18.10.19

gerçek yaşam

alain badiou

filozofun görevi daima gençliği yoldan çıkarmaktır.

"yaşam" diye adlandırılan şey, az çok iyi, az çok kötü anlara bölünmüş bir zamandır ve sonuçta, aşağı yukarı iyi kabul edilebilir olası en fazla ana sahip olmak: işte, hayattan beklenebilecek tek şey budur.

paul nizan: yirmi yaşındaydım. bunun yaşamın en güzel çağı olduğunu kimsenin söylemesine izin vermem.

gençlik -der bize nizan- kesinlikle yaşamın en iyi kısmı değildir. o halde, gençlik bir zafer midir, yaşamın bir zaferi midir, yoksa çelişik bir dönem, bir kafa karışıklığı dönemi olduğundan, belirsiz, daha ziyade dayanması güç bir dönem midir?

arthur rimbaud: vaktiyle, eğer yanlış hatırlamıyorsam, bir şölendi yaşamım; bütün kalplerin açıldığı, bütün şarapların aktığı.

daha ileride, metnin sonuna doğru, uçup gitmiş güzel günleri güçlükle hatırlayan bir yaşlı gibi yine şöyle diyecektir rimbaud: vaktiyle, bir gençlik yaşamadım mı, öyle altın sayfalara yazılacak, sevilmeye değer, yiğit, masalsı?

"muzaffer sabahları vardır gençliğimizin 
bir zafer gibi sıyrılıp çıkar gündüz geceden" (victor hugo)

"aşk sabahlarını, şehvet zaferinin tadıldığı sabahları hem ölçülü hem de güçlü bir şekilde anıştırarak, gençlik bir zaferdir." der hugo.

sizi siz yapan özneyi asla kendi evinizi sağlam bir şekilde inşa ederek gerçekleştiremezsiniz; aynı zamanda kendinize doğru yola çıkmayı da bilmeniz gerekir.

sokrates: hiçbir şeyi abartmayalım. iktidar âşıklarının iktidara gelmemesi gerektiğini veri kabul edelim; çünkü eğer iktidara gelirlerse, iktidar talipleri arasındaki savaştan başka bir şey olmaz.

esasen, der sokrates, -şimdilik sadece onun söylediklerini izliyorum- gerçek yaşamı fethetmek için, ön yargılara, basmakalıp düşüncelere, kör itaate, keyfi gelenek göreneklere ve sınırsız rekabete karşı mücadele etmek gerekir.

"anabasis" yunancada "yeniden yükselerek geri dönmek" anlamına gelir; erişilmesi güç bir istikamete doğru geri dönen ya da yeniden yükselen bir gezginliktir. bu anlamda bir gençlik metaforudur bu. anabasis, pers ülkesinde bir iç savaşa katılmış paralı askerlerin öyküsünü anlatan yunanca bir kitabın adıdır. bu kitabın yazarı, paralı askerlerin komutanı olan ksenofon'dur.

kadın, kendi içinde daima tanrı'nın var olmadığının, var olma ihtiyacı duymadığının dünyevi kanıtıdır. tanrı'dan rahatlıkla vazgeçebileceğimize derhal ikna olmak için bir kadına bakmak, ona gerçekten bakmak yeterlidir. geleneksel toplumlarda kadın bu yüzden gözden uzak tutulur. bu, sıradan bir cinsel kıskançlıktan çok daha ciddidir. gelenek, tanrı'yı ne pahasına olursa olsun hayatta tutabilmek için kadınları kesinlikle görünmez kılmak gerektiğini bilir.