22.10.19

sokaktaki adam

philip roth

göz alıcı biçimde iyi insanlar vardır, gerçekte birer mucizedir onlar.

hayatta en üzücü şey sıradanlıktır, her şeyi alt eden ölüm gerçeğini bize bir kez daha hatırlatır.

"burada, insanların oturup birbirlerinin inlemelerini dinlediği bu yerde; felcin, geride kalmış birkaç kederli, kırlaşmış saçı titrettiği, gençliğin hayalet gibi incelerek solgunlaştığı ve öldüğü; yalnızca düşünmenin bile, acıyla dolu olmak anlamına geldiği bu yerde." (john keats)

amatörler ilham arar, geri kalanlarımız ise kalkar ve çalışmaya koyuluruz yalnızca.

çalışan insanlar için bir pırlanta satın almak büyük bir olaydır. pırlanta ne kadar ufak olursa olsun. pırlantayı eşler, güzel görünmek için veya bir statü sembolü olarak takabilirler. ve eşi pırlanta taktığında bir adam artık yalnızca bir tesisatçı değildir, karısı pırlanta sahibi olan bir adamdır. karısı, yok olmayacak bir şeye sahiptir. çünkü güzelliği ve statüsü ve değerinin ötesinde, pırlanta yok olmayacak bir şeydir. önemsiz, ölümlü bir insan dünyanın yok olmayacak bir parçasını koluna takıyordur.

tehlike içermeyen hiçbir şey yok. hiçbir şey, hiçbir şey yok -başarısızlığa uğramayan hiçbir şey yok, o aptal resimler bile başarısızlığa uğradı.

yalan söylemek -yalan söylemek, diğer insanın üzerinde ucuz, aşağılık bir egemenlik kurmak anlamına gelir. karşındakinin yarım yamalak bilgilerle hareket etmesini, bir başka deyişle kendini aşağılamasını izlemektir. yalan o kadar sıradandır ve yine de yalan söylenen kişi eğer sensen bu öylesine hayret verici bir şeydir ki.. siz yalancıların ihanet ettikleri insanlar, siz onlar hakkında artık kötü şeyler düşünmeden edemeyene dek bir hakaretler listesini sineye çekmek zorundadırlar.

yaşlılık bir savaştır canım, bir şununla, bir bununla savaşırsın. acımasız bir savaştır ve en zayıf halindeyken, eski halinden eser yokken verdiğin bir savaştır. yaşlılık bir savaş değildir, yaşlılık bir katliamdır.

gençken önemli olan vücudunun dışı, dıştan nasıl göründüğündür. yaşlandığındaysa içte olan önemli oluyor ve insanlar nasıl göründüğünü önemsemeyi bırakıyor.

hayatın en rahatsız edici gücü ölümdür. çünkü ölüm çok adaletsizdir. çünkü insan bir defa yaşamın tadına varınca ölüm doğal dahi gözükmez ona.

herkes bir noktada, şu anda yaşayan kimsenin yüzyıl sonra bu dünyada olmayacağını düşünür -o karşı konulamaz güç, ortamı temizleyecektir.

gerçekliği yeniden yapamaz insan. olduğu gibi kabul etmeli onu. insan durduğu yeri muhafaza edip yaşananları olduğu gibi kabul etmeli. başka yolu yok.

dinin yalan dolan olduğunu hayatta erken fark etmişti ve bütün dinleri saldırgan buluyordu. batıl inançlı boş laflarının anlamsız, çocukça olduğunu düşünüyordu. bütün o yetişkinleşememe durumuna -bebek konuşmalarına ve doğruculuğa ve koyunlara ve içleri coşku dolu inançlılara katlanamıyordu. onun için tanrı ve hayata dair bir el çabukluğu veya modası geçmiş cennet fantezileri söz konusu değildi. bizden önce yaşamış ve ölmüş bedenler tarafından konmuş kurallara uygun biçimde yaşamak ve ölmek üzere doğmuş olan bedenlerimiz vardı yalnızca. hayatta felsefi bir pozisyonu varsa şayet, işte buydu -buna erken bir zamanda, sezgileriyle ulaşmıştı ve ne kadar basit olsa da, tamamı buydu. eğer bir öz yaşam öyküsü yazacak olsa ismini "bir erkek bedeninin yaşamı ve ölümü" koyardı. ama emekli olduktan sonra yazar değil, ressam olmaya çalıştı ve böylece, bu başlığı bir dizi soyut resminde kullandı.

ama babasının jersey paralı otoyolu'nun hemen sonundaki özel kabristanda annesinin yanına gömüldüğü gün, neye inanıp neye inanmadığının hiçbir önemi kalmamıştı.