25.2.20

gezgin ve gölgesi

nietzsche

küçücük bir bahçe, incirler, biraz peynir ve üç ya da dört arkadaş: buydu epikuros'un bolluğu.

insanı aramadan önce feneri bulmuş olmak gerekir.

rüyalarda o kadar çok sanatsallık tüketiriz ki, bu yüzden gündüzleri genellikle yoksul kalırız bu açıdan.

hakiki görünüşlülük, ama hakikat değil; özgür görünüşlülük, ama özgürlük değil; bu iki meyvedir, bilgi ağacının yaşam ağacıyla karıştırılamayışını sağlayan.

insanların gerçekten de çok önem verdiği şeylerin, en yakın şeylerin, ikiyüzlüce bir hor görülüşü vardır.

bir insan üzerinde tutkularının biçimi, bir diğerinde dinleme ve itaat etme alışkanlığı, bir üçüncüsünde mantıklı bilinç, bir dördüncüsünde ise kaçamaklardan hoşlanma ve cesurca keyif alma olarak durur zorunluluk.

herhangi bir şeye bağımlı olduğumuzu hissetmediğimiz sürece kendimizi özgür sanırız.

her türlü ruhsal zevkte ya da sıkıntıda işbaşındaki hatalar olmasaydı, hiçbir zaman bir insanlık ortaya çıkmazdı. insanlığın temel duygusu, insanın özgürlüğün olmadığı bir dünyada özgür olan olduğu, ister iyi ister kötü davransın ölümsüz mucize yaratıcısı, şaşırtıcı bir istisna, hayvanüstü, handiyse tanrı, yaratılışın anlamı, var olmaması düşünülemeyen, kozmik bilmecenin çözüm şifresi, doğanın büyük hakimi ve onun aşağılayıcısı, kendi tarihine dünya tarihi diyen varlık olduğu duygusudur. hiçliklerin hiçi insandır.

ne denli az zevk yetiyor birçoklarına yaşamı iyi bulmak için, ne denli mütevazıdır insan!

schopenhauer: yaşama istencinin zaman içindeki sürekli varlığının işareti cinsel birleşmedir.

her türlü karşı sevgiden vazgeçmek, sevginin sevilen varlığa acı çektirmemek adına ortaya koymaya hazır olduğu bir fedakârlıktır; aksi durumda kendi kendine, bu fedakarlığın verdiği acıdan daha fazla acı çektirecektir.

vicdan azabı çekmek, bir köpeğin taşı ısırması kadar aptalcadır.

en seçkin anlama yetisi olmadıkça, der deneyim, en incelmiş seçme yeteneği ve güçlü bir ölçülülük eğilimi olmadıkça, doğuştan ahlaksal zenginler, ahlaklılık savurganlarına dönüşürler. merhametli, iyiliksever, uzlaştırıcı, yatıştırıcı dürtülerine kendilerini ölçüsüzce kaptırarak, çevrelerindeki tüm dünyayı daha ihmalci, daha istekli ve daha duygusal kılarlar. bu büyük ahlaksal savurganların çocukları da bu yüzden kolaylıkla ve söylemesi ne acı ki, en iyi durumda hoş, hastalıklı birer işe yaramaz olup çıkarlar.

dikkat et de, dinginliğin ve huzurun, bir kasap dükkanının önünde duran köpeğinkiyle aynı olmasın: korkusundan ileriye iki, hırsından da geriye bir adım atamayan ve gözlerini ağzıymış gibi açan köpeğin.

on emirdeki gibi ahlaksal yasaklar yalnızca boyunduruk altına alınmış aklın çağına uygun düşerler.

iyi olan her şeyden pay almak isteyen, her an küçük olmayı da bilmeli.

tutkularını yenmiş bir insan, dünyanın en verimli toprağını ele geçirmiştir.

ancak en zeki ve en çalışkan hayvanların canları sıkılabilir.

en kısa yol, olabildiğince düz olan değil, uygun rüzgarda yelkenlerimizi şişirendir.

yalnızca kendi gördüğü zararlar akıllı yapar kişiyi, yalnızca başkalarının gördüğü zararlar da iyi.

kutsallık kokusu yalnızca yanılgılara siner.

insanlar, düşüncelerindeki imgelere, en sevgili sevgililerine olduklarından daha çok sadıktırlar.

bir partiden ya da bir dinden ayrılmak isteyen, şimdi onu çürütmesi gerektiğini düşünür. oysa çok fazla kibirli bir düşüncedir bu. gerekli olan yalnızca, şimdiye dek hangi perçinlerin onu bu partiye ya da dine bağladıklarını ve şimdi artık bunu yapmadıklarını, hangi niyetlerin onu buraya sürüklediklerini ve şimdi başka yöne sürüklediklerini açıkça görmesidir. o partinin ya da dinin yanına bilgiye dayalı kesin gerekçelerle geçmiş değilizdir; ondan ayrıldığımızda da böyleymiş gibi yapmamalıyız.

büyük üslup, güzel olanın korkunç olana karşı zafer kazanmasıyla doğar.

genç yazarlar bilmezler, iyi anlatımın, iyi düşüncenin ancak kendisi gibiler arasında iyi bir etki yaptığını; harika bir alıntının bütün bir sayfayı, hatta bütün bir kitabı mahvedebileceğini, bu arada okuru uyarıp ona adeta "dikkat et, ben değerli taşım ve etrafımdakiler kurşun, soluk adi kurşun" diye sesleneceğini. her sözcük, her düşünce ancak kendi toplumunda yaşamak ister: budur seçilen üslubun ahlakı.

artık, bir kitap yazmak istediği söylenen yazarları değil, yalnızca düşünceleri yanlışlıkla bir kitap olanları okumak istiyorum.

özgün olan genellikle hayranlık uyandırır, hatta tapılır ona; ama ender olarak anlaşılır. gelenekten inatla uzaklaşmak demek, anlaşılmak istememek demektir.

klasikler, entelektüel ve yazınsal erdemleri yeşertenler değil, halklar yok olup gitseler bile üzerlerinde duran bazı erdemleri olgunlaştıranlardır ve onların en uçtaki sürgünleridirler; çünkü onlardan daha hafif, daha özgür, daha saftırlar.

kalem, mürekkep ve yazı masası istemelidir kitap; ama genellikle kalem, mürekkep ve yazı masası kitabı isterler. bu yüzden şimdi bu kadar az şey var kitaplarda.

gözüpek benzetmeler yazarın kötü niyetinin kanıtı değillerse, onun yorulmuş düşleminin kanıtıdırlar. ama her halükarda onun kötü zevkinin kanıtıdırlar.

iyi bir yazarın elde edeceği en son şeydir verimlilik; ona daha başından sahip olan, asla iyi bir yazar olamayacaktır. en soylu yarış atları, zaferlerinin yorgunluğunu çıkarma hakkına sahip oluncaya dek cılızdırlar.

gerçek düşünceler, gerçek şairlerde hep örtülü dolaşırlar, mısırlı kadınlar gibi; yalnızca düşüncenin derin gözü bakar özgürce, peçenin ardından.

böyle yaparız birçok yeteneği onaylarken: onlara iyilik ederiz, bize acı verdiklerinde.

sıradanlık üstün tinin taşıyabileceği en mutlu maskedir, büyük kitlenin, yani sıradanların aklına bir maske olduğunu getirmez; yine de tam da onların yüzünden tercih etmiştir bunu, onları kışkırtmamak için, hatta hiç de az değildir bunda, acımanın ve iyiliğin payı.

en yüce ve en kültürlü tinlerin ve de onlara ait olan sınıfların doğurganlıklarının az oluşu, çoğu kez evlenmeyişleri ve genel olarak cinsel soğuklukları, aslında insanlığın tutumluluğudur. bu tür insanlar insanlığın doruklarıdır, küçük zirveler halinde devam edemezler.

geçmişe saygı duyulan hiçbir yerde titizleri ve temizleri içeriye sokmamak gerekir. birazcık toz, çöp ve pislik olmadan kendini iyi hissetmez dindarlık.

hemen hemen her mesleğe bir amaç için seçilerek başlanır; ama meslek nihai amaç olarak sürdürülür. niyetlerin unutulması, en sık yapılan aptallıktır.

kendisi en üst düzeyde düşünme gücünün bir ürünü olan makine, onu kullanan insanlarda hemen hemen yalnızca en düşük düzeydeki, düşüncesiz güçleri devindirir. bu sırada, başka zaman atıl duran olağanüstü bir gücü yerinden oynatır, doğrudur bu; ne ki daha yukarıya çıkma, daha iyisini yapma, sanatçı olma itkisi vermez. etkin ve tek biçimli kılar; ancak bu durum zaman içinde bir karşı etkiyi, onun sayesinde değişiklikler dolu aylaklığı özlemeyi öğrenen ruhta, ümitsiz bir can sıkıntısını doğurur.

ortaçağ en büyük tutkuların çağıdır. ne antik çağda ne de bizim çağımızda vardır ruhun bu genişliği; ruhun uzamı asla daha büyük olmamıştır ve asla daha uzun birimlerle ölçülmemiştir.

her azarda biraz hakikat ve her övgüde biraz aptallık buluyorum. övgüyü genellikle hafife alıyor ve azarı da abartıyorum.

yalnızca sıradan olanın bir fiyatı vardır.

birkaç saatlik bir dağ çıkışı, bir namussuzu ve bir azizi oldukça eşit iki yaratık yapar.

ara sıra biraz sağlık, en iyi ilacıdır hastaların.

iftiralar, başkalarının senin bedeninde ortaya çıkan hastalıklarıdır; toplumun ahlaksal bir beden olduğunu; bu yüzden senin, başkalarına yarayacak tedaviye kendi üstünde başlayabileceğini kanıtlarlar.

zaman zaman insanlara karşı aldırışsız ve soğuk oluşumuz, katılık ve karakter eksikliği olarak yorumlansa da, çoğu kez yalnızca tin yorgunluğudur. bu durumdayken başkaları ve kendimiz de bize önemsiz ya da can sıkıcı gelir.

kahramanca olan, kişinin büyük bir şeyi, kendini başkalarının önünde, başkaları ile rekabet içinde hissetmeden yapmasına -ya da büyük bir tarzda yapmamasına- dayanır. kahraman, ıssız ve ayak basılmaz kutsal sınır bölgesini hep taşır yanında, nereye giderse gitsin.

aptallık, kadındaki kadınca olmayandır.

en berbat veba bile bir gün kibrin elinden gitmesi kadar zarar veremez insana.

demokratik kurumlar, tiranca arzuların eski vebasına karşı karantina tesisleridir; bu halleriyle çok yararlı ve çok sıkıcıdırlar.

en tehlikeli yandaş, yokluğu tüm partiyi yok edebilecek olandır; yani en iyi yandaştır.

bir şey yaşandığı sürece yaşanana boyun eğmeli ve gözleri kapamalı, yani hemen burada gözlemciyi oynamamalı. yoksa yaşantının iyi hazmedilmesine engel olunur: bir bilgelik yerine bir hazımsızlık kalır geriye.

bilmek ve ölçmek istediğin şeylere veda etmelisin, en azından bir süreliğine. ancak şehirden uzaklaşırsan görürsün, kulelerin binaların üzerinden ne kadar yükseğe uzandığını.

vermek daha mutludur sahip olmaktan; nedir ki en zengin kişi, bir çölün ıssızlığında!

ev tamamlandığında, iskele sökülmelidir.

gelişkin insanlığın ilk çağında cesaret erdemlerin en seçkini olarak kabul ediliyordu, ikinci çağda adalet, üçüncüsünde ılımlılık, dördüncüsünde de bilgelik. biz hangi çağda yaşıyoruz? sen hangisinde yaşıyorsun?

gününün en az üçte birini tutkulardan, insanlardan ve kitaplardan uzak geçirmeyen biri, nasıl bir düşünür olabilir ki?

Hiç yorum yok: