9.10.15

venedik taciri

william shakespeare


felaketin devası kederde barınmaz

ah şu sahtekarlık, ne namuslu görünür dışardan! 

dış görünüş bazen hiç de yansıtmaz gerçeği
oysa dünya hep gösterişe kanmıştır
adaleti alalım: duruşma sırasında
şöyle zarif sözlerle terbiye edilip sunulsa
gizlenmeyecek kötülük, örtülemeyecek yolsuzluk var mı
dinde her zaman ortaya çıkan yanlış görüşleri
saçmalıkları düşünün
bunların içinde bir tane var mı ki
bilgiç'in biri çıkıp da
kutsal kitapların birinde ona dayanak bulmasın
allı pullu sözlerle akla yakın göstermesin

ne denli katıksız olursa olsun
dışardan bakıldığında iyi yanı bulunmayacak
kötülük yoktur yeryüzünde

süs dediğin
tehlike dolu denizin aldatıcı kıyısıdır
hintli güzelin yüzündeki göz alıcı tül peçedir
en akıllı insanları bile tuzağa düşürmek için
yalan dolanla dolu şu devrin büründüğü
doğruluk kisvesidir 

adalet uygulanacak olsa
hiçbirimiz kurtulamazdık

tahtında oturan hükümdara
tacından daha çok yaraşır merhamet

insanlar her şeyi
yakalamaktan çok, kovalamaktan zevk alırlar

bazı insanlar vardır, suratlarına
durgun suların yüzünde olduğu gibi
bir tür örtü takınırlar
inatçı bir suskunluk örtüsü
böyle yapmakla sanırlar ki, başkalarına
akıllı, ciddi, keskin zekalı görünecekler

şu şöhret denen minik balık için
melankoli yemiyle avlanmaktan vazgeç

bolluk içinde yüzüp tıkananlar da
darlık çekip aç kalanlar kadar hasta olabiliyor
o halde, ara yerde olabilmek az mutluluk sayılmaz
aşırılık saçları vaktinden önce ağartır
ama kararı kaçırmayanın ömrü uzun olur

eğer iyi olanı yapmak, bilmek kadar kolay olsaydı
köy kilisesi katedrale
yoksulun kulübesi de kral sarayına dönerdi

ben papaz diye, kendi öğüdünü dinleyene derim
yirmi kişiye birden kolayca davranış dersi verirdim; ama
o dersi alacak yirmi kişiden biri olmaya gelince iş değişir

insanın beyni, kanını dizginleyecek yasalar koyabilir
ama kızışmış tutkular soğuk kuralların üstünden atlayıp geçecektir
gençlik çılgınlığı da böyle bir tavşandır işte
topal nasihatin ağının üstünden atlayıverir

eğer insan çalmıyorsa kazanç mubahtır

ziyafete otururken sahip olduğu iştah
ziyafet sonunda kimde kalır
hangi at, o zorla öğrendiği adımları, daha sonra
ilk günlerin tükenmez şevkiyle atar

yaldızlı mezar görünce gözün kamaşır
bilmezsin ki içinde kurtlar kaynaşır

ne demişler: işini sağlam bırakan sağlam bulur

ah keşke mal mülk, unvan, mevki gibi şeyler
yalan dolanla, yolsuzlukla kazanılmasa da
o yüce onuru taşıma hakkı
erdemli kişinin olsa yalnızca
buyruk veren kaç kişi buyruk alırdı
gerçek onur tohumu seçilip ayıklansa
kimbilir içinden kaç kaba köylü çıkardı
zamanın sapı samanı arasından
kimbilir ne kadar onur toplanır
ve ışıldamaya başlardı

kimi insan hep gölgeleri kucaklar durur
sonunda mutluluğun gölgesini bulur

ne denli katı, vurdumduymaz, azgın olursa olsun
müzikten etkilenmeyecek varlık yoktur yeryüzünde