14.10.19

milyarlarca ve milyarlarca

carl sagan

devletin temel görevlerinden biri zayıfı güçlüden korumaktır.

archimedes: kum taneciklerinin sayıya, gelmeyecek kadar sonsuz olduğunu düşünenler vardır. bazıları ise sayılabilseler bile, bilinen hiçbir sayının bunun için yeterli büyüklükte olmadığına inanır. ama ben size sadece dünyayı değil evreni de doldurup taşıracak kadar çok miktarda kum taneciğini simgeleyen sayılar göstermeye çalışacağım.

anlatılan bir fıkraya göre, planetoryumda konferans vermekte olan bir konuşmacı dinleyicilere, 5 milyar yıl sonra güneş'in şişerek kırmızı bir dev haline geleceğini, merkür ve venüs gezegenlerini, hatta belki dünya'yı da yutacağını söylemiş. daha sonra kaygılı bir dinleyici konuşmacıyı yakalayarak şu soruyu sormuş: "afedersiniz hocam, siz güneş'in beş milyar yıl sonra dünyayı yutup yakacağını söylediniz değil mi?" "evet, aşağı yukarı öyle." "tanrıya şükür! bir an 5 milyon dediğinizi sandım da."

friedrich engels: başka ülkeler üzerinde baskı kuran hiçbir ülke hür olamaz.

joseph fourier: daha evrensel ve daha basit, hatadan ve belirsizlikten daha uzak, yani doğanın nesneleri arasındaki değişmeyen ilişkileri ifade etmeye daha uygun başka bir dil olamaz... matematik insan zihninin, yaşamın kısalığını ve duyuların yetersizliğini dengelemek için yaratılmış bir yeteneği gibidir.

dünyanın içinde bulunduğu nüfus bunalımının temel nedenlerinden biri yoksulluktur.

akhenaton: doğu ufkundan yükseldiğinde bütün ülkeleri güzelliğinle kapladın. çok uzaklarda da olsan ışınların dünyanın üzerinde.

christiaan huygens: evrenin muhteşem büyüklüğü ne kadar olağanüstü ve şaşırtıcı bir düzen içinde! ne kadar çok güneş, ne kadar çok dünya!

dōgen: dünya mı? sardunyanın silkelediği ay ışığı vurmuş damlalar..

iş birliği yapma eğilimi evrim sürecinden zahmetle çıkarılmış bir derstir. işbirliği yapmayan, birbiriyle ortaklaşa hareket etmeyen organizmalar yok olmuştur. işbirliği, yaşamda kalanların genlerine yazılmıştır. işbirliği yapmak doğalarının gereği, var oluşlarının anahtarıdır.

montaigne: korkmak için cesaret gerekir.

william shakespeare: varlığın çerçevesi olan bu güzelim dünya, gözüme çorak bir toprak yığını gibi gözüküyor artık. şu görkemli sema, şu hava, işte bak, şu anlı şanlı gök kubbe, altın alevlerle süslü olan şu heybetli çatı yok mu, sadece murdar, illetli bir duman kumkuması gibi görünüyor bana.

"yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü." (süleyman'ın özdeyişleri)

aristoteles: kendisine hiçbir şey olmayacağına inanan kimse korkmaz. korkuyu, kendilerine bir şey olabileceğine inananlar hisseder. insanlar çok zengin olduklarında ya da öyle olduklarını sandıklarında ve bu yüzden küstah, kibirli ve pervasızken buna inanmazlar. ama eğer belirsizliğin acısını hissedecek olurlarsa, az da olsa bir kurtuluş beklentisi olmalıdır.

immanuel kant: insan olmasaydı, yaratılmış her şey yaban kalır, bir hiç olurdu.

papa ii. jean paul: bilim dini, hatadan ve boş inançtan, dinse bilimi putperestlikten ve doğru olmayan kesin yargılardan arındırabilir. her ikisi de diğerini, ikisinin de serpilip gelişebileceği daha büyük bir dünyaya taşıyabilir. bu tür köprü görevi yapan hizmetler desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.

roberto rossellini: ben kötümser değilim. bana göre, var olduğu yerde kötülüğü fark etmek bir çeşit iyimserliktir.

rachel carson: zamanın ancak, şimdiki yüzyıla denk düşen anında bir canlı türü, dünyanın doğasını değiştirme gücünü elde etmiştir.

rudolf hess: her türlü eleştirinin dışında olan bir kişi vardır ve o da führer'dir. çünkü herkes hisseder ve bilir ki o her zaman haklıdır ve hep haklı olacaktır. bizim nasyonal sosyalizmimiz führer'e olan eleştirisiz sadakatimiz ve teslimiyetimizle perçinlenmiştir.

bu gibi kör inançların devlet liderlerine sağladığı kolaylık adolf hitler'in şu sözleriyle de açıkça ortaya konuyor: "halkın düşünmemesi iktidarda olanlar için ne büyük şanstır!" zihinsel ve ahlaki uysallık kısa vadede liderlerin işine gelebilir; ama uzun vadede ulusların intiharı demektir. bu yüzden ulusal önderlik için ölçütlerden biri sert eleştirileri anlama, teşvik etme ve yapıcı olarak yararlanma yeteneğidir.

john dewey: insanoğlu zıt uçlar temelinde düşünmeyi sever. inançlarını ya öyle-ya da böyle diye oluşturur ve bir ara olasılık tanımaz. aşırı uçların uygulanamayacağını anlamak zorunda bırakıldığında da, bunların kuramsal olarak doğru olduğunda, ancak iş uygulamaya gelince şartların bizi uzlaşmaya zorladığında ısrar etmek eğilimindedir.

bugün dünyadaki hiçbir toplumda yaşam hakkı yoktur, geçmişte de olmamıştır (hindistan'daki jainizm az sayıdaki istinadan biridir.) kesmek için besi hayvanı yetiştiririz, ormanları yok ederiz; akarsu ve gölleri hiç balık yaşayamayacak kadar kirletiriz; spor olsun diye geyik, kürkü için leopar, gübre yapmak için balina öldürürüz; yunusları dev balık ağları içine hapsedip soluksuz bırakırız; fok yavrularını sopayla öldürürüz ve her gün bir canlı türünün soyunun tükenmesine sebep oluruz. tüm bu hayvanlar ve bitkiler bizim kadar canlıdır. sözümona korunan yaşam değil, insan yaşamıdır.

cicero: ahlaken doğru olan her şey şu dört olgudan birinden kaynaklanır: gerçeğin tam olarak algılanması ya da zihinde geliştirilmesi; ya da her insanın hakkını aldığı ve bütün yükümlülüklerin sadakatle yerine getirildiği örgütlü toplumun korunması; ya da soylu ve yenilmez bir ruhun yüceliği ve gücü; ya da her sözde ve işte düzen ve itidalin getirdiği dinginlik ve öz denetim.

gandhi: şiddete başvurmama dersini, karımı kendi isteğime göre yoğurmaya çalıştığım sırada ondan öğrendim. onun, bir yandan benim irademe karşı kararlı direnişi, diğer yanda benim aptallığımın sebep olduğu eziyet karşısındaki sessiz boyun eğişi, sonunda kendimden utanmama sebep oldu ve beni, onu yönetmek üzere doğduğuma inanma aptallığından kurtardı.

gandhi bile, bağlı oldukları davranış kuralları o kadar yüce olmayanlar karşısında, şiddeti dışlama kuralını savunmanın gerekleriyle bağdaştırmakta zorluk çekiyordu: "ben kendi yaşam felsefemi öğretmek için gerekli niteliklere sahip değilim. ancak, benimsediğim felsefeyi uygulayabilmek için gereken niteliklere sahibim. ben.. düşüncede, sözde ve eylemde bütünüyle doğru ve bütünüyle şiddeti dışlayan ama ideal olana hiçbir zaman ulaşamayan bir insan olmak için uğraşan zavallı bir ruhum."

konfüçyüs: iyiliğe iyilikle, kötülüğe adaletle karşılık verin.

dwight eisenhower: savunma harcamalarında karşılaşılan sorun, dışarıdan korumaya çalıştıklarınızı, içeriden yıkmadan ne kadar ileri gidebileceğinize karar vermektir.

gottfried wilhelm leibniz: tanrı'nın eserlerinin evrensel güzelliğini ve kusursuzluğunu kendi bütünlüğü içinde kavrayabilmek için, tüm evrenin sürekli ve tamamen özgür bir ilerleme içinde olduğunu fark etmeliyiz. sonsuz boşlukta her zaman, uyanma zamanı henüz gelmemiş, uykuda olan şeyler vardır.

albert einstein: yaratıklarını ödüllendiren ve cezalandıran ya da bizde olduğu gibi bir iradeye sahip olan bir tanrı düşünemiyorum. ben aynı zamanda kişinin fiziksel ölümünden sonra da yaşayacağını düşünmediğim gibi düşünmek de istemem. bırakalım zayıf ruhlar korkudan ya da saçma bir bencillikle böylesi düşünceleri benimsesinler. hayatın sonsuzluğunun gizemi ve bu dünyanın olağanüstü yapısını bir an için olsun görebilmek; bunun yanı sıra kendini doğada gösteren akıl'ın çok küçük de olsa bir bölümünü anlayabilmek için verilen direşken uğraş benim için yeterlidir.

thomas jefferson, insanlar eğitilmedikçe demokrasinin mümkün olmayacağını söylemişti.