal işleyişi budur. gerçi her zaman iyi sonuç vermez. bilinçaltın, eğer şapkalı insanlarla yaptığın son üç iş anlaşmasında para kaybettiğini fark ederse, şapkalı insanlara bir daha asla güvenmezsin. bilinçaltın her zaman haklı değildir; olasılıkölçeri besleyen bilginin niteliğine bağımlıdır. şansına, bilinçaltının en iyi bildiği konu sensindir; çünkü seni rahimde olduğun zamanlardan beri tanımaktadır. eğer bilinçaltın, yoğun olmana rağmen her gün 'gelirimi ikiye katlayacağım.' diye yazmana izin veriyorsa, olasılıkları beğenmiş demektir; ki böyle bir öngörü için gerekli yetkiye sahiptir."

"olumlamalar bundan fazlası olamaz mı?" diye sordum. "şeylerin aslında göründükleri gibi olmadığını söyleyip durdunuz; peki ya kim hedefler üzerine yoğunlaşmanın olasılığı değiştirmediğini söyleyebilir ki?"

"devam et" dedi.

"tamam, farz edin ki bir gemi kaptanısınız fakat kör ve sağırsınız. tayfanıza emirler yağdırıyorsunuz ama onların bu emirleri duyduğunu veya onlara uyduğunu kesin olarak bilmiyorsunuz. bildiğiniz tek şey, iklimi daha sıcak olan bir limana gitmek istediğinizde, birkaç gün içerisinde daha sıcak bir yerde olduğunuz. ekibinizin, emrinize uyup uymadığından veya sizi bir başka sıcak yere götürüp götürmediğinden emin olamazsınız. aslında hiçbir yere gidilmemiş ve sadece hava ısınmış da olabilir. eğer, dediğiniz gibi, zihinlerimiz birer ilüzyon jeneratörüyse, o zaman biz de evrene emirler yağdırıp bir fark yaratmayı uman sağır ve kör gemi kaptanlarına benziyoruz. neyin kesin sonuç verip, neyin sadece sonuç veriyormuş gibi göründüğünü bilmemizin bir yolu yok. dolayısıyla, sonuç verdiğinden emin olamasak bile sonuç veriyormuş gibi görünen her şeyi denemek mantıklı değil mi?"

"sende potansiyel var." dedi. bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Hiç yorum yok: